İlkçağ Felsefe Tarihi (önsöz), Ahmet Arslan

“SÖYLENDİĞİNE GÖRE BU İLİM [FELSEFE] ESKİDEN IRAK HALKI OLAN KELDANİLER ARASINDA MEVCUTTU. ONLARDAN MISIR HALKINA GEÇMİŞ, ORADAN YUNANLILARA İNTİKAL ETMİŞ, SÜRYANİLER VE DAHA SONRA ARAPLAR’A GEÇİNCEYE KADAR ONLARDA KALMIŞTIR. BU İLMİN İÇERDİĞİ HER ŞEY YUNAN DİLİNDE, DAHA SONRA SÜRYANİCEDE, NİHAYET ARAPÇADA İFADE EDİLMİŞTİR. BU İLME SAHİP OLAN YUNANLILAR ONU HAKİKİ HiKMET VE EN YÜKSEK HİKMET DİYE ADLANDIRIRLAR VE ONUN ELDE EDiİLMESİNE İLİM, ONUNLA İLGİLİ ZİHİN DURUMUNA İSE FELSEFE DERLERDİ. BUNUNLA EN YÜKSEK HİKMETİ ARAMA VE SEVMEYİ KASTEDERLERDİ. ONU ELDE EDENE FİLOZOF DERLER VE BUNUNLA DA EN YÜKSEK HİKMETİ SEVEN VE ONU ARAYANI KASTEDERLERDİ. ONLAR EN YÜKSEK HİKMETİN KUVVE HALİNDE BÜTÜN ERDEMLERİ İÇERDİĞİNE İNANlRLAR VE ONU İLİMLERİN İLMİ, İLİMLERİN ANASI, HİKMETLERİN HİKMETİ VE SANATLARIN SANATI DİYE ADLANDIRIRLARDI. BUNUNLA DA BÜTÜN SANATLARI İÇİNE ALAN SANATI, BÜTÜN ERDEMLERİ İÇİNE ALAN ERDEMİ, BÜTÜN HİKMETLERİ İÇİNE ALAN HİKMETİ KASTEDERLERDİ.”

FARABİ, Mutluluğun Kazanılması (Tahsîlus-Sa’ada),
Çev. Ahmet Arslan, Ankara, 1999, s. 88-89

 

ÖNSÖZ

Bu kitabın yazarının asıl uzmanlık alanı Ortaçağ İslam felsefesidir. Ancak onun Ortaçağ’da İslam dünyasında ortaya çıkan ve gelişen felsefi nitelikli düşünce hareketlerini ve onların temsilcilerini incelerken tesbit etmiş olduğu en önemli gerçek, bu felsefi hareketlerin ve temsilcilerinin görüşlerinin, sistemlerinin daha önceki antik Yunan felsefesi ve filozoflarının doğru ve yeterli bir bilgisi olmaksızın anlaşılamayacağı ve anlatılamayacağıdır.

Bu özel olarak Kindi, Farabi, İbni Sina, İbni Rüşt gibi İslam dünyasında Yunan tarzında felsefe yapan filozoflar veya İslam’daki teknik adıyla Felasife için doğru olduğu gibi daha genel olarak yine bu dönemde ortaya çıkmış olan diğer iki büyük felsefi-entelektüel hareket, yani Kelâm ve Tasavvuf hareketi için de doğrudur.

Çünkü Yunan felsefesi ve biliminin İslam dünyasında tanınmaya başlamasından hemen sonra ortaya çıkmış olan Kelamcılar, örneğin Mu’tezile hareketi içinde yeralan Nazzam, Allaf, daha sonra 10. yüzyılda yaşamış olan ünlü Eş’arici doğa felsefesicisi Bakıllani, özellikle Kelam hareketi içinde Yunan felsefesiyle en yoğun bir ilişkiyi temsil eden Gazali, onu takiben Fahreddin Razi, Nasreddin Tusi vb.gibi isim ler antik Yunan kaynaklı etkileri düşünce ve eserlerinde göstermiş oldukları gibi Tasavvufçular veya İslam dünyasındaki adıyla Mutasavvıflar arasında yer alan diğer bazı önemli kişiler de (örneğin aynı zamanda bu hareket içinde de önemli bir aşamayı temsil eden Gazali, Sühreverdi, İbni Arabi vb.) gerek doğrudan, gerekse Felasife aracılığıyla antik felsefenin etkisine maruz kalmışlardır.

Genel olarak İslam dünyasını etkileme bakımından başlıca rol oynayan Yunan filozofları ise başta Platon ve Aristoteles olmak üzere Yeni Platoncular (Piotinos ve Proklos), Galen (Galenos) olmuştur. Bu isimlere Yunan dünyasında ortaya çıkmış olan bazı başka felsefe okullarını, Stoacılık, Septikler ve Yeni-Pythagorasçıları da eklemek gerekir.

Antikçağ Yunan felsefesinin İslam düşüncesi üzerindeki etkisinin bu üç önemli felsefi entelektüel hareketle sınırlı olmadığını, İslam Siyasal Düşünce Literatürü, hatta daha dar anlamda İslam edebiyatı üzerinde de kendisini gösterdiğini söyleyebiliriz. İslam Siyasal Düşünce Literatürünün veya diğer adıyla Hükümdarlara Öğütler edebiyatının önde gelen yazarları, örneğin Gazali, Nizamülmülk, Nasreddin Tusi, hatta bir anlamda bu edebiyat içinde sayılması mümkün olan Sadi’nin eserleri üzerinde Doğu Hint-İran bilgelik edebiyatının etkisi yanında klasik Yunan-Roma siyasal bilgelik edebiyatının etkisinden sözetmek doğru olduğu gibi 16. yüzyılda yaşamış Ali Efendi gibi bir Osmanlı edibinin Ahlak-ı Alâi’sinde veya daha geç bir tarihte Ziya Paşa gibi yine bir Osmanlı yazar ve edibinin ünlü Terkib-i bend’indeki hikmetli sözlerin bazılarında bile bu etkiyi gözlemek mümkündür. Bu bağlamda basit bir örnek olmak üzere Ziya Paşa’nın bu eserindeki ünlü “gökte yıldız ararken gaflet sonucu yolu üzerindeki kuyuyu görmeyerek içine düşen acemi gökbilimci” temasını hatırlatabiliriz. Konuyla ilgili olanların bildiği üzere bu Platon tarafından antik Yunan’da felsefenin ilk temsilcisi olan Thales’e mal edilen ünlü bir anektottur: Bu anektotta Platon, Sokrates öncesi filozofların ilki olan Thales hakkında bir haberinde Trakyalı hizmetçi bir kızın büyük gökbilimcisi Thales’in gökte olan bitenleri araştırırken önünde bulunan kuyuyu görmeyerek içine düşmesi karşısında kendini tutamayarak gülmesini eğlenceli bir şekilde hikaye eder.

Antik Yunan felsefesi yalnızca Ortaçağ İslam düşüncesindeki felsefi-entelektüel unsurlardan en değerli olan bazılarının doğru ve yeterli bir biçimde anlaşılması bakımından önemli değildir. Öte yandan o, bilindiği üzere, insanlık düşünce tarihi bakımından daha önemli olmak üzere çağdaş Batı felsefesinin, Batı düşüncesinin temelinde bulunmaktadır. Antik Yunan uygarlığının sanat, bilim, siyasal düşünce ve kurumlar bakımından çağdaş Batı uygarlığının kendisinden doğduğu en önemli kaynaklardan birini oluşturduğu bilinmektedir. Ancak bu etkinin en kalıcı bir biçimde kendini gösterdiği alan özellikle felsefe alanı olmuştur. Hatta çağdaş bir Batı düşünürü, Alfred North Whitehead “bütün felsefenin Platon’a düşülmüş kenar notlarından başka bir şey olmadığı”nı söyleyecek kadar ileri gitmektedir.

Gerçekten antik Yunan felsefesi 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar Avrupa düşüncesini taşıyan çerçevenin oluşmasına en büyük katkıda bulunmuştur. Guthrie’nin haklı olarak işaret ettiği gibi bu dönemden itibaren maddenin yapısı, evrenin büyüklüğü ve özellikleri, özellikle insan üzerine yapılan keşifler o kadar devrimci olmuşlardır ki belki onlar bizim evren ve insan hakkındaki temel görüşümüzü köklü bir değiştirmeye doğru götürmektedirler. Ancak bu köklü değişikliğin henüz geçiş safhasını yaşaması ve arkasından nasıl bir yeni dünya görüşü çerçevesinin oluşacağının henüz tam olarak ortaya çıkmamış olması gerçeği bir yana, normal insan zihninin tutuculuğunun eski dünya görüşümüzdeki birçok şeyi daha uzunca bir süre korumaya devam edeceği tahmin edilebilir. İşte antik Yunan düşüncesi bu eski dünya görüşündeki değerli olan birçok şeyin kaynağı olmak bakımından daha uzunca bir süre incelenmeyi ve hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmayı gerektirmektedir. Çünkü birçokları ile birlikte elinizde bulunan kitabın yazarı da o düşüncededir ki Yunan düşüncesiyle birlikte tarihte ilk kez akılcı düşüncenin, gerçek anlamda akılcı düşüncenin ortaya çıkışına tanık olunmuştur. Snell, Yunan düşüncesinin insanlık tarihine en büyük katkısının “zihnin keşfedilişi” olduğunu söylemektedir. Onda akıl-öncesi, efsanevi (mitik) ve insan biçimci anlayışlarla salt akılcı (rasyonel) bir dünya görüşü arasındaki ayrım ilk defa ortaya çıkmış ve o tarihten bu yana bütün insan düşüncesinin vazgeçilmez bir kazancı haline gelmiştir. Bu dünya görüşünün ortaya çıkmasına en büyük katkıyı ise hiç şüphesiz Yunan felsefesi yapmıştır.

O halde gerek bizim mensup olduğumuz İslam kültürü veya uygarlığında sahip olduğumuz en iyi şeylerin bir kısmının doğrudan kaynağını oluşturması, gerekse yaklaşık iki yüzyıldan bu yana içine girmeye çalıştığımız Batı uygarlığının en önemli bileşkelerinden birini teşkil etmesi bakımından Antikçağ Yunan düşüncesi veya daha özel olarak Yunan felsefesi, her Türk aydını için yakından bilinmesi gerekli olan bir alanı ve dönemi temsil etmektedir.

Antikçağ felsefe tarihi genel olarak üç dönemde incelenir: Heten, Helenistik ve Roma dönemleri. İÖ 6. yüzyılın başlarında, Thales’le başlayan ve yine 4. yüzyılın sonlarına  doğru Aristoteles’in ölümüyle biten birinci dönem asıl Yunan (Helen) felsefesi  dönemidir. Çünkü bu dönemde felsefe, coğrafya olarak Yunanlıların yaşadıkları Anadolu’nun batı kıyısında başlar; Yunanlıların yerleşme yerleri olan Güney İtalya’da veya Büyük-Yunanistan’da devam eder ve nihayet 5. yüzyılın ortalarına doğru ana karaya, Yunanlıların asıl ana yurduna, bugünkü Yunanıstan’a, özel olarak Atina’ya intikal eder. Bu döneme ait filozoflar da ırk bakımından esas olarak Yunanlıdırlar.

Helenistİik dönem ise yine bilindiği üzere Büyük İskender’in fetihleriyle başlayan dönemdir. Bu fetihlerle birlikte Doğu Akdeniz bölgesi, yani Anadolu’nun kendisi, Mısır, Suriye ve İran, siyasal olarak İskender’in ve onu takip edenlerin egemenliği altına girdiği gibi kültürel olarak da bütün bu bölgeler Yunan dili ve kültürünün etkisi altına girerler. Tabii bu arada bu bölgelerin kendi din, kültür ve gelenekleriyle Yunan kültürü, Yunanlıların hayat tarzları ve alışkanlıkları üzerine bir karşı-etkide bulunmaları da sözkonusudur. Bu dönemde filozoflar artık bir önceki dönemden farklı olarak ne etnik bakımından tam Yunanlıdırlar, ne de coğrafya olarak eski Yunanistan’a ait bölgelerde ortaya çıkarlar (Bu iki farklı özelliğin iyi bir örneği Stoacılar ve bu okulun kurucusu olan Kıbrıs’lı Zenon’dur). Bununla birlikte bu dönemde de felsefe Yunanca olarak yapılmaya devam eder ve çoğunluk itibariyle de yine Yunanlılar tarafından yapılır. Bu felsefenin kaynakları bir önceki dönemin büyük Yunan filozofları (örneğin Herakleitos, Demokritos, Platon, Aristoteles) olacağı gibi ele alacağı konular da yine bu eski dönemin konuları olacaktır. Bununla birlikte bir önceki dönemde filozofları meşgul etmiş olan doğa felsefesi veya fizik, varlık felsefesi veya metafizik, siyaset felsefesi ile ilgili konular geri plana çekilerek onların yerini esas olarak pratik felsefe, ahlak felsefesiyle ilgili konular alır. Felsefenin ilgi alanında, ele aldığı problemler alanında meydana gelen bu önemli perspektif değişikliğine rağmen bu dönem felsefesini de yine Yunan felsefesi kavramı altında ifade etmemiz yanlış olmayacaktır.

Helenistİk dönem İskender’in ölümünden İÖ 1. yüzyılın ikinci yarısına kadar yaklaşık üç yüzyıllık bir süreyi içine alır. Kültür tarihi bakımından Helenistik dönemin arkasından gelen dönem ise Roma dönemi olarak adlandırılır ki bu dönem de İÖ 1. yüzyılla Roma’nın Roma olarak ortadan kalktığı tarih olan İS 5. yüzyılın sonlarına kadar yaklaşık dört yüzyıllık bir dönemi kapsar. Romalıların uygarlığın bazı önemli alanlarında, örneğin hukuk, askerlik, şehircilik, mimari, siyasal yönetim gibi alanlarda çok yaratıcı olmuş oldukları şüphesizdir. Buna karşılık entelektüel düşünce, felsefe alanında onların fazla başarılı olduklarını söylemek zordur. Bu dönemde edebi dil olarak Latince’nin ön plana geçmiş olmasına karşılık ünlü Romalı yazarlar, örneğin Lucretius, Cicero, Seneca felsefe alanında Yunanlıların öğrencileri olmaktan ileri gidemezler. Bununla birlikte Roma döneminde yine klasik Yunan felsefesi geleneğinden gelmekle birlikte dikkate değer yeni ve orijinal bir felsefi sistemin kurucusu olarak Plotinos’a özel bir yer ayırmamız gerekmektedir. Öte yandan bu dönemde ortaya çıkan Hıristiyanlığın Yunan felsefesiyle tanışması ve hesaplaşması, felsefileşmesini temsil eden Aziz Augustinus gibi filozofları da ayrı bir kategori altında zikretmemiz gerekir.

İS 529 yılında Bizans imparatoru Jüstinyen’in (İustinianus) Atina’daki Platoncu felsefe okulunu, yani Akademi’yi kapatması ve bu okula ait filozofların İran’a sığınması olayı birçok tarihçi, özellikle felsefe tarihçisi tarafından Antikçağ’ın bitişi ve yeni bir çağın, Ortaçağ’ın başlangıcı olarak kabul edilir. Ortaçağ’da antik Yunan felsefi ve bilimsel mirasının yeni sahipleri ve devam etticicileri ortaya çıkan yeni bir dinin mensupları, Müslümanlar olacaktır. Roma imparatorluğunun yayılmış olduğu coğrafyanın büyük bir bölümünü, Mısır ve Suriye’yi ellerine geçiren Müslümanlar bu bölgelerde varlığını hayli zayıflamış olarak devam ettiren klasik Antik çağ’ın düşünsel-felsefi mirasıyla önce tanışmışlar, daha sonra bu mirası özümsemiş ve devam ettirmişlerdir. Bunun en önemli sonucu antik Yunan bilim ve felsefe mirasının unutulmaktan, kaybolmaktan kurtulması olmuştur. Bu İslam dünyasının insanlık tarihine yaptığı çok büyük bir katkıdır. Ancak Müslümanlar bununla kalmamışlar, bu bilim ve felsefe mirasını kendi çaba, çalışma ve buluşlarıyla zenginleştirerek daha da ileri götürmüşlerdir. Zirve noktasına 11. ve 12. yüzyıllarda ulaşan Müslüman bilim ve felsefe hareketi bu tarihten itibaren çeşitli etkenierin etkisiyle zayıflamaya, güçten düşmeye başlamış ve orijinal düşünce ve katkılarıyla zenginleştiediği antik bilim ve felsefe mirasını bu kez yeni oluşmakta olan bir başka dünyaya, batı Hıristiyan dünyasına aktarmıştır.

İşte bu eserin amacı başlangıçlarından geç Ortaçağ Hıristiyan dönemine kadar felsefenin hikayesini yukarıda sözünü ettiğimiz dönemleri esas olarak almak suretiyle anlatmaktır. Eser esas olarak iki büyük kısımdan meydana gelmektedir: Başlangıçtan İslam dünyasına gelinceye kadarki dönem içinde içinde felsefenin tarihi ile Ortaçağ İslam dünyasında çeşitli görünümleri altında felsefenin tarihi.

Birinci kısım kendi içinde yukarıda çok kısa olarak işaret ettiğimiz belli başlı dönemleri içine almaktadır: Birinci cilt başlangıçlarından Sofistlere kadar olan dönemde Yunan felsefesinin ortaya çıkışı, gelişmesi ve belli başlı temsilcilerinin görüşlerinin hikayesine ayrılmıştır. İkinci cilt Sofistlerden başlayarak Sokrates, küçük Sokratesçi okullar ve Platon’un felsefelerini ele almaktadır. Gerek Ortaçağ İslam felsefesi, gerek geç dönem Hıristiyan Ortaçağ felsefesi tarihi bakımından özel önemini gözönüne alarak Müslümanların ilk Öğretmen olarak nitelendirdikleri Aristoteles’e ayrı bir cilt, eserimizin üçüncü cildini ayırmayı uygun bulduk. Helenistik dönemin Epikurosçuluk, Stoacılık ve Septiklik diye bilinen üç belli başlı okuluyla Roma dönemi içinde yeralan Plotinos, onun kurucusu olduğu Yeni-Piatonculuk, nihayet ilk dönem Hıristiyan Kilise Babaları’nın felsefi görüşleri eserimizin dördüncü cildinde anlatılmaya çalışılacaktır. Eserimizin ikinci kısmı ise özel olarak Ortaçağ’da İslam dünyasında ortaya çıkan felsefi nitelikteki görüşler, okullar ve akımların sergilenmesine ayrılacaktır. Bu, yani beşinci cilt böylece eserimizin en hacimli kısmını oluşturacaktır.

Yunan dünyasında ilk ortaya çıkışından Roma’nın tarih sahnesinden silinmesine kadar olan dönemde, felsefenin serüvenini anlatan eserler maalesef dilimizde fazla sayıda mevcut değildir. Öte yandan, Türkçe’de gerek çeviri, gerekse telif olarak varolan felsefe tarihlerinde de sözünü ettiğimiz yaklaşık bin yıllık dönemin yeterli ölçüde ele alınıp işlendiğini düşünmüyoruz. Aslında bu eksikliğin sadece bize mahsus bir eksiklik olmadığını söylememiz de mümkündür. Guthrie 1950’lerde yayınlamaya başladığı altı ciltlik ünlü ilkçağ Felsefe Tarihi’nde kendi zamanına kadar İngiliz dilinde yazılmış ve sadece İlkçağ filozoflarına ayrılmış bir eserin bulunmadığından şikayet etmektedir.

Kendi dilimizde mevcut çeşitli felsefe tarihlerine (örneğin Gökberk’in, Weber’in, Russell’ın, Copieston’un felsefe tarihlerine) gelince, bunlarda İlkçağ felsefe tarihi doğal olarak fazla yer tutmamaktadır. Çünkü bu eserler, bütün felsefe tarihini kucaklamak amacına sahip evrensel felsefe tarihleridir. Bu arada özel olarak iki felsefe tarihinden sözetmemiz kadirşinaslık olacaktır. Bunlar Kamuran Birand’ın tamamen bu döneme ayrılmış olan ilkçağ Felsefe Tarihi ile Von Aster’in yine aynı dönemi ele alan eserleridir. Öte yandan bu iki eserin de düşündüğümüz anlamda ve yukarıda zikrettiğimiz Guthrie’nin eseri tarzında içerik ve hacım bakımından fazla doyurucu olmadıkları görüşüne sahibiz. Son yıllarda bu eseriere Ahmet Cevizci’nin ilkçağ Felsefe Tarihi eklenmiştir. Felsefenin başlangıçlarından Yeni-Platoncu okula kadarki olan dönemi ele alan bu eser de kendine mahsus bazı meziyetlere sahip olmakla birlikte hacım ve içerik bakımından esas olarak yukarıda belirttiğimiz eserler grubuna girmektedir.

Yunan felsefesi veya Helen felsefesi, felsefe tarihçileri tarafından kural olarak iki dönemde incelenir: İÖ 6. yüzyılın başlarından Sokrates’e kadarki dönem, yani Sokrates öncesi felsefe dönemi ve Sokrates’ten başlayarak iki büyük Yunan filozofu Platon ve Aristoteles’i içine alan dönem, yani Atina okulu veya felsefesi dönemi. Dilimizde genel olarak İlkçağ felsefesi tarihiyle ilgili olarak yukarıda sözünü ettiğimiz üç eser olmasına karşılık Sokrates öncesi felsefe dönemini özel ve ayrıntılı olarak inceleyen herhangi bir kitap, gerek çeviri gerek telif olarak mevcut değildir. Buna karşılık batı ülkelerinde özel olarak bu döneme ilişkin birçok eserin varolduğunu görmekteyiz. Örneğin İngiliz dilinde yapılmış felsefe tarihi çalışmalarında Guthrie’nin sözünü ettiği eksiklik bizzat onun kendi dev eseriyle o zamandan bu yana büyük ölçüde giderilmiş olduğu gibi, Sokrates öncesi Yunan felsefe tarihi dönemiyle ilgili olarak Kirk, Raven ve Schofield’in; Barnes, Cleve ve başka bazılarının kapsamlı çalışmaları bu alanla ilgili ihtiyacı büyük ölçüde karşılamış bulunmaktadır. Bu eserlere öte yandan bu yüzyılın başında Burnet tarafından yazılmış ve o zamandan bu yana değerinden bir şey kaybetmemiş olan Early Greek Philosophy adlı eseri de eklememiz gerekir. Genel olarak ilkçağ felsefe tarihi, özel olarak Sokrates öncesi felsefe dönemiyle ilgili olarak Alman dilinde yazılmış önemli eserler arasında Başta Zeller’inki olmak üzere T.Gomperz’in yine çok ünlü ve birçok dile çevrilmiş anıtsal çalışmasını, O. Gigon’un uzmanlar tarafından çok beğenilen ve sık sık atıfta bulunulan çalışmalarını ve son bir örnek olarak W. Röd’ün editörlüğünü yaptığı Geschichte der Philo sophie dizisi içinde birinci kitap olarak yayınlanan ve bizzat Röd’ün kendisi tarafından kaleme alınmış olan Die Philo sophie der Antike I, von Thales bis Demokrit adlı eserini zikredebiliriz.

Sofistlerden Aristoteles’e kadar uzanan ve bir anlamda Yunan felsefesinin zirvesini teşkil eden döneme gelince; bu dönem ve bu dönemde ortaya çıkan filozoflarla, yani Sokrates, Platon ve Aristoteles’le ilgili olarak Batı dünyasında sayısız çalışmanın yapılmış olduğunu söylememize gerek yoktur. Eserimizin bu döneme ve bu dönemde yeralan filozoflara ayrılmış olan ikinci ve üçüncü cilderinin bibliyografyalarında, bu çalışmaların bizim de yararlandığımız bazısına işaret edilmiştir. Bu dönem ve bu dönem içinde yeralan filozoflada ilgili olarak dilimizde gerek çeviri, gerekse telif olarak mevcut özel monografilerin sayısının ise ne yazık ki bir elin parmaklarını geçmediğini belirtmek durumundayız. Bunlar arasında Sokrates’le ilgili olarak Cevizci’nin Versenyi’den dilimize kazandırdığı Sokrates ve İnsan Sevgisi’ni, merhum Denkd’in Demokritos ve Aristoteles’in doğa felsefelerini karşılaştırmaya ayırdığı eserini ve bazı meslektaşlarımla birlikte D. Ross’tan Türkçe’ye çevirdiğimiz Aristoteles monografisini zikredebiliriz.

Eserimizin dördüncü cildinin konusunu oluşturan ve Aristoteles’in ölümünden İlkçağ’ın bitişine kadar uzanan dönemde, yeralan felsefe okulları ve filozoflarla ilgili olarak Batı’da yine bir hayli eserin yayınlanmış olmasına karşılık, dilimizde özel olarak bu dönemi ele alan gerek çeviri gerekse telif olarak herhangi bir bağımsız eser bulunmamaktadır. Bununla birlikte, son yıllarda Plotinos’la Aziz Augustinus’un felsefelerinin bazı özel cephelerine, özel problemlerine eğilen bazı çalışmaların kendi dilimizde de yayınlanmış olmasının bu eksikliği bir nebze gidermiş olduğunu belirtmemek haksızlık olacaktır.

Eserimizin son cildi olarak tasarladığımız, Ortaçağ’da İslam dünyasında yeralan çeşitli felsefi nitelikteki hareketler ve okullara ilişkin olarak ise daha şanslı bir durumdayız. Batı dünyasında yayınlanmış ve özel olarak İslam dünyasında felsefeyi, farklı türlerinde felsefi hareketleri ele alan bazı önemli eserlerin Türkçe çevirilerine sahibiz. Bunlar içinde özellikle de Boer’in, Macit Fahri’nin, Henry Corbin’in ve M. Şerif’in benzer adlar taşıyan İslam felsefe tarihlerini zikretmek isteriz. Bu listeye az çok aynı konuları ve bu dönem içinde yeralan filozofları, Kelam ve Tasavvuf yazarlarını, onların düşüncelerinin çeşitli cephelerini ele alan yerli yazarlarımız tarafından yapılmış olan diğer bazı çalışmaları, eklememiz gerekmektedir.

Biraz da bu çalışmamızın hedef kitlesinin kimler olduğu hakkında birkaç şey söylemek istiyoruz. Bu eser yukarıda işaret ettiğimiz gibi esas uzmanlık alanı Ortaçağ İslam dünyasındaki felsefi hareketler, felsefi düşünce akımları olan biri tarafından kaleme alınmıştır. Dolayısıyla onun hedef kitlesi, esas olarak Ortaçağ’da İslam dünyasında ortaya çıkmış olan bu tür hareketler, bu tür düşüncelerle ilgilenen herkes; üniversitelerin edebiyat ve ilahiyat fakültelerinde felsefe, Kelam, Tasavvuf eğitimi görenlerle şu veya bu nedenle İslam kültürüne, İslam uygarlığına, İslam düşüncesine ilgi duyan aydınlardır.

Öte yandan bu hareketler, bu düşünce akımları, onları temsil eden yazar, filozof ve düşünürlerin eserlerinin, sistemlerinin, kuramlarının, onların arkalarında yatan, onları hazırlayan antik felsefe, antik filozoflar, onların eserleri ve sistemlerinin sağlam ve yeterli bir bilgisi olmaksızın doğru bir biçimde anlaşılamayacağı kanaatinde olduğumuzu söyledik ve bu nedenle onun başına İlkçağ felsefesinin kendisini gerekli olduğunu düşündüğümüz bir uzunluk ve yoğunlukta ele alma, hikaye etme amacını taşıyan bir kısmı eklerneyi uygun gördüğümüzü belirttik. Böylece ortaya çıkan bu eser, başlangıçlarından Ortaçağ’ın başlarına kadar felsefenin, İlkçağ felsefesinin hikayesini öğrenmek isteyen, şu veya bu nedenle İlkçağ Yunan-Roma uygarlığına, kültürüne, onun düşünsel-felsefi cephesine ilgi duyan kişilere de seslenme özelliğini kazanmış oldu.

Bu eseri kaleme alırken hangi öncüllerden, önkabullerden hareket ettiğimiz, hangi yöntem ve usulleri benimsediğimiz konusunda bir sonraki bölümde geniş bilgi verilecektir. Burada şu kadarını söylemekle yerinelim ki kitapta esas olarak izlemeye çalıştığımız yöntem; “doğrudan doğruya filozofların kendi eserlerine, birincil kaynaklara dayanmak” ve onları bu filozoflar hakkında yazılmış ve genel kabul görmüş değerli felsefe tarihçilerinin, araştırmacılarının yorum ve açıklamalarıyla, yani ikincil kaynaklada destekleyip zenginleştirmeye çalışma yöntemi olmuştur. Böylece umuyoruz ki, okuyucu bir anlamda sözkonusu filozofların eserlerini, yazılarını bir anlamda bizimle birlikte yeniden okuma, izleme imkanına sahip olacağı gibi onlar hakkında yapılmış olan önemli çalışmalardan bazılarını da tanıma fırsatını elde edecektir.

Bunun birkaç faydası olacağına inanıyoruz: Birinci olarak okuyucu böylece genel felsefe tarihlerinde doğal olarak sahip olmadığı bir imkana, “filozofun metniyle doğrudan karşılaşma imkanına” kavuşmuş olacaktır. Böylece merak ettiği ve hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak istediği bir konu veya problemle ilgili olarak filozofun hangi eserine, bu eserin neresine, hangi kısmına, bölümüne bakması gerektiğini bilme fırsatını elde edecektir.

İkinci olarak, okuyucu bu filozoflar ve onların eserleri hakkında daha önce çalışmalar yapmış olan önemli bazı Batı felsefe tarihçilerinin çalışmalarını ve yorumlarını bilme ve böylece bir aynı filozof ve onun felsefesinin çeşitli kısımları hakkında getirilmiş olan birden fazla ve farklı yorum ve açıklamaları tanıma fırsatını elde edecektir.

Nihayet okuyucu sözkonusu metinler, yorumlar ve açıklamalarımızdan hareketle sahip olabileceği kendi bilgi, birikim ve donanımına dayanarak belki bizden ve aynı konuda yorumlarda bulunmuş olan diğer araştırıcılardan farklı görüşler oluşturma, kendi yorum ve değerlendirmelerini yapma imkanına kavuşabilecektir.

Bu amaç ve yöntemimize uygun olarak eserimizde filozofların düşünce ve öğretilerini sergileyip açıklamaya çalışırken onlardan mümkün olduğu kadar çok sayıda alıntı vermeye özen gösterdik. Bunun mümkün veya gerekli olmadığını düşündüğümüz durumlarda ise sergilediğimiz görüşlerin sözkonusu yazarların eserlerinin genel olarak hangi kitabında, kitaplarında veya bu kitapların hangi bölümlerinde bulunduğuna işaret etmeye çalıştık. Filozoflar ve onların görüşleri üzerine yaptığımız yorum ve değerlendirmelerimizde, kendi şahsi görüşlerimizle kendilerinden yararlandığımız veya değerlendirmelerine katıldığımız, benimsediğimiz diğer yazarların görüş ve yorumlarını özenle birbirinden ayırmaya, ikincilerle ilgili kaynaklarımızı veya referanslarımızı vermeye özel çaba sarf ettik. Bununla birlikte eserimizi okunmaz bir hale getirme tehlikesini içerecek tarzda çok sayıda dipnot verme yönteminden de kaçındık Sonuç olarak bu eseri konuya ilgi duyan ya da duymayan tüm okurların ilgiyle izlemesi, okuması gereken felsefenin makul ve mantıklı, tutarlı bir hikayesi olarak tasarlamıştık ve bu amacımıza uygun düşecek bir yöntemden daha fazlasına ihtiyacımız yoktu.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s