Kurdeşen, Arkadaş Z. Özger

KURDEŞEN

-cavit’e-

balıkların ve kuşların öldüğü saatlerde
en çok o saatlerde
çekerim küreklerimi saçlarının kumsalına
esmer bir sarıkumda(1) sarışın bir karaburunda(2)
en çok karaburunda
bir sandalcıya merhaba derim küskün

bir tek sandalcının
sandalına benim adımı yazdığı
görülmemiştir
bir tek sandalcının
sandalına sarı kuş yazdığı
görülmemiştir
çünki çok kızardım ben buna
elime kırık bir cam parçası geçirir
kimselerin olmadığı bir zamanda
en çok o zamanda
yosun bir acıyla sandala sokulur
ve adımı kazırdım
sarı kuş
sarı kuşum

kuşlar hiç yalnız gelmez bana
sandalları ve balıkçıları da peşlerine sürüklerler

sandallara hele balıkçılara
hiç tahammülüm yoktur
hemen bir deniz kıyısı oluşurum
sarıkumda oluşurum karaburunda oluşurum
en çok karaburunda oluşurum

ben çok deniz oluştum
çok sandallar yüzdü bende
ama benim bana özgü
sarı kuş yazılı hiç sandalım olmadı
sarı kuş
sarı kuşum

ben çok deniz oluştum
ağzı kılçıklı dili çatallı balıklara
şölen kurdum sularımda
soluğu yosunlu deniz delikanlıları
yüreğime attıkça nasırlı ağlarını
ürpertiyle köpürürdü dalgalarım

acı hicranla atsa da ağını yorgun sularıma
bir balıkçı en çok balıksız havalardan hoşlanır
çünki yalnız balıkçı bilir balık aşkının ne olduğunu
balık sevgisinin balık avına erdem olduğunu

ah benim şefkatli balıkçım
acımı azaltanım benim
acımı azaltan ve çoğaltanım
bir deniz gibi
süt gibi bir deniz
yumuşak başlı dağlar
üzgün dalgalar
ağlar gibi

ben çok deniz oluştum canım
çok sandallar yüzdü kuytularımda
ama ben hiç bir denizde yüzmedim
hiç bir güneşte oturup bacaklarımı yakmadım
yüzmeyi bilmem
denizi sevmem, çünki yüzmeyi bilmem
sağ bacağım topaldır benim ve incelmiştir
onun için incedir yüreğim
onun için aksarım hayata ve denize
yeryüzünün güneş renkli mayosu bile
giyince sırıtır bacaklarımda
ah benim ostomyolit(3) kokan sağım
mayoyu ve denizi kurdeşen renkli bir balon gibi
bir sandalın dümenine bayrak diye asan sağım
çürümüş kemik ve irin kokularından
balıklara gübre diye sarkıtsam seni
balıkçıların ekmeği ile mi oynarım ben

şimdi bir şiirin en tehlikeli yanıdır
karaburunla ostomyoliti birleştirmek
ağzının kıyısına çadır kurup
sarı kuş yazılı bir sandalla balığa açılmak
söyle hangi şiir becerebilir bunu
güneşin delik delik ördüğü bir ağı
daralıp genişliyen bir sünger gibi
şehvetle içine çekerken deniz

hadi yalnız ikimizin denizine
yüzmece oynamaya

***

(1) Sarıkum : Bilge Karasu’nun ilk öykülerinde geçer.
Bütün Bilge Karasuların ilk öykülerinde geçer.
Gecenin ve gündüzün birleştiği noktadadır,
tam o noktadadır.
Sevginin sevgi ile seviştiği bir yerde
esmer kıvırcık saçları okşamıya varırsa eliniz –
esmer kıvırcık saçların arasında altın taneleri görürseniz
deniz çok uzağınızda da olsa
siz denizin içindesiniz.

(2) Karaburun : Cavit’in mektuplarında geçer.
Cavit iki yaşındaydı / ah, ne güzel
bir bebekti o sıralar.
Annesi; bir cumhuriyet bayramı töreni gününde
yahudi kızlarının onu çok sevdiklerini, ona
kabak çekirdeği yedirdiklerini ve birisinin
kız mı erkek mi diye sorduğunu, erkek
yanıtını alınca
-kıza daha çok benziyor, dediğini
hala anlatır. Karaburuna gittiğinde.

Cavit orada oldu her şey
Kemal abiyi orda tanıdı.
Sandalların ve sandalcıların suçsuz hainliğini,
balıkların kuşlara direncini,
acının denize direncini
ilk orda tanıdı.
Ve bir şubat gecesi masum bir deniz üzerinde,
karaburana uzak bir deniz üzerinde,
sandalcıların ve Kemal abinin olmadığı bir deniz üzerinde,
balıkların ve kuşların öldüğü saatlerde,
tam o saatlerde
Arkadaş Z.Özger’i tanıdı.
Ve sonra Arkadaş Z.Özger’i tanıdı.
Bir bitimin en tehlikeli başlangıcında,
bir bitim için her şeyin hazır olduğu bir başlangıçta
dedi ki ona
– güzel bir topallık
çirkin sağlamlıklardan yeğdir

sevgimle öperim

(3) Ostomyolit : Bir kemik hastalığı
sekizbuçuk yaşındayken asalak olur
sağ bacağa ve sağ bacağa asalak olur
en çok sağ bacağa

Bir akşamüstü daracık bir sokakta
bitimi tahta bir köprüye ve dereboyuna varan bir sokakta
tek katlı iki odalı kerpiç bir evin karşısında
iki odada altı kişi yatan kerpiç bir evin karşısında
(bu ayrıntılar şiirin özünü bozabilir
ama söyleyin iki odada kaç kişi yatabilir)
en çok kendi evinizin karşısında
akranlarınızdan uzak bir köşede büzülmüş
oyunlarına neden katılamadığınızı düşündüğünüz bir sırada
şiddetli bir üşümeyle gelir
girilir kerpiç evin sokağa bakan odasına
tahtadan bir sedirin kıl kiliminin üstüne yatılır
büzülür dizler çeneye yakın
çenenin mekanik bir işleyişi vardır
dişleriniz korkunç bir makinenin dişlileridir
tik tak gacır gucur zangır zungur
anne gelir üşüttün galiba kendini yine der
babanın yaşlı ama kaç kışı eskitmiş paltosu
ihtimal ki annenizin mantosuyla üstünüze atılır
yani kurulur titremenin ateşten çadırı
yangın sıcağı gevşemeyle uykuya dalınır
uyandığınızda ostomyolitin şeref konuğusunuz.

Sonrası mı?  sonrası ostomyolit işte
bir çeşit kemik hastalığı
sağ bacağı ve sağ bacağa asalak olur
en çok sağ bacağa
sekizbuçuk yaşındayken asalak olur
yirmibirlere kadar birlikte büyürsünüz
sonra hep birlikte büyürsünüz
en çok o büyür siz küçülürsünüz

bir şiirin içindeki yerini
sarı kuş ve karaburunla ilintisini
anlamıyan anlamaz
ayrıntılara girersek şiirin özünü yitirebilirsiniz
bu konuda daha geniş bilgiyi
ostomyolitist Arkadaş Z. Özgerden edinebilirsiniz.

Arkadaş Z. Özger Yaşamı ve Eserleri

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s