Yeni Bir Şarkıya, Ataol Behramoğlu

YENİ BİR ŞARKIYA

Sesimi tartıyorum başlamak için yeni bir şarkıya
Kendime yeni şairler arıyorum şimdi, canım sıkılınca çekip
gidiyorum
Ölgün ışıkların yandığı kahvelerin önünden derin bir iç
daraltısıyla geçtim
Sevgilim beni durakta bekleyecekti, ama gelmeyeceğini
biliyorum
Sonbahar serin kanatlarını gerdi şehrin üzerine
Umutlar, umutlar akıp gidiyor nehirler gibi
Nedir bu işin aslı astarı, nedir bu hayat dediğimiz şey
O beyaz kuleli şehre gidince ne olacak sanki
Diyelim ki saçlarına kurdeleler takmış sarışın bir sevgilim
olsun orada
Ve diyelim ki onun bir protestan papazı olan babasıyla
Tevrattaki hikâyeler üzerine oturup konuşalım
Diyelim ki akşamdır, güneş karşı tepenin üzerinden
Küçük, pembe kiremitli evlere altın ışıklarını saçmadadır
Ne değişecek, hayatımız sürüp gitmeyecek mi
Hep aynı şeyler konuşulmayacak mı aynı yerlerde
Burnunda çiller olan o kız da bir papazın kızı değil miydi
Ve Bursa’da bir akşamüstü kokladığı nergisin sarı tozları
çilli burnuna bulaştığında
Onu sevdiğimi söylemiştim, güneş çatlayacak kadar büyüktü
Ve kalbim çatlayacak kadar sancıyordu birtakım anlatılmaz
duygularla
Gecenin bir sonu yoktur her gece bir gündüze ulansa da
Ve aşkın sonu yoktur her aşk bir başka aşka ulansa da
dağıtır giderim şarkılarımı birtakım dağ yollarında
Ömrüm bulanıklaşır, sadece belli belirsiz bir hüzün
Bazen eski bir dost kılığında karşımıza çıkar bir caddede
Oturur içeriz, ama eski tadı kalmamıştır rakıların
Hüzün o eski hüzün değildir, şimdi tatsız bir başağrısı taşır
yedeğinde
Ey benim gençliğim, sen var mısın yok musun
Geçtiğimiz odalara bedenlerimizden sisli bir iz bırakarak
Taşıyıp durduğumuz şey nedir, nedir hiç bitmeyecek olan
Durmadan durmadan anlatmak istediğim hayat
Alıp götürür beni parklara, karanlık kütüphanelere
Ve ben küçük adamlarla şarkılarını paylaşmayı severim
Bilirim nedir bir akşamüstü insanları ısıtan şey
Bilirim nedir ormanın serin karanlığında
Asi maden işçileri birbirine sokulmuş dinlerken
Bir kayanın üstünden yiğitçe haykıran o önderi
Nedir onları ısıtan şey ve bir güz günü ceket giymenin
sevinci…

Geçmiş günleri hatırlamanın bir yararı var mı
Acıları deşmenin bir yararı var mı
Desem ki gökyüzü alabildiğine genişti
Çanlar çalıyordu ve biz
-Şimdi kim bilir nerede neler düşünmekte olan-
O gençlik arkadaşıyla şaraplar içiyorduk
Şişelerin biri gidip biri gelmişti
Ve karanlık bir tramvayla dönerken düşündüklerimi
Burada tekrar hatırlamanın bir yararı var mı
İnsanın içini yakan acılar vardır, aşkın ve özlemin acısı
böyledir
Dağınık kalbimi ne kadar toplamak istesem nafile
O ihtilallerin ve gözyaşlarının arefesindedir
Kederliyim, binlerce sebep var kederli olmama
Ölgün ışıkların yandığı kahvelerin önünden derin bir iç
daraltısıyla geçtim
Bu gece on bir buçuk otobüsüyle İstanbul’a mı gitsem
İntihar mı etsem, bir toplum polisi mi öldürsem yoksa… (1970)

Reklamlar

2 comments

  1. bu şiiri 1980yılı mayıs ayında odtü kampüsünde en kederli günümde bir arkadaşımdan dinlemiştim.kardeşim 10 yıl sürecek bir cezaevi yaşamının başındaydı.benimse en kederli günümün başlangıcı.bu şiir bir mıh gibi aklıma çakılmıştı.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s