Bir İçkinin Öğle Vaktinde Ege’yle Düşsel Söyleşi, Ahmet Oktay

Oğuz Halûk Alplaçin 5
Oğuz Halûk Alplaçin

BİR İÇKİNİN ÖĞLE VAKTİNDE EGE’YLE DÜŞSEL SÖYLEŞİ

-Hiç intiharlamamışsın
-Çok geç geliyor devrim de
Yanlışlıkla karışmış gibi
bir öğle namazının kalabalığına
geçerek afyonlu bir yaprak hışırtısı çıkaran
parktan
işbaşı yapıyor trikotajcı kızlar,
sapsarı bir kasımpatı da o sıra
bir çingenenin sepetinden
içi sızlayarak düşüyor kaldırıma
Yırtılarak tel örgüde sesin:
-Her yer gibi düşünüyorum Asaf’ın mezarını
yitiğin kapkara simyasıyla beni damgalayan
ama yine de aldırmayarak hep aynı
görüme ulaştığıma, gittiğim ve döndüğüm
her yer. Bak
şöyle bir karabasan geçende:
Kulisteyiz ve kırmızılar içinde herkes
nedense bir Asaf çırılçıplak
duruyor, ödünç alınmış teybin başında;
üstelik ağlıyor da. Güzelim gözyaşları
izmarit dolu bu zemine düşüp parçalanacak
diye söyleniyorum. İlençler gibi bize sunulmuş
bu zamanı, Asaf basıyor teybin düğmesine. O anda
müzikle birlikte haykırıyor Übü sahneden:
“Bok dünya, bok dünya”
Veledin teki
bir vole patlatıyor kasımpatına:
“kentler şu gördüklerin”
gökdelenlerin, faizlerin, lotaryaların arasından
ve tutuklu listelerinin ve icra bildirimlerinin?
“Haydi bulun Hortanse’ı”.
Yırtılarak tel örgüde sesim:
-Ödenecekler ödendi bu yaşama
demişti Hayalet
kanayan bir yaraya dönüştürdüğü gözlerini
yumarak Panayot’un tezgâhında.
“Bu alım satım dünyasında” demişti
“bir ötekinin yurtsuzu herkes
evimi sırtımda gezdiriyorum bu yüzden.”
Alayın da acıdan kaynaklandığını
ondan öğrendim ben. Boşanmıştı güz
yaralı kentin bütün bentlerinden:
tam çukura indirilirken babası
dövünen birini görünce, “yine” demişti
“yanlış cenazaye geldim”
elinde buruşturarak bir çınar yaprağını.
Hiç unutmam, sirenlerin öttüğü bir sabah
orta üçten terk bir otel katibine
rehin bırakmıştı Green’in “Çirkin Amerikalı’sını,
çeviriyordu sayfasını üç liradan.
Bilmiyorum yağmur mu yağıyordu ağlıyor muydum
beni öptüğü zaman ıslak yanaklarımdan,
dedim: -İnsanın kendisi değil taşıyamadığı
belleği.
Kolumdan dürtünce Şişli’nin avlusunda
paylaşılmamış bir zamanın
Ayşe, Hasan, Zeynep olan adı,
anladım ölümlerde bile biz
asla olmadık birbirimizin tanığı.
Kasımpatına vole atan o velet
didiyor şimdi de yapraklarını.
Yırtılarak tel örgüde seslerimiz:
“İşte caniler çağı”.

Ahmet Oktay Yaşamı ve Eserleri

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s