Av Saatini Bulmak, Ahmet Oktay

AV SAATİNİ BULMAK

I
Artık olsa
yüzünün ayrılığından bir anı olsa
sevilen kolye taşının kırıldığından;
bir sesin öfkesi olsa,
bu sonsuz sözcük ormanında
darmadağın sürüler
ve ey avlanmak olsa.
Beslenin dünyayı dengeleyen sözcükler
her gömünün gizini veren simya,
sürede bir ölüm korkusu: av
bir adam kendini saklayarak
nereye bir kuşun ağzıyla uçtuğuna:
av,
biriktirmek sessizce
ve kardan yapılmış gibi yapayalnız
suskunluğu. Ki razı olmak
bir bakışın dalgınlığıyla dağılan
ey avlanmak.
Ey av saati
vurdun ey altın sarkaç,
çünkü kuruldu acılar.
Ama olsa artık
bir yere dönmek olsa.
Çocuklar bile anmıyor oysa
çizilmiş kuğunun çok erken ölümünü
düşen az önce baktıkları suya
yasaklayan “gitmek yok” sözünü
ki uzağa taşır kovboyları.
Çocuklar bile çocuklar
anmıyor çoğalan yenilgiyi,
durmadan sevilmek ve öpülmek ister.
Akşamdan boyuna umutsuzluk biçer
yönsüz ve soluyan bir atlı.
Ey iğnelenmiş renkli kelebek
ey bungunluğun ateşten ağzı
her suskunluğun sesi var
bir im çizer her kıpırtı.
Kırıldı bir bardak
taşınmaz deniyor bunca şey
kemiklere işleyen bunca dırıltı.
Bir saat vurdu
çünkü birikti tasalar.
Herkes birbirine ayna. Ama o kadar
bir ağız bir ağızla
aşkı karıştırmayın, aşkı karıştırmayın
bir el bir eli tuttu. O kadar,
çünkü herkes burda
ne zamandır burda
o kadar.

II
Her şey ne kadar aynı
Gök kararır, rüzgâr uğuldar
uğultu çarşıları süsleyen arma.
Bir yasın ertesi. Diyelim çarşıda
bir kadını geçsem tenhalaşarak
yüzünün somaki hüznünü saklar.
Şaşıyorum buna, en çok şaşıyorum
bu gevşek ipte, bu dengesizlikte
tüketirken sesini gönülsüz kanarya
her yüz daima bir öykü yazar.

Yüzüm hiç anlamamak halinde,
yağmurdaki istasyonları gözleyerek
durmadan sayarak aynı adamı
banliyö trenlerinin birinde:
düşünün yalnızca otuz lira
hem de eski zaman şamdanına.
Geçmiş zamanlar, aldatıcı akik
ey yangın sonrasının durgunu
hadi. Kim cevaplayabilir yokluğunu?
Her şeyi geçmişte aramak
yılgınlığın biriktiği deltada;
maden damarını, sevilen kadını
ölümün azaltılan acısını,
ya da kâğıttan bir gök yapan
mavi ve billûr kahkaha,
anlamıyorum, şaşıyorum buna.

Ne demektir doğum gününü yaşamak?
Akan bir su, dolan bir barkaç
dolan. Dolarak, dolarak kanla,
dolaşan bir el, bir taşın duyusu
o kadar ağrı ve kanla ışımak,
nedir işte doğum gününü kutlamak?
Çatal sesleri, bir iki armağan
biraz özenti, biraz bardak,
ertelenmiş bir yokluğun buketi.
Bağlayan bir virgülün yerini
karın donmasını anlıyorum
ya da birine acı verildiğini
ama sahi nedir bu eğlenti?

Daima gecikmelerle örülür akşam,
bir biletçi, bir turnike, bir kontrol
geçer herkesin içinden
herkes birini bekler artık.
Bardaktan su dökülür örtüye
patlama olur, sıkıntı olur, korku olur.
Hiç değişmiyor korku ve sıkıntı
komşu balkonlar: niye baktın?
akşam vitrinleri, üç kadeh rakı
gençliğim gitti, artık bıktım.
Artık kimse almıyor aldığını
sevmiyor kedileri, tefrika romanları
romanlar. Ey ne kadar aldandık
dağıldı ufuk çizgisine benzeyen dalga
parçalandı avunulan göktaşı,
ekmeği ve aşkı kolay sandık.
Anlamıyorum işte, anlamıyorum
herşey ne kadar birbirinin aynı.

III
Hiç değilse bir tüy havalansa
soruymuş gibi tedirgin ederek
o paslı karanlığı kendiyle.
Bazan ölü bir kuş düşer
ama duyar suyu bir an olsa bile,
ölüdür elbet. Yine de vardır
vardır yokluğunun suya değmesiyle
çünkü öteki kuşları uyarır.

Olmuyor ve görülmüyor da,
öfkenin apaçık hazırlanması yok
menekşelerin duhuliyesiz parkında
barbar uğrağında umutsuzluğun.
Yalımlı bir döngü, tersine adlanma
anı defterini açmak: İlgisizlik
işten çıkarılma: kimse aldırmaz.
Sözler, bir hey sözü, hey
ki kavgalara hazırlayan
gölgelerin oynaştığı sur dibi.
Yıkık duvarlar, suskun odalar
horlayıcı bir durum en azından
ve ey yılgınlık. Çünkü avcı gelmedi.

IV
Yer sarsıldı kaç kez. Deprem belki,
belki bir vazo düştü. Ama kaç kez?
Olağan geliyor cinayet haberleri
rakılar, borçlar, terkedilmek,
çıkarak göğün apansız bir yerinden
ılıman leylek sürüsüne ateş etmek
Ağlayan mı var? aldırmıyoruz
o çok kullanılmış bir fotoğraf
bir baş soğan, bir tavla pulu,
o kadar alıştık, aldırmıyoruz
çıkıyor durmadan sakallarımız gibi.

Bir şeyler olmuyor değil arada,
tavşanlar vardı, hasta bir çocuktuk
ak tavşanı unutturan bir baş dönmesi
o yaz kadınlarının terli avuçlarıyla.
Bir sinema, fren gıcırtıları, sesler
ekmeğe, taşıt araçlarına zam
kırılan tabaklar, gereksiz sözler,
alıştık yaşadıkça ve düşünmüyoruz da.

Sanki hiç terhis olmamışız
hep yağmur yağıyor kaputlarımıza,
dairelerde, fabrikalarda, alanlarda
sabah tekmilinin yankısıyız
Bir meyhaneye giriyoruz birinden çıkarak
otobüse biniyoruz birinden inerek
kuşkusuz gördük bu denizi başka yerde,
ama nerde? O kadarını anımsamıyoruz.
geçmişi, şimdiyi, geleceği karıştırıyoruz.

İçimizdeki büyük yılgınlık
ey kent, ey çöl, ey karmaşa
ey küçük balık, ey yakalara balina
aldırmıyoruz artık, düşünmüyoruz da.
Bazen bilmediğimiz bir soru ta nereden
o hiç dengeleyemediğimiz tartı
gençliğimiz, düşlerimiz, korkunç anılar;
mı ekini kim kaldırdı sözlükten?

Sessiz, uslu, geçip gidiyoruz işte
zeytin-ekmek öğlelerinden
uyuşuk kahve demliklerinden,
bazı uğultular geliyor: işsizlik
bazı infilaklar: biri kendini astı,
yazılı, sözlü emirler gözlerimizden.

V
Ey kim var orda?
Her şeyi bir faltaşı denizi kestiren
bu dehşetli hüzünlerin ordasında,
geceyle bir cam gibi buğulanarak
yağmuru, soğuğu, serti üleşen
yapıları kuran emeğin ordasında,
şarabı bir anda aşka çeviren
küskünlüğü isyana çeviren ey
vücudu adlandıran yüreğin ordasında,

ey kim var orda?

VI
İçiyorum şarabımı bir çığlıkta
herşey acı bir haberin başlangıcı:
üç harften bir ad kurulabilir pekâla
işte o. Bir ceza duruşmasının,
dünden bu yana ucuzlayan gül
büyüyen bir yas karanlığının.
Deneyini yapıyor kadehi bu tutuş
olumsuz başlangıçlara şaşakalmanın
ve çığlığın anlamadan belki de
umutsuzca bir dala tutunmanın.

Gözüm zorlanmış göçebeliğe,
değiştiren gölün entarisini durmadan
bir solgun kış görüntüsüne
daha göl olduğunu iyice anlamadan.
Bilmiyorum kim geçiyor ara sıra
önlüğü temiz, yakası kolalı
çocukluğun afacan şarkılarından.
Ben buradayım içimde eskiterek
bir sıkıntının titreyen elleriyle
o öcünü alan güçlü barbarı.
Bir türlü kestiremiyorum olanları
haciz kararlarını kim postalar
adıma gönderilen bayram kartlarını?
Belki de hep domino oynadığımdan
sabahları işe gittiğimden yalnızca
geri dönmüyor çığlığımın yankısı.

Tatsız bir naylon göğün altında
umursamaz naylon, ey çağdaş ölümcü.
Pencereyi açsam sayısız yapılar
tığlarla, izmaritlerle, bulaşıklarla
o bitmez dırıltı çeşitlemesini ezgileyen.

Oynasam da sevmiyorum dominoyu
öğle paydosunun durgunluğunu
Kulak veriyorum. Bir çay ve ajanslar
kabine anlaşmazlığı, zenciler, bayan Nhu.
Som yalnızlık ve rakıdan örme adamlar
sokağı açsam bir dalgınlığın sonu,
adamları açsam, bir daha açsam
bir kadın ormanı en azından,
oysa kendilerindeki sünger doku
değişmiyor işte kadınlarda da.

Birini öldürmek geliyor aklıma
kanı döndürüvermek cayılmaz bir anıya
unutulmaz bir okul sıyrığına
budur diyorum çığlığımın deneyi, budur mutlaka
dönmek, aralıksız dönmek
dönmek bu kan anıya
bu dengesiz tutunmaya.

VII
Sormak şimdi vurarak her kapıya
gözleriyle bir gece yolcusunun,
oraya ne kadar kaldığını
oraya. Bir otel odasına;
üç kez düzeltilerek yazılmış, yazılan
özenli bir iş mektubunun
sormak kaçınılmaz cevabını,
günün kaçta ağdığını
ve durmakla ne kazandığını
durmak. Ve ürperdi
eski bir silahın sedef kabzası.
Kabza ve bu korkunç olan
bir çan sesidir her yazgı
çağıran ve dağılan,
içip bitirilen bir şey
tadı az sonra yitirilen

o kadar.

Bir saat vurdu
çünkü kuruldu acılar.

Söylemek şimdi vurarak her kapıya:

herkes av alanına
herkes av alanına.

VIII
Hep uğraşıyoruz birşeyler yapmaya
çünkü karnımız doymaz, çünkü çocuklar
sarı defter, T cetveli, minkale
karımız dargın olsak da ister
ve yapıyoruz elimizden geldiğince.
Yağmurla birlikte kıyıya çekerler
sadece imzayız sandalın birinde,
bir eskime adayı, bir Mustafa Pamuk
giderek silikleşen rüzgârın esintisinde.

Yapıyoruz ve birşey kalmıyor geriye,
bir bahçeden çiçek kopardılar
işte o kadarcık birşey bile,
özlü bir duygu, belki de serüven
kehribar bir tesbih, bir sigara ağızlığı.
Bilmiyoruz, anlamıyoruz, düşünmüyoruz,
içimizde kirli bir fosfor aklığı,
kent: durmadan aldandığımız harita
neresiydi? ne yaptık? ne zamandı?
gerçekten bilmiyoruz gerçekten
kendimizi böyle ıpıssız bırakanı.

sokağın su götürmez bir hışmı var
çünkü hergün geçiyoruz telâşla,
bu çırpıntı ne? Bu telâş neyin?
çıkaramıyoruz biz, çıkaramıyor onlar da,
bir korkunun geyiksi duruşuyla
gecenin bir yerinde hazırdırlar,
bize benzeyen. Belki de biz. Birlikte ağladığımız
o yaşlı ve bıkkın çalgıcılar.

İçimiz bir kır kahvesi
sıkıntılı bir ilkyaz öğlesi,
durgun ve bekleyen
durgun ve özleyen
karla örtülmüş bir dağ silsilesi.
Çıkamıyoruz bu çokluğun içinden
bu akşam kazalarına borçlanmak
askere alınmak bayram arifesi,
o kadar çok. Sanki bir atlı yuvarlandı
unutmak ve anımsamamak.
Olmadık şeylerle karşılaşıyoruz
yorgunduk, ayakta uyukluyorduk
hazırdı düş yeşilin yanında.
Birden çift sıra bir kalabalık
dördüncü öğrenci gösterisi,
dağınık işçi yürüyüşleri
ve bize benzeyen. Belki de biz
olmadık şeylerleyiz,
bazen usuldan bir şarkı
bazen bir haykırışla.

Öylesine çalışıyoruz anlamaya
öylesine çalışıyoruz anlamaya.

IX
Ey kim sürüyor sesimi böyle?
Ey sesim, ey uzaklaşan
ey kozasını bitiremeyen tırtıl,
durmadan atlı karıncalar döngüsüne
ve o müthiş sürgüne.
Ey sesim, ey ürkek eylülcü
rengini bilmeyen kurgusal kadife,
yasakladılar çoktan ve yasak
yine de bir karşı koyuş var
ey ülken kılınmış bu sürgünde,
çünkü ve hergün
incelen bir gölgeyi öldürüyorlar.

Öldürüyorlar ve artık sevmiyorum
çoğalmış kelebek koleksiyonumu
o biricik, o uysal avuntumu;
yanan ve külünde dirilemeyen Anka
ey avuntular.
Trikotaj makinaları, daktilolar
ey elle toplanmayan dokuz rakkamı
tezgâhlar ve sayısız eşyalar
eşyalar, eşyalar, eşyalar
yontma taş, yontma demir, yontma tahta;
ben neyim? ben neciyim? ben kimim burda?

X
Sen ey üreyen
gizli gece konuşmalarıyla
su altı kıpırtılarıyla;
sen ey dönen
ey dönmekte olan
şaşırtılmış çocukluğu
hüneri ve takım taklavatıyla
ey dönen. Ve artık av saati
çünkü bir kâğıt hışırdadı
geriye dönüyor yankı,
ey yolcusu uzun gecenin
ey bekleyen kabza.

Ey kim var orda?

Ey, ey, ey
ey biri olmalı burda.

Ahmet Oktay Yaşamı ve Eserleri

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s