Atlantis, Hayâli Yerler

ATLANTİS, İÖ 9560’a doğru Atlas Okyanusu’nun suları altında kalan muazzam bir ada-kıtadır; bazı bölümlerinde hâlâ yaşanır ve buralar ziyaret edilebilir.

Kadim Atlantis’in elipse benzer bir şekli vardı, kuzeyden güneye 533 kilometre, doğudan batıya 355 kilometre uzanırdı. Denizin üzerinde yükselen sarp dağlarla çevrili bir yayladan oluşurdu. Dağ yamaçlarında ve dağ vadilerinde çok sayıda müreffeh köy vardı; balıktan yana zengin birçok dere ve nehir ovayı bereketli kılardı. Yeraltındaki taş ocaklarından sakinlerin altın kadar değer verdiği oricalcum adlı değerli bir maden çıkarılırdı. Sanayi ve sanat gelişmişti, Atlantis gemileri Avrupa, Afrika ve Amerika limanlarina uğrardı. Atlantis’in kara ve deniz kuvvetlerinde bir milyondan fazla adam vardı, ülkeye hem iç güvenlik, hem de yabancı topraklarda hâkimiyet sağlarlardı. Atlantis dünyanın dört bucağında kolonilere sahipti, Mısır’ı ve Yunanistan’ı bile tehdit etmişlerdi; AtinalIların bir Atlantis istilasını püskürttükleri ve bunu başarabilen ender halklardan biri oldukları söylenir.

Adı gene Atlantis olan başşehir, ovanın tam merkezindeydi, birbirlerinden derin kanallarla ayrılmış eşmerkezli toprak tabyası halkalarıyla çevriliydi. Merkezi çekirdek ya da birinci halka, çevresi 900 metre olan bir oricalcum duvarla korunurdu ve kaleyi, Kraliyet Sarayı’nı ve küçük kutsal bir ağaçlık içine yuvalanmış Poseidon Tapınağı’nı içerirdi; hem tapınağın hem de sarayın duvarları altınla süslenmiş gümüştendi. Oricalcum duvar, aynı zamanda bir iç liman olarak kullanılan ilk kanal vasıtasıyla ikinci halkadan ayrılırdı; ikinci kanal, teneke kaplanmış bir taş duvarla korunurdu, ikinci kanalı üçüncü ya da ana halka izlerdi, öylesine genişti ki birkaç küçük orman ve çok sayıda bina içerirdi; bunların arasında jimnastik salonu, kışlalar ve at yarışı pisti yer alırdı – at yarışı, Atlantis’lilerin en sevdiği spordu. Üçüncü halka bronz bir duvarla korunurdu ve Atlantis’in Büyük Liman’ını barındıran üçüncü kanalla, dördüncü halkadan ayrılmıştı; dördüncü halka depoları ve tüccar mahallelerini içerirdi. Bütün kanallarla limanlar sualtı tünelleriyle birbirine bağlıydı, ve büyük Atlantis kadırgalarını saklamak için halkaların içine muazzam büyüklükte gizil yeraltı odaları inşa edilmişti.

Atlantis’e yok oluşu getiren afetin ardından adanın belli başlı iki bölümü mucizevi şekilde muhafaza edildi, biri Kanarya Adalarının iki yüz mil kadar güneybatısında, denizaltındaydı; Atlantis’in geri kalanını batıran aynı sismik hareketle yükseltilmiş olan diğeri ise, Büyük Sahra çölünde. Her iki yerdeki Atlantis halkının soyundan gelenler evrilip farklı özellikler geliştirmiştir ama her ikisine de giden ziyaretçiler belki de birkaç ortak özellik fark etmek suretiyle, kadim Atlantis’te hayatın nasıl olduğu konusunda bir fikir edinebilir.

Deniz altındaki Atlantis kalıntıları, 1926 yılında Profesör Maracot tarafından, bir dalgıç hücresinde okyanus derinliklerini araştırırken keşfedildi. Maracot nüfusun halen afetten önce tahminen bir çeşit basit gemi ya da sığınak olarak yapılmış muazzam bir binada yaşadığını buldu. Yüzyıllar boyunca öylesine çok kum ve çamur birikmişti ki, binaya artık sadece çatıdan girilebiliyordu. Özgün bina, laboratuvar, santral ve diğer bölümleri sağlamak için yapılan kazılarla genişletilmiştir. Binanın etrafında, Atlantis sokakları ve aslında üçüncü ya da ikinci halkada bulunan bir tapınağın harabeleri vardır. Karanlık Yüzün Efendisi’ne adanmış olan bu tapınak tamamen kara mermerden yapılmıştır. Kapının üstünde her yana fışkıran yılanlarıyla bir Medusa başı oyuludur; aynı desen, sadistik güzellik ve hayvani şehvet taşıyan sahnelerle birlikte, belli aralarla, duvarlarda da tekrarlanmıştır. Kırmızı mermerden bir tahtta, derin bir iğrenme hissi duymaksızın bakılamayacak bir şekil oturur: Adı ağza alınmayan bir tanrıyı temsil ettiği söylenir.

Atlantis’in bu bölümünün sakinlerinin derisi koyu renktir. Onlara, muhtemelen Yunanlı esirlerin soyundan gelen ve daha çok kömür madenlerinde çalışan bir beyaz köleler ırkı hizmet eder. Bu köleler Athena kültünü muhafaza etmiştir ama sualtındaki Atlantis’te ana din, Molok ya da Baal’e tapınmaktır. Baal Tapınağı, altın kapılı kare şeklinde bir odadır; duvarlar, büyük başlıklar giymiş grotesk şekillerle süslenmiştir. Rahip, elektrik ışıklarıyla çevrili olarak, küçük bir iskemlede Buda gibi oturur; arkasında, içine insan kurbanların, özellikle karma evliliklerden Atlantis’lilerle köleler- olan çocukların atıldığı küçük bir fırın vardır, çünkü bu tür ilişkiler kesinlikle yasaklanmıştır.

Teknolojileri son derece gelişmiştir. Atlantis’li bilim adamları şarabı, kahveyi, çayı ve unu, doğal maddelerinkilerle aynı özellikleri taşıyacak bir şekilde kimyasal olarak üretmenin yolunu bulmuşlardı. Zihni imgelerini bir perdeye yansıtarak ve sonra da film gibi izleyerek, tarihlerini ve geleneklerini muhafaza etmeyi de başarmışlardı. Ziyaretçiler bu şekilde geriye ilk kalanlar tarafından kaydedilmiş olan Atlantis’in yok oluşuna da tanık olabilirler.

Atlantis’lilerin sualtı dilini öğrenmek son derece zordur. Aslında bu dil, bir Avrupalının taklit etmesinin neredeyse imkânsız olduğu ve hiçbir Avrupa alfabesiyle temsil edilemeyen tuhaf törpü sesleri ve tıkırtılar içerir. Kurutulmuş balık mesanesi üzerine sağdan sola yazılır; bu madde üzerine pek çok kitap basılmıştır. Köleler, bir tür eski Yunanca konuşur.

Atlantis’in bu bölümündeki hayvan varlığı, son derece tehlikelidir. Okyanus yatağında Newfoundland köpekleri kadar büyük, siyah-beyaz kaplanyengeçleri sürünür, kayalar arasındaki kaygan boşluklarda zehirli kırmızı yılanbalıkları pusuya yatar. Otuz ayak uzunluğundaki vatozlarla dev denizakreplerine sık sık rastlanır, denizyılanlarına da; ancak bir tür -siyah, gümüşi renkte ve iki yüz ayaktan uzun olanı- hayli enderdir. Yarım ar kadar yer kaplayan dev kalkanbalığından, boyu otuz inçi bulan marax ya da dev kerevitten (Crustaceus maracoti) ve piranhaya benzeyen küçük bir balık olan Hydrops ferux’tan kaçınmak isabet olur. Ancak bu bölgedeki en garip hayvan, ışıklı bir merkezi olan yeşilimsi bir bulutu andıran, kısmen organik ve kısmen de gaz halinde bir yaratık olan praxa’dır; gözlerini oyup yemek için insanları avlar.

Atlantis’ten geriye kalanların diğer kısmı, birkaç yıl önce, 1897’de Marhonge ile Saint-Avit’in liderliğini yaptıkları bir Fransız keşif gezisi sırasında keşfedilmiştir. Bu iki subay, Ahaggar dağ silsilesindeki Geni Dağı’nın eteklerinde bir mağarada birtakım garip yazılar bulduktan sonra, rehberleri tarafından haşhaşla uyutulmuş ve yarların derinliklerine götürülmüştü, burada Büyük Sahra çölündeki en güzel vahalardan birini bularak hayretler içinde kaldılar. Heyetin üyelerinden biri olan Dr. Le Mesge, bunun uzun zamandır kaybolmuş Atlantis kıtasının bir parçası olduğunu anlayarak, Miletos’lu Dionysios’un Atlantls’e Seyahatlerini okuduktan sonra geliştirdiği bir kuramı doğrulamış oldu; Dr. Le Mesge, Diodorus Siculus’un sözünü ettiği elyazmasını Fransız Topraklarındaki Dax’ta bulmuştu.

Bu vaha krallığı, görenekleri turizmi teşviğe pek yaramayan Kraliçe Antinea tarafından yönetilir. Erkek ziyaretçiler önce kraliçeyle nişanlanır, sonra da öldürülür ve itinayla mumyalanır. Mumyalama süreci eski Mısırlılarınkinden farklıdır. Önce deri gümüş tuzlarıyla boyanır; sonra vücut bir oricalcum sülfat banyosuna yatırılır. Bir elektrik alışverişi meydana gelir ve vücut, gümüşten daha değerli, altından daha ender som metalden bir heykele dönüşür. Bu görkemli yaratılar kraliyet odalarını süslemekte kullanılır, bu mumyaların yerleştirildiği özel oyukların sayısı son sayımda 120’ydi – ancak sadece 54 tanesi doluydu.

(Platon, Kritias, İÖ 4. yy; Platon, Timaios, İÖ 4. yy; Pierre Benoit, L’Atlantide, Paris, 1919;
Sir Arthur Conan Doyle, The Maracot Deep, Londra, 1929)

Reklamlar

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s