Poetica – I, Aristoteles

I

Şiir sanatının kendisinden ve değişik türlerinden, tek tek bu türlerin olanaklarından, sonra da güzel bir yapıtı gerçekleştirebilmek için öykülerin nasıl biçimlendirilmesi gerektiğinden söz edeceğimize, sonra da bu sanatı oluşturan parçaların sayı ve özellikleriyle bu incelemeyle ilişkili başka bütün konular üstünde duracağımıza göre, doğal düzeni izleyelim biz de ve işe başta gelenlerden başlayalım.

Epopoiia1, tragedya şiiri, komedya, dithyrambos şiiri2 ve büyük bölümüyle aulos ve kitharis3 sanatı: Bütün bunların ortak özelliği, genel olarak taklit (mimesis)4 olmalarıdır. Ama birbirlerinden üç bakımdan ayrılırlar: Ya farklı nesneleri taklit eder ya farklı araçlarla taklit eder ya da farklı biçimde, farklı bir yöntemle taklit ederler.

Nasıl ki kimileri çok şeyi biçim ve renklerle resmini yaparak taklit ederse (biri ustalığıyla yapar bunu, öbürü alışkanlıkla), kimileri de sesle taklit eder; az önce saydığımız sanatlar da böyledir: Hepsi de taklidi; tartım, dil ve ezgi aracılığıyla gerçekleştirirler – kimi ayrı ayrı, kimi birlikte kullanıyor olsa da bunları.5 Böylece aulos, kitharis ya da etkisiyle onlara benzeyen başka bir çalgı, örneğin syrinks6 çalan biri, yalnızca ezgi ve tartımla taklit eder; oysa dansçılar yalnızca tartımla, ezgiye başvurmadan taklit yaparlar: Dans adımlarının belirlediği tartım, dansçıların; karakterleri, tutkuları, olayları taklit etmelerine aracılık eder.

Ne var ki yalnızca dil aracılığıyla, düzyazı ya da dizelerle –ister birkaç dize türünü bir arada, ister yalnızca birini kullanarak– taklit eden sanatın, bugüne dek kendine özgü bir adı olmadı. Sophron’un ya da Ksenarkhos’un mimos’ları,7 Sokrates tarzı diyaloglar ve trimetros, elegeion8 ya da aynı türden başka ölçülere dökülmüş dizelerle yapılabilecek bütün başka taklitler için ortak bir sözcük yok elimizde. Oysa dizenin adına poiein9 fiili takılarak, kimilerine elegeion ozanı (elegeiopoios), kimilerine epos ozanı (epopoios) deniyor.10 Yalnızca kullanılan dize ölçüsüne bakarak ve yapılan taklidin türü hiç göz önüne alınmadan fizik ya da hekimlik üstüne yazmış birine de ozan (poietes) denebiliyor böylece.

Oysa Homeros ile Empedokles11 arasında, kullandıkları dize ölçüsü dışında hiçbir ortak yan yoktur ve birincisine ozan, ikincisine doğabilimci demek gerekir. Aynı bakış açısıyla, biri kalkıp bütün dize türlerini bir arada kullanan bir taklit yaparsa –tıpkı Khairemon’un her türden dizeleri karıştırarak kullandığı Kentauros adlı şiirde12 yaptığı gibi– ona ozan diyemez miyiz artık?

Bu konularda ayırt edilmesi gereken şeyler bunlardır demek ki. Kimi sanatlar, az önce sözünü ettiğim araçların hepsini, tartımı, şarkıyı ve ölçüyü kullanırlar: dithyrambos şiiri, nomos,13 tragedya ya da komedya gibi. Ne var ki kimileri bunları bir arada, kimileriyse yer yer kullanır.14 İşte taklit etme yöntemleri açısından sanatlar arasında saptadığım farklar bunlar.

1. Epopoiia: Homeros destanlarından başlayarak benzeri destanlara verilen ad. Epos (söz) sözcüğü ve poiein (yapmak; bkz not 9) fiilinden oluşmuş bir bileşik sözcük. Eski Yunancada “söz”ün üç biçimi var (Azra Erhat’tan aktarıyorum): Mythos, epos ve logos. Kabaca söylersek, mythos söylenen ya da duyulan söz, öykü, masal anlamlarını taşıyor; epos, belli bir düzen ve ölçüye göre söylenen söz, şiir, efsane, ezgi anlamlarını taşıyor; logos’sa insan sözünde dile gelen gerçek, eski karşılığıyla “kelam”. Epopoiia sözcüğününün Türkçede tam bir karşılığı yok. Fransızca türevi épopée’yi, dilimizde “epope” biçiminde kullananlar var. Homeros çevirmeni Ahmet Cevat Emre, “epos” demiş doğrudan doğruya. Azra Erhat “destan” sözcüğünü yeğliyor; her yerde onu kullanıyor. Yine Fransızcadan “epik şiir”i alanlar var (İsmail Tunalı, çoğunlukla “epos”, ara sıra da “epik şiir” demiş). Bense çeviride, Azra Erhat’a uydum; birkaç kez epopoiia’yı, ama çoğunlukla “destan” sözcüğünü kullandım.

2. Dithyrambos şiiri: Yunanistan’da İÖ VII. yüzyılda Şarap Tanrısı Dionysos onuruna yapılan şenliklerde, “şarap şimşeğiyle çarpılmış” birinin yönetiminde çalınıp söylenen doğaçlama şarkı. Apollon’un onuruna söylenen daha ağırbaşlı paian’ın karşıtıydı. İÖ 600 dolaylarında edebi bir tarz olarak belirmeye başladı; şair Arion’un bu tarihte bu tür şarkılar yazdığı, bunları adlandırarak Korinthos’taki Dionysos Şenlikleri yarışmalarında resmen sunduğu kabul edilir. Şenliklerde 50 yetişkin erkek ve oğlan çocuğundan oluşan korolar kamış flütlerin eşliğinde Dionysos sunağı çevresinde dans ederek şarkı söyler, öndeyişi okuyan kişi de onları yönetirdi.

3. Aulos: Eski Yunan müziğinde kullanılan, argun benzeri üflemeli çalgı. Klasik dönemde ikili (auloi), daha sonra tek olarak çalındı. Her türlü nefesli çalgı; özellikle çifte kaval.
Kitharis (ya da kithara): Eski Yunan’da başlıca iki lir türünden biri olan telli çalgı. Tahtadan bir göğsü ve kutu biçiminde bir gövdesi vardı.

4. Sözlükte üç anlam veriliyor mimesis için: 1- Taklit etme eylemi, taklit, mim. 2- Tasvir, resim, portre. 3- Bir şeyin benzerini yapma, benzetme. Aristoteles, sözcüğü birkaç anlamda kullanıyora benziyor. Bir Fransızca çeviride (ki en önemlilerden biri: Dupont-Roc, Lallot çevirisi) taklit anlamında imitation yerine représentation (temsil) sözcüğü yeğlenmiş; ama çevirilerin çoğunluğu imitation (taklit) sözcüğünde karar kılmış. Türkçede, İsmail Tunalı çevirisinde de “taklit” kullanılmış. Metin And’ın Oyun ve Bügü’de kullandığı benzetmece, bence çok iyi bir karşılık, ama kullanım olanakları kısıtlı; örneğin “bir şeyi taklit etme”yi kolayca söyleyemiyorsunuz bu sözcükle. Bütün bu nedenlerle, Aristoteles’ten yola çıkıp günümüze dek ulaşan ve dallı budaklı bir sanat kuramının temel taşı olan bu kavramı ben de “taklit” sözcüğüyle karşılamayı yeğledim. Ancak okur, taklit sözcüğüyle her karşılaştığında mimesis’i ve yerine göre değişik anlamlarını anımsamalı.

5. Bu tümcede bir zorluk var. “Az önce sayılmış sanatlar”ın farklı araçlar kullandığı söylenirken hemen tümcenin başında taklitte hepsinin tek bir araç, “ses” kullandığının söylenmesi tartışmalara yol açmış. Elimdeki çevirilerden Barbara Gernez’in dipnotta “belki” diyerek verdiği farklı bir okuma önerisi şöyle: “Nasıl kimileri taklitte iki araç (renkler ve biçimler), kimileri de tek araç kullanıyorsa, az önce saydığımız sanatlar da araçlarını (tartım, dil ve ezgiyi) ya birlikte ya da ayrı ayrı kullanırlar.”

6. Flüt de denen, yan yana bağlanmış, farklı uzunluklarda ve genellikle alt uçları kapalı kalmış borulardan oluşan nefesli çalgı. Aulos’a nazaran daha çobanıl bir çalgıdır.

7. Sözlükler, bu iki ozan için “mimos ozanı” tanımını yapıyor ve Aristoteles’i kaynak gösteriyor. Onlarla ilgili başka bir şey bilmiyoruz. Mimos: Konusu gündelik yaşamdan alınmış, düzyazıyla yazılmış, kısa komedya.

8. Trimetros, elegeion ölçüleri, Yunan şiirinin yaygın kullanımlı ölçüleridir. Trimetros, iki iambos’luk üç diziden oluşan bir ölçüdür (İambos: bir kısa, bir uzun heceden oluşan ölçü kalıbı) ve özellikle tragedyada kullanılır. Elegeion kalıbıysa bir altı ve bir beş ölçülü iki dizeden oluşur.

9. Poiein: Bugününün Batı dillerinde şiir anlamındaki poésie, poetry, poesia gibi sözcüklerde yaşayan bu sözcük, Yunancada “yapmak, imal etmek” anlamlarını taşıyan bir fiil. Örneğin zanaat erbabının, eliyle çalışan ustaların eylemi, bu sözcükle karşılanıyor; buna karşılık somut bir şey üretmeyen eylemin, bir politika ya da ahlak eylemi olarak “yapma”nın karşılığı prattein; Aristoteles bu iki sözcüğü ve kavramı özenle ayrı tutuyor.

10. Epopoiia ozanları heksametros ölçüsünü kullanırlar; Homeros destanları bu ölçüyle yazılmıştır. Heksametros (tam adıyla söylersek tonos heksametros) sonuncusu eksik, altı kalıptan oluşan bir ölçüdür. Her kalıpta bir uzun iki kısa hece (daktylos-parmak) ya da iki uzun hece (spondaios) bulunabilir.

11. Empedokles: (İÖ 490–İÖ 430) Agrigente doğumlu, Eski Yunanlı filozof, devlet adamı, şair, hatip ve bilgin. Aristoteles’e göre retoriğin yaratıcısı, Pergamonlu Galenos’a göre Roma tıbbının öncülerindendir. Lucretius da Empedokles’in altılı ölçüyle yazdığı şiirleri övmüştür. Peri physeos (Doğa Üzerine) şiirinden 400 dize ile Katharmoi (Arınmalar) şiirinden 100’e yakın dizenin dışında Empedokles’in yapıtlarından hiçbiri günümüze ulaşmamıştır.

12. Khairemon: Aristoteles’in hem Retorika’da hem de Poetika’da sözünü ettiği bir ozan. Hakkında hiçbir şey bilmiyoruz; Kentauros’undansa günümüze yalnızca beş dize ulaşmış.

13. Nomos: Apollon onuruna yazılmış, birkaç bölümlü, bir olay içeren ve müzikle söylenen uzun şiirler. Nomos sözcüğü, usul, âdet, yasa anlamlarını taşır.

14. Bu üç aracın (tartım, şarkı ve ölçünün) yukarıda sayılanlarla (tartım, dil ve ezgiyle) aynı şeyler olduğunu söylemek zor. Aralarında düzdeğişmece ilişkileri var (örneğin şarkı, hem dili hem ezgiyi kapsar; ölçü dilin bir niteliğidir) ama yine de değişik bir gruptan söz ediliyor. Aristoteles’in, bu son paragrafta sözü, dil aracılığıyla taklit yapan sanatlara getirdiği ve üçlüyü, bu kez bu bağlamda -yukarıda sayılanları da hesaba katarak- yeniden saydığını düşünebiliriz.

Bölümler: IIIIII

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s