Masa, Ahmet Oktay

MASA

İndi, telâşlı bir kuştur gece
ince, sıkıntılı yüzlerledir
kahvelerin aynasında görülen.
Bungun ellerle tutuşmuştur,
denizi bir hüzün gibi bırakıp geride
vitrini sokaklara çıkmıştır.
Muştu salmaz neonlar ve naylonlar
çocuklara ip cambazlarından.
Kadınlardır: düşsüz, hülyâsız
rüzgârlarından serinlik bırakmayan,
kimseden alacak çiçekleri yoktur
vermezler saklılarından.
Erkeklerdir: tıkanmış, esrik
işyerleri, fabrikalar dolusu,
durmadan tükenen paralarla
gece ürpermeleriyle gelen
eşkıya olmayan yanlış eşkıya.

Müthiş bir korkudur koşturan
hepsini evlerden sokaklara:
“Gece geçiyor, gece geçiyor
kimler kimlerle beraber?”
Buluşur kibrit alevi, seyrek doku
peçeteler, kadehler, solgun çiçeklerle
bir yolcu telâşındadır içkiler.
Anlamazlar birbirlerinin dilinden

sadece masa vardır ortalarında
sadece masalar yakındır yüreklerine,
otururlar ve beraber değiller
sadece konuşur masa:

Ne olur birşey söylesen
Ama söz ölü bir kırlangıçtır
yuvasını hiç anımsamayan
Bak diyorum ki
Ah, birazcık anlasan
ama anlamak değil
garsonlar geçer masalardan.
Yine de bağlanmıştır masaya herşey
tutunmak, durmak, yürümek.
Oysa bir kin biliyordur masa,
duvardaki maviyi sıkıysa sevin
sıkıysa öğrenin çiçek adlarını,
çünkü masa hep ayırıyordur,
ilgisizdir gözler ve katı.
Bir söz düşecektir apansız
sanki kurşun, sanki balta,
geyikler vurulup ölecektir
korkuyla ağlıyacaktır çocuk
burnunu silmeyecektir kimse.

İşte tartışma başlıyacaktır
çünkü sözü edildi aşkın,
yani biri daha gidecektir
bitecektir bir yalnızlık.
Oysa hiç sevmez eksilmeyi masa,
tükenirse o umutsuz alan
bir gün tek başına kalacaktır.

Ama toplar çevresinde masalar
hüznün yorgun parkçılarını.
Akşam tehlikesidir onların
azalan ev mutluluklarıyla

onulmaz gözleriyle çocukların
bakılmaz resimliklerle gelir.
korkulu bir sorudur akşam
olmadık intiharların cambazı
parasız-pulsuz, gelişi bilinmeyen.
Niye bakılır camlardan? Niye sorulur?
hiç kimse cevaplayamaz yalnızlığını.
Muttur mavi bir kanla kanayan
incecik bir kuşun boynunda.
Masadır o müthiş ve çılgın
sessizliğin sesini dağıtan.
Çeker erkekleri kadınları masa,
belki bağlar, belki tutundurur
umuttur her tensel vuruşma.
Burgusudur titreyen eller
gözeneği yitmiş barınakların
ve toplar çevresinde masa.

Canınız leylaklı bir sokak özlemiştir
kimsenin düşmediği acılı balkonlarından,
sıkılmışsınızdır sıkılmaktan da
işleyen saatlerle, buruşan göklerle.
Siz söylemeyin anlar masa,
onun da kaçırılmıştır bahçeleri
avluların serinliğini unutmuştur,
ama kıpırdayamaz bir yerlere
çünkü bilir sokakların tenhalığını
evlerde yokluğun ağdığını.
Saatler durur değişen içkilerle
gece başka gecelerle uzatılır,
kimse kalkmasa, hep böyle durulsa.
Anlatacak birşey kalmamıştır, olsun
çünkü bir umutsuzluktur masa.

Bir sigara versene
Hiçbir şey, ama bazan
Ama bazan tüketilmiş bir sorudur
eskiyen dergi kapakları, ağaran damlarla.
Birer kadeh daha içelim sonra
sanki aşk mı, inanç mı ölümü küçülten
güzelim mektupları, kavga bayraklarıyla?
kan kırmızı denizlerden.

İyiden iyiye aydınlanır gök
yankılanır sesler kuyuda:
Hadi eyvallah
Hadi eyvallah

Ey kırılmayan, eksilmeyen
akşama, ey tahta masa.

Ahmet Oktay Yaşamı ve Eserleri

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s