Der Himmel Über Berlin: Cennetten İnen Melek, Oruç Aruoba

Himmel, gökyüzüdür : meleklerin yeri – orası, cennettir aynı zamanda: melekler oradan inerler yeryüzüne.

Melek Damiel Berlin’e iner.

Daha önce de, çok önceleri de, zamandan da önce, inmiştir oraya : bakmış, görmüştür yeryüzünün oluşumunu; doğanın, ve sonradan, insanların değişimlerini, izlemiştir. Bu kez ise, farklı olacaktır inişi.

Çocuklar karşılar onu – yalnızca çocuklar görür çünkü melekleri. Aklıbaşında, uyumlu, ‘normal’ birer yetişkin olmadan önceki bakışları ve görüşleriyle, çocuklar …

Çünkü ‘somut’ değildir melekler : bir kalemi ya da bir taşı tutmak isteseler, bunların ancak ‘görünüş’Ierini, ‘tasarım’larını tutabilirler – renkleri ve tatları tanımazlar, tasarımlarlar yalnızca; birer kavram, birer anlamdır yalnızca onlar için, soğuk hava, sıcak kahve, elma, sıgara – ve, sevgi…

Çünkü ‘ölümlü’ değildir melekler : sonsuz zaman içinde, yalnızca bilenler ve anlayanlar olarak ‘var’dırlar – yitim yoktur onlar için; başlayan ve biten süreçler; zaman, yok. Yaşamazlar, vardırlar, yalnızca. Bu yüzden de, ölümlü renkleri ve kokuları, tatları ve hazları tanımazlar- bilirler, ama, tanımazlar.

Ölümü tanımadıkları için, yaşamı da tanımazlar.

Yaşamadıkları için de, ölmezler.

Bu yüzden yalnızca çocuklar görür onları:-

Not: Berlin’i -bir türlü; henüz; ne yazık- göremedim (yaşlandığımdandır belki…). Yıldırım, Nick Cave’in kasetini getirdiğinde, Der Himmel über Berlin üzerine bambaşka bir tasarım oluşturdum; yalnızca Marion’un (kasette de bulunan) son tirad’ını kendimce yorumlayarak – yani, yanlış anlayarak… Sonra, filmi gördüm, Wim Wenders ile Peter Handke’nin birlikte yap/zdıkları “Film Kitabı” nı okudum : bu ‘yazı/çeviri’yi yaz/ptım, kendim dizdim ve biçimlendirdim -başlangıçtaki tasarımla ilgisi yoktur …

Der himmel über berlin
Der himmel über berlin

Çocuk çocuk oldukta,
kollarını sarkıtıp yürür,
ister, şu dere ırmak ola,
ırmak, koca bir nehir,
şu birikinti de, deniz.
Çocuk çocuk oldukta,
bilmez çocuk olduğunu,
herşey canla doludur onca,
bütün canlar da, bir.
Çocuk çocuk oldukta,
kanısı yoktur hiçbir konuda,
alışkanlıkları da,
sık sık berber tahtasına oturur,
koşup sıradan çıkar,
saçında bir kıvrım vardır,
fotografı çekilirken de poz vermez.

Der himmel über berlin
Der himmel über berlin

Çocuk çocuk oldukta,
zaman, şu soruların zamanıdır :
Niye ben benim de
sen değilim?
Niye buradayım da
orada değilim?
Ne zaman başladı zaman,
nerede biter uzam?
Yalnızca bir düş mü
şu güneş altındaki yaşam?
Gördüğüm, işittiğim, kokladığım
ne varsa, görünüş mü,
dünyanın önünde duran bir dünyadan?
Var mı gerçekten kötülük
ve gerçekten kötü insanlar?
Nasıl olabilir ki, ben olan,
ben olmadan önce, yoktu,
bir gün de gelecek,
ben olan, artık
olmayacak.

Der himmel über berlin
Der himmel über berlin

Çocuk çocuk oldukta,
boğazına dizilirdi ıspanak,
bezelye, lapa ve haşlanmış karnabahar,
artık hepsini yiyor,
… yalnız da mecburiyetten değil.
Çocuk çocuk oldukta,
bir gün yabancı bir yatakta
uyandı; bu artık hep oluyor,
birçok insan güzel gelirdi ona;
bu artık pek ender oluyor,
açıkça tasarımlardı cenneti;
artık ancak sezinliyor, hiçliği
hiç düşünemezdi;
bu onu artık ürpertiyor.
Çocuk çocuk oldukta,
canla başla oyun oynardı,
ve artık,
kendini birşeye öylesine vermesi, ancak
o şey işiyse oluyor.

Der himmel über berlin
Der himmel über berlin

Çocuk çocuk oldukta,
elma ve ekmek yese yeterdi,
bugün de hâlâ öyle.
Çocuk çocuk oldukta,
dutlar avucuna düşerdi,
bugün de öyle,
taze ceviz dilini pürterdi,
bugün de öyle,
bir dağda olsa, daha yüksek dağı özlerdi,
şehirde de, daha büyük şehri,
bugün de hâlâ öyle,
ağacın tepesindeki kirazlara uzanırken
yücelirdi
bugün de hâlâ olduğu gibi
yabancılardan ürkerdi, bugün de öyle,
ilk karın gelişini beklerdi, bugün de hâlâ öyle bekliyor.
Çocuk çocuk oldukta,
bir sopa fırlattı mızrak diye bir ağaca,
bugün hâlâ titreyip duruyor orada.

Damiel bu kez hoşnut değildir melek olmaktan : ölümsüzlük, zamansızlık; hep yalnızca tanık olmak, hiç eyleyememek; uzaktan bakmak; görmek ama görülememek, dokunamamak, tadamamak – yaşamamak. Anlamak ama olamamak …

Artık başka bir şeyler istemektedir : Öylesine bengilik içinde süzülüp durmak istemiyorum boyuna; sınırsızlığımı kaldıracak ve beni yere bağlayacak bir ağırlık duymak istiyorum üstümde… Yürürken kemiklerimin de içimde, benimle birlikte devinmesini hissetmek… masanın altında pabuçlarımı çıkarmak ve ayakparmaklarımı germek, yalınayak, öylesine.

Melek Damiel, insan olmak istemektedir.

* * *

Berlin’e inen öteki melek., Cassiel’dir ; onunla ilgili bilgiyi film verir:

Cassiel (Casiel, Casziel, Kafziel)-Yalnızlık ve gözyaşı meleği; “ebedi krallığın birliğini temsil eder”. Satürn gezegeninin yöneticilerinden biri, aynı zamanda da yedinci göğün yönetici prenslerinden biridir; güçler düzeninin sarim(prensler)inden biri. Bazen ölçülülük meleği olarak görünür.

Cassiel, melek ölçülülüğünü koruyacak, insan olmak istemeyecek, ama, belki, Damiel’e imrenecektir – yalnız kalıp ağlayacağı ise, kesin …

* * *

Cassiel’in Berlin’de eşlik ettiği yaşlı şair Homer (Homeros?-tabiî ki o … ) ise barışın şiirini yazmayı kurmaktadır: Daha kimseye nasip olmadı bir barış epos’unu sese dökmek. -Potsdam Meydanı’nı arar … Epos’unun kahramanlarını arar: onlar artık savaşçılar ve krallar olmayacaklar; onlar… (Homer’in) çocuklar(ı), kavramları sağlam, kaynakları anlayanlar olacaklar.

Homer vazgeçmeyecektir Potsdam Meydanı’nı aramaktan – çünkü, vazgeçerse, insanlık öykücüsünü yitirir. Ve insanlık gün gelip öykücüsünü yitirirse, çocukluğunu da yitirmiş demektir.

Homer, en sonda, tutturacağı ses’i bulacak ve bize seslenecektir – Damiel ile Marion’un öyküsünün sonunda; filmin sonundan hemen önce …

* * *

İşte : Melek Damiel, insan olmak istemektedir.

Bu iş daha önce de epey olmuştur; bir sürü var bizim gibi der, Komiser Colombo oyuncusu Peter Falk’u canlandıran Peter Falk – kendisi de bir eski Melek’tir : bakan, gören, çizen, düşünen, anlayan, ve, tabiî, oynayan …

İnsan olmaya karar veren bir Melek’le ilgili olarak da Cennet’in tek yapabileceği, Melek’in altın göğüslüğünü kafasına atmaktır – bir de, onu ‘Melekut Kaydı’ndan düşmek: “Damiel” adı Eski Ahit dizinlerinde bulunmamaktadır – kafası biraz kanar Melek’in; ama, göğüslüğü okutup ilk “para”sını da elde eder. (-Damiel biraz kazık yer bu konuda: Berlinli eskici/rehineci topu topu 200 Mark verir göğüslüğüne; oysa Peter Faik, otuz yıl önce, New York’da, 23. Cadde ile Lexington’un köşesindeki rehineciden tam 500 Dolar kapmıştır kendisininki karşılığında … )

Damiel’in Peter Falk’a sormak istediği daha birçok şey vardır- Bilmek istiyorum! Herşeyi! -, ama Peter Falk film setine çağırılmaktadır:-

Kendin arayıp bulmak zorundasın.
İşin eğlenceli yanı da bu zaten!

* * *

Melek Damiel, yaşamak istemektedir – ölümü de göze alarak …
İnsan olmak istemektedir.
Sonsuzluktan çıkıp, zamana girmek; birşeyi başlatmak – başı olan ve kaçınılmazca sonu olacak olan birşeye girmek – çıkacağını da bilerek girmek, tanımak, ‘daha’yı ‘artık’ı; başlangıcı ve sonu öğrenmek – geçici şeylerin tatlarını, kokularını bilmek
istemek
tedir.

* * *

Melek Damiel, kişi – bir, tek, o, belirli kişi – olmak istemektedir. Bunun için de, ilişki -bir kişi ilişkisi- kurabileceği bir kişi bulması gerekir – bir, tek; bir tek bu kişi ile o kişi olarak kuracağı bir ilişki…

Bulur: Marion. (Peter Falk Peki, şimdi ne yapacaksın? diye sorunca, cevap verir : Bir kız var da … ) Kendisi de arayan -aranılmak isteyen- bir kişi. Olması -‘varlığı’- sorunlu olan; soran – işte : arayan bir kişi. Yaşamaktan kaygı; ölmekten korku duyan – düşünde gördüğü erkeğine, Benimle kalmam istiyorum diyen – yaşamın; çünkü, ölümün eşiğinde duran bir kişi : bir trapezci…

İnsan olarak uçan -havada devinen- bir kişi : bir melek için; insan olmak, kişi olmak isteyen bir Melek için; bunun için de bir kişi ile ilişki kurmak zorunda olan bir Melek için, kim daha uygun olabilirdi ki…

Damiel ile Marion, raslantının zorunluğuyla, buluşurlar:-

Der himmel über berlin
Der himmel über berlin

MARİON:
Artık birşey gerçek olmalı. Tek başıma kaldığım çok oldu, ama hiç yalnız yaşamadım. Birisiyle birlikte olduğumda, sevindiğim olurdu, ama hep raslantıymış gibi gelirdi herşey. Şu insanlar anne-babamdı, ama onlann yerinde başkaları da olabilirdi. Niye şu kahverengi gözlü çocuk kardeşimdi de, karşı durakta duran yeşil gözlüsü değildi? Taksi şöförünün kızı arkadaşımdı, ama kollarımı bir atın boynuna da dolayabilirdim. Bir adamla birlikteydim, aşıktım, ve onu orada bırakıp, rastladığımız bir yabancıyla birlikte de gidebilirdim. Bana ister bak, ister bakma. Bana elini ister ver, ister verme. Hayır, verme elini bana, bana bakma.

Sanıyorum bugün yeniay var, gece alabildiğine dingin, kan akmayacak şehrin hiçbir yerinde. Hiçkimseyle oyun oynamadım, ama, gene, hiç, gözlerimi açıp, şimdi bu gerçek olacak, artık gerçek oldu, diye düşündüğüm de olmadı.

Böylece yıllar gelip geçti. Bir ben miydim bu denli gerçek-dışı olan?

Zaman da bu denli gerçek-dışı mı?

Der himmel über berlin
Der himmel über berlin

Hiç yalnız olmadım, ne tek başımayken ne de birisiyle birlikteyken. Oysa isterdim hep bir kez yalnız olmayı. Yalnız olmak, işte, demektir ki : artık tamamlandım.

Bugün artık bunu söyleyebilirim, çünkü bugün artık yalnızım.

Artık raslantı sona ermeli! Kararın yeniayı! Bilmiyorum, belirlenmişlik diye birşey var mı; ama, karar diye birşey var! Ver kararını! Biziz şimdi zaman.

Der himmel über berlin
Der himmel über berlin

Bütün şehir değil, bütün dünya
paylaşıyor şimdi kararımızı.
Biz ikimiz şimdi iki kişi olmanın ötesindeyiz.
Birşey beden buluyor bizimle.
Halkın meydanında duruyoruz, bütün meydan insanlarla dolu,
hepsi de bizimle aynı şeyi istiyor.
Hepsi adına biz belirliyoruz oyunu!
Ben hazmın.
Sıra sende.
Oyun artık senin elinde.
Şimdi, ya da hiç.

Der himmel über berlin
Der himmel über berlin

Beni istiyorsun. Beni isteyeceksin. Bizim ikimizin, erkek ile kadının öyküsünden daha ulu bir öykü yok. Bu, bir dev öyküsü olacak, görülmemiş, aktarılmış bir öykü, yeni bir atalar öyküsü. Bak; gözlerim! Zorunluğun tasarımı var içlerinde, meydandaki herkesin geleceğinin tasarımı.

Geçen gece, düşümde, tanımadığım birisini gördüm; erkeğimi. Bir tek onunla birlikte yalnız olabilirdim, ona açık olabilirdim, tamamiyle açık, tam da onun için, onu tam olarak tamamiyle içime alabilir, onu çevreleyebilirdim kutlu birlikteliğin labirentiyle. Biliyorum; o, sensin.

O, sensin:-
İlişki, iki kişinin, biribirlerine bunu söyleyebilmeleridir.
İnsan olmak, işte, yaşayan, tek, belirli bir insan, yani, kişi olmaktır : kişi olmak da, bir başka kişi ile ilişki kurmakla başlar.

İnsan olmak, ilişki kurmaktır – bu da, kişi olmaktır.
– “Olmak”, ve, “kurmak” …
İnsan olmak; yaşamak ve öğrenmek; tanımak ve ölmek: “Olan”ın daha olmayan, sonra olan, ve, olduktan sonra, artık olmayan, olması ..

İnsan olmaya temel anlamını veren varolma koşuludur kişi ilişkisi – iki insanın, o iki insan -o kişiler- olarak, ikisinin de katıldığı, ama ikisinden de bağımsız, ayrı, yeni bir varlık kurmaları… Bilinçle, adım adım, öğrenerek. Kendilerini de içine alan, ama bambaşka, yeni bir varoluş biçimi oluşturmaları… Oluşturdukça öğrenmeleri. Kendileri olarak, ötekine giderek, birlikte, bir üçüncüyü kurmaları, oluşturmaları : bir ölümlü çocuk değildir yaratılan; ölümsüz bir ortak tasarımdır.

Ölümsüzlüğünü terkederek ölümlü insan varlığım seçen Melek Damiel, ölümsüzlüğü -gene- yeniden bulur : Yarattığımız tasanın, ölümümde de eşlik edecek bana. Onun içinde yaşamış olacağım.

Hiçbir meleğin bilmediği birşeyi
biliyorum artık.

Homer seslenir:-
Yola çıktık! (Nous sommes embarques.)
Wenders yazar:-
Devamı gelecek. (Fortseztung folgt.)
Ve:-
Siyah arkaplan üstüne bir adama :
Bir zamanlar melek olanların hepsine; ama, öncelikle
Yazujiro, François ve Andrej’ye
adanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s