Eşiğin Yanılsamasında, Yves Bonnefoy

EŞİĞİN YANILSAMASINDA

Çarp,
Çarp daima.

Eşiğin yanılsamasında.

Kapıya, kapanmış,
cümleye, boş.
Demirde, uyandırarak
Yalnızca bu sözcüğü, demir.

Dilde, siyah.

Orada olanda,
Devinimsiz,
İşaretlerle, parıltılarla
Yüklü masasında uyanık duran. Ve çağrılan

Üç defa, ama kalkmayan.

Toplanmada, ki yoktu
Kutlanılır olan.

Biçimi bozulmuş buğdayda
Ve kuruyan şarapta.

Olmayan bir eli
Alıkoyan elde.

Anımsamanın
Gereksizliğinde.

Yazıda, hemen
Geceyle doldurulmuş tahıl ambarı

Ve şafaktan bile önce
Sönmüş sözcüklerde.

Başka bir ağızdan
Hiçbir yazın
Olgunlaştı ramayacağı
Balı isteyen ağızda.

Notada, ki ani,
Şiddetlenmekte
Neredeyse geçit
Olacak kadar, buzulumsu

Sonra diretmesinde
Susmuş notanın,
Dalgasının birliğini bozan,
Çıplak, yıldızın altında.

Demir üzerinde
Bir yıldız yansımasında.
Birbirini bulmayan
Vücutlar telaşında.

Çarp, geç vakit.

Kan aktığında bile
Arzularken dudaklar,

Daha
Çarparken el, yüze,
Kol yalnızca
Dağılmış kül olduğunda bile.

Kara toprakta
Köpekten daha ileriye
Atılıyor bağırarak salcı
Obür kıyıya doğru.
Ağzın çamurla dolu,
Gözlerin yenilmiş,
Sür kayığını bizim için
Maddede.
Hangi dibi buluyor sırığın, bilmiyorsun,
Hangi sapmayı,
Ne de neyi aydınlatacaklarını, siyaha tutulmuş,
Kitabın sözcüklerinin.

Üstü kötü örtülmüş
Köpekten daha ileride
Sarıyorlar seni, salcı,
İşaretlerin mantosuyla.
Konuşuyorlar sana, veriyorlar
Bir iki anahtar, yararsız
Haritasını başka bir toprağın.
Dinliyorsun, gözlerin şimdiden
Karanlık suya dönük.
Dinliyorsun, düşmesini
O birkaç küreklik miktarın.

Dün ölen
Köpekten daha ileride
Dikmek istiyorlar, salcı,
Senin fosforluğunu.
Genç kızların elleri
Açtılar toprağı
Gelecek tohumların altınını
Taşıyan sapın altında.
Daha görebilirsin onların
Ağır gölgeli kollarını,
Şişkinliğini göğüslerin
Gömlek altından.
Gülmek alevleniyor yukarıda
Ama sen uzaklaşıyorsun.

Kanlar içinde fırlatılmıştın
Işığa,
Açtın gözlerini, bağırarak,
Adlandırmak için günü,
Ama gün daha söylenmeden
Düşüyor yine
Kanın kumaşı, boğuk bir gürültüyle,
İşığın üstüne.
Gülmek alevleniyor yukarıda,
Kızıllanıyor
Dağılan kalınlık içinden.
Çevir başını ateşlerinden
Kıyımızın.

İyi yanmamış
Ateşten daha ileride
Durmaktadır ateşin tanığı, o çözülmemiş,
Yapraklardan bir yatak üstünde,
Bize doğru dönük yüzler,
İşaret okuyucuları,
Öbür yüzün hangi rüzgârı, duyulmamış,
Ses verdirtecek onlara?
Hangi duraksayan
Ve sanki keşfeden eller
Alacaklar, çevirecekler
Gölgesini sayfaların?
Hangi düşünen eller,
Sanki bulmuş olan?

Eğil, güven ver,
Aydınlık yüz halinde
Kımıldayan gülümsemenin
Bulutu.

Kıyıya karşı
Üşüdüğü ol
Firavun’ un kızının
Ve hizmetçilerinin,

Onların ki, su, daha
Günden önce,
Yansıtır, devrik,
Kırmızı kumaşını.

Ve bir elin
Bir masa üstünde ayırdığı gibi
Karanlık delicenin
Neredeyse filizlenmiş tanesini

Ve siyah odunun suyu üstünde
Alırken katmerlendiği gibi
Anlamın birdenbire oluştuğu
Bir yansımayla,

Kabul et, uyumak için,
Sözüne,
Rüzgârın boralarıyla deldiği
Sözcüklerimizi.

“Bu şaraptan içmeye mi geldin,
Onu içmene izin vermiyorum.
Öğrenmeye mi geldin şu karanlık
Ekmeği, bir vaadin ateşiyle yanmış,
Ona ışık tutmana izin vermiyorum.
Yalnızca seni yatıştırması için mi geldin
Suyun, biraz ılık suyun,
Gecenin ortasında başka dudaklardan sonra içilmiş,
Bozulmuş yatak ile sade toprak arasında,
Bardağa dokunmana izin vermiyorum.
Işıldaması için mi geldin çocuğun,
Onu nisan saatinin ölümsüzlüğünde mühürleyen
Alevin üstünde,
Orda ki gülebilir, ve sen, kuşun konduğu
Onu karşılayan ve adı olmayan saatte,
Aydınlık hüküm sürdüğüm ocağın üstünde ellerini
kaldırmana izin vermiyorum.

Geldin mi,
Görünmene izin vermiyorum.
Soruyor musun,
Dudaklarının kurduğu adı bilmene izin vermiyorum.”

Duvarın üstünde ayakta duran
İşçinin
Geç vakit, geceleyin
Söktüğü taşlardan daha ileriye.

Karganın böğründen daha ileriye, ki iz bırakır
Pasıyla siste
Ve geçer düşten bir çığlık atarak
Kara toprak taşması.

Küreğin kırdığı
Yazdan daha ileriye,
Başka bir düşteki
Çığlıktan daha ileriye,

Atılır bağırarak
Bizi temsil eden,
Umudun
Kaynak üzerine düşürdüğü gölge,

Ve tek birlik, şu devinimi
Vücudun – birdenbire,
Sırığa atılmış kitlesiyle
Bizi unuttuğunda.

Biz, sözcükler rüzgârının
Geriye sürdüğü ses.
Biz, onların kasırgasının
Yırttığı yapıt.

Çünkü sana doğru geliyorsam, sen ki konuştun,
Yıkıntı parçaları, akışlar,
Yankılar, oda boş.
“Bir başkası” mı, beni yanıtlayan çağrı,
Ya da ben miyim yine?
Ve tonozu altında yankının, çoğalmış,
Onun oklarının birinden
Başka bir şey değil miyim,
Şeylere karşı atılmış?

Biz
Gürültüler arasında,
Biz
Onlardan biri.

Yıkılan çeperden
Kopan,
Oyulan, açılan,
Kendinden boşalan,
Kızıllaşan,
Uz ak bir bütünlükle şişen.

Şu sele bak,
Bağırarak atılıyor ıssız yaza
Oysa, devinimsiz,
Şaha kalkmış koşumdur
Ve kör yüz.
Dinle.
Yankı gürültünün çevresinde değil ama gürültüdedir
Onun uçurumu gibi.
Gürültünün yalıyarları,
Onun sularının kırıldığı huniler,
Taşkıran otu
Kopuyorlar senin gözlerinden
Bir kartal çığlığıyla, en sondaki.
Suyun sesinin göğsünün çarptığı yerde,
Onu duyamazsın,
Ama bırak seni taşısın, kamaşmış göz,
Boğuk kanat.

Biz
Gürül tünün çıtırdamasında,
Biz
Taşınmış.

Biz, evet, sel
Kırık ellerle
Attığında, yuvarladığında, aldığında
Taşların mutlağını.

Uçuşunun doruğundaki
Yırtıcı kuş,
Bağırarak
Kendi üstüne kıvrılır ve yırtılır
Karanlık gagayla bölünen bağrından
Fışkırır boşluk.
Sözün doruğunda yine gürültü,
Yapıtta
İkinci bir gürültünün çalkantısı.
Ama gürültünün doruğunda ışık değişir.

Bütün sakat görünür
Bozar yazısını,
Başka kırlar
Çağrısının geçtiği kor

Ve sakindir yıldırım
Ağaçların üstünde,
Uvkıı ve ölümün
Düşte kımıldadıkları bağır,

Ve yanar, bir renk,
Dünyanın gecesi
Açıldığı gibi
Siyah suda, boyalı bir kumaşın

İmge birdenbire
Böldüğünd e akışı,
Bağırarak tanesini, ateşi,
Bir sırığa karşı.

Saat,
Toplamdan çıkarılmış, şimdi.
Varlığı,
Yanılgıdan kurtarılmış, ölümün. Ampul,
Sessizce çömelen
Ve yanan,
Doruğu olmayan gece tarafından
Saptırılmış, sarsılmış olarak.

Dinliyorum senin
Dünya içinden zorlanan
Yapıtın hiçliğinde titreştiğini.
Algılıyorum
Çağrılar tepinmesini
Ki otlağı yanan ampuldür
Avuç dolusu alıyorum toprağı
Bu çeperleri perdahlı açıklıktan
Orda ki dip yoktur
Günden önce.
Dinliyorum seni, alıyorum
Senin ip sepet’ indeıı
Bütün toprağı. Dışarıda,
İmgeden önceki
Acının zamanıdır daha.
Dışarıdaki elde, kapalı,
Filizlenmeye başlamıştır
Dünyanın şeylerinin buğdayı.

Salcı
Ki dokunur sırığıyla, düşünen,
Senin omzuna
Ve sen, şimdiden gecenin üstünü örttüğü,
Sırığın aradığında ama boşuna
Irmağın dibini,

Hangisi vardır, hangisi kaybolacaktır,
Kim umabilir, kim söz verebilir?
Eğik, gör suyun üstünde belirdiğini
Bütün bir yüzün

Yandığı gibi bir ateşin.
Senin omzunun vaıısımasında.

Çeviri: Ahmet Sosyal

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s