Söz Acıda Sınanır, Ahmet Oktay

SÖZ ACIDA SINANIR

Hangi sunaktır bize ayrılan
maddenin ve bedenin altınsı doruğunda?

Ey tayfunla dövülmüş göğüs;
hem eril hem dişilsin; sen de ey Yürek! Seni kutsadı akkor kesilmiş
sözcük, gökdelenlerin dibine yerleştirilmiş çığlık;
gürbüz bir ölüm doğur
çünkü geciktik her şeye: Kalktı tüm cenazeler; Geçiyoruz “simge
ormanlarından”, Taşlar her yanda
Zaman ve Bellek
İkiz Sirenler!
Yıkımı sesleyin, Doğumu sesleyin.

Her Söz acıda sınanır; Ama parıldamaz acı; kuyuların dibindedir,
incirin sızan balında: kaç yağmur, kaç kar gerekti; lodos ve poyraz nasıl da
sarstı gecenin ve tanın uykusunu: Ey iğvanın ve ölümün siyah afyonu
“kulağıma bu zehri akıtan kim?”
diye sordun, ben de sabahın serinliğinden doğdum ey borayı andıran
Hayalet!

Nerdesin alacakaranlığın Nemesis’i?

Her yanda izler! Veba çıbanları işte; çöküşün, açlığın, yoksulluğun
çiçekleri; Öpün beni, çiftleşin kenti kundaklayan sakat gövdemle;
Bir yeni dil gerekiyor Kalbe ve Bedene: “Hastalık sağlıktır”.
Yaşıyorum ben tomografi raporlarımla; sonografilerden de geçtim az
önce. Tanrı’nın cehenneminden daha ürkünç akciğer röntgenim, doktor
da düştü derinliklerine; kaburgalarım nasıl da dağılıyor mehtabın
iskeleleri gibi, vurma göğsüme: herkesin yaşamını gizledim ve
gezdirdim kalbimde!
Aşk, Aşk!

Tapınaklar hep kurban istedi: Ergin ya da Bebek. Senin kılıcı tutan El!
Kanı içen de senin ağzın! Ateşte ve İpte sınandın ey sesini koyaklarda
gezdiren;
Metalötesi org! Üretilecek olan! Üretilmiş olan! Ortopedik ve Plastik
İmgelem! Çürü, çürü. Sil kendini Tarihin zebercetinden. Ama hiçbir
bakire de Güzel değil.

Uçurumu soludum hep!

Şuramda çatırdadı Gonca ve Buğday: Döl bu, Döl! İmparatorlukları
boklayan. Es Kasırga! Kısır Zamanı tanıdım; çünkü O’yum ben. Her kemik,
toplu bir duanın affı gibi reddedildi. Amin. Amin tüm ırza geçmelere,
tüm cinayetlere! Nasıl da mırıldanıyordu Ay. Her şeyin vaadiydi kumsal.
Yani herhangi bir Otel Odası: Kirli cennet!
Yoksula kalan.

Usul usul tanıdım, yıllarla
cinnetin
gözünü, kalbini ve sesini!
ekspreslerin üçüncü mevki vagonlarında:

bitmeyen bozkır, kıl heybeler, denkler, röntgenler, hava değişimi
raporları: verem, frengi ve şizofreni.

Siyah istasyonlar; kan davaları, namus cinayetleri, mapusanelerde
ırzına geçilmiş sıbyanlar; kuruyan rahimler, kesilen falluslar
her durakta binen yeni bir hayalet!

Bir kalem yontun, bir kalem yontun
makinaya bağlanacak kalpler için!

Ahmet Oktay Yaşamı ve Eserleri

Reklamlar

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s