Karşı ışık, Paul Celan

Yürek karanlıkta gizli ve katı kaldı, bilgelik taşı gibi.
*
İlkbahardı, ve ağaçlar kuşlarına uçuyorlardı.
*
Kırık testi sürdürür çeşmeye gitmeyi, o kuruyana dek.
*
Savaş gemilerinin en büyüğü boğulmuş birinin alnına çarpıp
parçalanmadıkça, adaletin sözünü etmek boşuna.
*
Dört mevsim var; bunlardan birini seçmekle geçirilecek bir beşinci de yok.
*
Sevgisi öylesine büyüktü ki, sevgilisi tabutunun kapağını çekip açabilirdi-üzerine
koyduğu çiçek o denli ağır olmasaydı.
*
Sarılmaları o kadar uzun sürdü ki, sevgi karşılarında çaresiz kaldı.
*
Yargı günü gelmişti, ve en büyük günahın bulunması için, haç İsa’ya çakıldı.
*
Çiçeği göm ve insanı mezarın üstüne koy.
*
Saat saatin içinden fırlayıp çıktı, ona, doğru gitmesini buyurdu.
*
Komutan asinin kanlı başını hükümdarının ayağının dibine koyunca,
hükümdar büyük bir öfkeye kapıldı. “Taht dairesini kan kokusuna boğmaya
nasıl cesaret edebilirsin,” diye bağırdı, ve komutan ürperdi.
O sırada kesik kafa ağzını açtı ve mürver ağacının öyküsünü anlattı.
“Çok geç,” dedi vezirler.
*
Sonraki bir tarihçi bu kanıyı doğruladı.
*
Asılmışı darağacından çözdüklerinde, gözleri henüz kırılmamıştı. Cellat
çabucak kapattı onları. Ama çevrede duranlar gene de bunu farketmişler,
bakışlarını utançla yere indirmişlerdi.
Darağacı ise o anda kendini bir ağaç sandı; kimsenin gözü açık olmadığı için
de, bunun sahiden olup olmadığını saptamak mümkün değil.
*
Erdemleri ve günahları, suçu ve masumluğu, iyi ve kötü nitelikleri teraziye
koydu, çünkü kendi üzerinde yargıda bulunmadan önce, emin olmak istiyordu.
Ama terazinin kefeleri, böylesine yüklenince, aynı hizada durdu.
Ne pahasına olursa olsun bir sonuca varmak istediği için, gözlerini kapattı ve
hangi günahın hangi kefede olduğunu artık bilemeyecek hale gelene dek, terazinin
çevresinde bir o yöne bir ötekine, dönüp durdu. Sonra, kendi üzerinde
yargıda bulunmak için, bakmadan, kefelerden birinde karar kıldı.
Gözlerini açtığında, kefelerden biri gerçi daha aşağıya inmişti,
ama artık bunun hangisi; suç kefesi mi masumluk kefesi mi
olduğu, bilinebilecek durumda değildi.
Buna öfkelendi, durumdan kendi lehine bir sonuç çıkarmayı reddetti, kendini
suçlu buldu; gene de, belki haksız olabileceği duygusunu üzerinden atamadan.
*
Aldatma kendini: bu son lambanın daha fazla ışık verdiği yok — çevredeki karanlık
kendi içinde derinleşmiş.
*
“Herşey akar”: bu düşünce de öyle; herşeyi durdurmuyor mu yeniden?
*
Aynaya sırtını döndü, çünkü onun kendini beğenmişliğinden nefret ediyordu.
*
Çekim yasalarını anlatıyordu, kanıt üstüne kanıt getiriyor, ama sağır kulaklar
buluyordu. Bunun üzerine, kendini havaya fırlattı ve havada asılı durarak anlattı
yasaları – o zaman inandılar ona, ama kimse şaşmadı gene de, aşağıya,
geri dönmeyince.

Die Tat (Zürich)
12 Mart 1949
Çeviri: Oruç A ruoba

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s