ADONİS ve Adonia bayramları

Adonia Bayramı
Adonia Bayramı

ADONİS ve Adonia bayramları

Öfkeli bir yabandomuzunun Aphrodite’ den ayırdığı yakışıklı sevgili ya da yeniden doğmadan önce dünya nimetleri ortasında ölmüş delikanlı tanrı. Adonis uzun mu uzun serüvenlerinde, herhangi bir imleyici yafta ya göre tanımlanmaz. Hikayesi çelişkendir. Sami kökenlidir, çünkü tıpkı Baal’ın Efendi anlamına gelmesi gibi, adı tanrı demeye gelir; denildiğine göre bu Fenikeli, klasik Antikçağ geleneğinde pek tantanalı bir ün edineceği Atina, İskenderiye limanlarına yanaşmadan önce, ta Sümer’ de bile görülmüştür. Ne var ki Yunancalaşmış adıyla bu Fenikeliye ilişkin el altındaki bütün bilgiler Yunanlıların yazıp düşündükleridir. -Mit tanrıbilimcileri”nin yaptığı, İS 2 . yüzyılda Origenes’ in ana hatlarını biraraya getirdiği, James G. Frazer’ı derinden etkileyecek özelliklerinin getirdiği yorum, hiçbir zaman sallantısızca bir yana bırakılamamıştır: “Yunanlıların Adonis adını verdiği tanrıya Museviler, Suriyeliler, Tammuz derler. Görünüşe bakılırsa, her yıl birtakım kutsal törenler yerine getirirler; ilkin ölmüşcesine ona ağıt yakarlar, ardından ölüler arasından dirilmişcesine sevince boğulurlar. Yunan mitlerini yorumlamaya girişmiş olanlar ile mit tanrıbilimi denen dal, Adonis ‘in yeryüzü nimetlerinin simgesi olduğunu, toprağa ekildiği sıra ağlandığını, serpilmesiyle çiftçinin sevincine yol açtığını söyler”. Tammuz ile akrabalık, ölüler arasından diriliş, bitelge döngüsünü düzenleyen büyük mevsimsel ritimler: Başka tanrılara ilişkin olduğu kadar, su götürmez biçimde Adonis konusuyla da ilişkili olan, İS 2. yüzyıla ait bir Yunan yorumunu Origenes böyle özetliyordu. Ancak, Hıristiyanlık savunucularının kalem kavgalarından on sekiz yüzyıl sonra, pagan dinlerin gizlemleriyle Hıristiyan gizlemi arasındaki çekişme modernlikle birlikte yeniden ortaya çıkacaktı: Başpapaz Loisy, Aphrodite-Astarte ‘nin sevgilisinin dirilen İsa’nın modeli olmadığını açıklayacaktı, öte yandan altmışlara doğru -yani daha dün- saygın rahip K. Prümm (bkz. “Mysteres” maddesi, Dictionnaire de la Bible, Ek VI, 1 960) alaylı bir biçimde bi telgenin küçümen bir kahramanının “ölüm üzerindeki zavallı zaferinin” doğanın döngüsel gidişinden kopabilmeyi beceremeyeceğini anıştıracaktı.

Tammuz’u yeterince tanısak da hiçbir Asurbilimci bunu bugün kesinleyemez, Adonis konusunda, doğum yerine varasıya Fenikeli adamın bütün anılarım bulandırmış görünen şu çok çiğnenmiş Yunan aktarımlarını gözardı edemeyiz. Origenes’in aktardığı, “mit tanrıbilimi yorumlayıcıları”nın okuması diye sunduğu yorumun en tutumlu yorumlama dizgesi olduğuna, konunun ögelerini daha iyi açıklarlığına kesinlikle karar verilebilir. Bu durumda, Adonis ‘i İskenderiye ‘yle Atina’ daki Adonialar, Adonis bayramları ile Byblos ‘takiler arasındaki ayrımları atlamadan sunmak gerekir; özellikle de bütünlüğün her kıvrıntısında, birçok şarkiyatçının (R. Dussaud, Ch. Virolleaud, B. Soyez . . . ) öne sürme eğiliminde olduğu gibi “yenilenişin tanrısı”, “bitelge ruhu” ya da “sonsuz dönüş” gibi alabildiğine bulanık anlamlar varsaymadan göstermek gerekir bunu.

Atina’ nın Adonis bayramları

Adoniaların üç ana değişkesinden -Atina, İskenderiye, bir de Byblos’takinden- en eskisi olan ilki, ritüel vurgusunun ünlü Adonis bahçelerinde ortaya çıktığı bir toprak işleme bağlamına yerleştirir Fenikeliyi. Oysa her şey, Atinalıların Adonis ‘inin bir bitelge tanrısı olamayacağını, dahası bunun tastamam tersi olduğunu gösteriyor. Topraktan yapılma dayanıksız kaplara ya da basit sepetlere ekilen bahçecikler, yaz güneşinin sıcağında, sekiz günde büyür. Adonis bayramları, güneş yılının tam ortasında, kızıl ısı günlerinde kutlanır. Filizler yeşerir yeşermez, güneşin kavuruculuğuyla salar, kurur. Bu hızlandırılmış tarım, aslında güneşe yakınlaştırılmıştır: Merdivenlere tırmanarak bu bahçecikleri çatı üzerine, gökle yer arasındaki yolun yarısına yerleştiren kadınlar eliyle yürütülür. Toprağı işlemenin bu taklitleri, Adonis bahçecikleri, Demeter’in tarım türlerinin, işlenmiş toprağın, mevsimlerin döngüsüyle ağır ağır olgunlaşan tarlaların, meyve taşıyan tohumların, insanların yetiştirip hasadını kaldırdığı tahıl besinlerinin, ölümlülere ekmek veren, canlıların iliği arpa ile buğday tarımının tam karşı kutbunu oluşturur.

Yunanlılar filizlenmenin kurumaya bitiştiği Adonis bahçeciklerini, tahıl tarımı ile Demeter’in düzeninin baştan aşağı değillenmesi olarak tasarlar. Platon’ dan Simplikios’ a dek bütün bir gelenek, Adonis bahçelerinde, temelde kısır, ürünsüz toprak işlemeyi görüp durmuştur. Yeğni, yapay, olgunluktan yoksun kılınmış, köksüz olan her şeyin imgesi; sanki bir taş bahçesi, çoktan soğumuş, donuk, ölüm gibi.

Yunan mitoloji geleneği, Adonis’in baştan çıkarıcı yanı üzerinde hem de ıtırlı bitkilerle ilişkisi üzerinde ısrarla durdukça, bitkilerin gerçek tanınının bu değillemesi daha da belirgin biçimde kesinlenir. Babasıyla ensest sonucunda mersine (myrrha) dönüşen Myrrha’ dan doğma Adonis, karşı koyulmaz bir baştan çıkarıcılıkla donanmıştır; hem Aphrodite’de hem de Persephone’de istek uyandırır. Karşıt egemenlik alanlarının tanrılarının baştan çıkarıcısı Adonis, Yunanlılar için ne bir eştir ne de eril bir varlıktır: Sevilen birisi, kadınsı birisidir yalnızca; Plutarkhos ‘un demesine göre müminleri kadınlar ile erseliklerdir. Tohumu bol genç oğlan, güzel hanımların çok erken gelişmiş sevgilisi, evlilik ile verimli cinsel birleşmenin tersine çevrilmiş bir figürünü belirtir. Aşırı cinsel gücü, kısır döllemeyle elele giden vaktinden önceki cinsel birleşmenin, olgunlaşma noksanlığının tersinden başka bir şey değildir. Bir taş bahçesine düşmeye yazgılı olan Adonis ‘in tohumu hiçbir zaman yasal, tam tohum gibi köklenmeyecektir. Mevsimsiz baştan çıkarıcının güzergâhı, bahçeleriyle aynı yolu izler: Çoluk çocuktan yoksun, genç yaşında yokolmaya yazgılı Adonis birdenbire ıtırlı bitkilerden marula geçiverir, kendisine baştan çıkarıcılık gücü sağlayan mersin çalısından, av daki başarısızlığının ardından can çekişmekteyken onu kabul eden, böylelikle onu, marulun yerleşik bir işareti olduğu cinsel güçsüzlük konumuna yerleştiren nemli, soğuk sebzeye geçiverir.

Atina Adoniaları iki evresiyle tastamam bu baştan çıkarıcılığın çevresinde oynanır: İlki, kaynak sularını ya da denize atılan tohumun kısırlığını dile getirir gibidir; ötekiyse “ıtırlı bitkilerin toplanması” aracılığıyla kokuların verdiği hazzı, baştan çıkarma umudunu esenler gibidir. Bir ritüelin sınırlayıcı süresi içinde gizlice yeralan iki evre, sanki Adonis’ i tanımlamada birbiriyle yarışan iki ayrı tarz gibi görünür: Site açısından, Demeter’in ağırbaşlı yol yordamının tersine çevrilmesi ile başarısızlık bakımından; içerden ise evlilik dışı hazları, evlerin özel yaşamı içerisinde bile olsa, her yanı kaplayan siyasal-dinsel egemenlikten uzakta kutlayan mürninleri ile sevenleri için. Atina’nın belleğinde, bahçeciklerle heykelciklerin çevresinde cenaze ritlerine öykünür gibi görünen kadınların ağıtları, Atina için yıkım dolu bir sonuca ulaşmaya yazgılı Sicilya seferinin başlamasıyla bağlantılı görülmüştür yalnızca (Plutarkhos, Nikias, 13, 10-11 ; Alkibiades, 18, 5). Kadınların benimsediği ve ev içi bayramlarıyla kutlanan Atinalı Adonis, tarımsal çalışmaların döngüsünün simgesi olacak bir tanrının ölümüyle başlayan kozmik bir dramdansa özel yaşam değerlerinin belirlediği kentsel bir bunalıma tanıklık eder.

Byblos’ un Adonis bayramları.

Yunancalaşmış bir ad altında saklanmış olan Fenikelinin doğum yeri Byblos’a gelince, Adonis’in bilebildiğimiz ilk tasavvuru çoktan iki kat çarpıtılmış durumdadır: Kuşkusuz Yunanlıların anlattığı, ama Kıbrıs’tan gelme bir değişkede, Kıbrıslı Adonis’in adı Gauas’dır, yıkımını gizlice Musalar hazırlar; yabandomuzu onu öldürür, Aphrodite ona ağlar. Karşı-kahraman gibi ele alınmış bir avcının talihsizliği üzerine, bütünüyle bir Yunan anlatısı; ancak bu kişinin ritüeldeki ya da bayramlardaki yeri, köpük ile denizden doğma bir tanrıçanın doğumunun simgesi olan bir tutam tuz ile bir erkeklik organı taşıyan Aphrodite mürşidlerinin gizlem törenleriyle, çok sayıdaki tapınaklarıyla çiftcinsli büyük bir Aphrodite tarafından neredeyse tümden gölgede bırakılmış gibi görünüyor. İÖ 1000 ile 800 arasındaki Byblos’un krallık yazıtlarında adı geçmeyen Bybloslu Adonis ancak İS 2. yüzyılda, Lukianos ‘un Suriyeli Tanrıça Üzerine (De dea Syria, 6-9) kitabının etnografik soruşturması sayesinde gölgeden aydınlığa çıkar. Bu kez, kuşkusuz başka kült yerlerinden ayrı olarak bütün Byblos ülkesi Adonis ‘le, onun onuruna bayramlarla yatar kalkar. Byblos ülkesini iki Aphrodite tapınağı sınırlar: Biri Akropolis’te, öteki yabandomuzunun açtığı ölümcül yaranın anısına o bölgede her yıl sularının kan rengine bulandığı İbrahim Nehri’nin, Adonis Nehri ‘nin kaynağını aldığı dağda, Afaka’da. Tören, kadınları, erkekleri, bütün ülkeyi seferber eder. İki önemli anın belirlediği ritmiyle kamusal, neredeyse ulusal bir bayram: Ağıtlada birlikte büyük bir yas ile “cesede uygun düşeceği üzere” bir cenaze kurbanı, ardından yaşayan Adonis ‘e açık havada eşlik etmek üzere bir geçit töreni. Byblos halkının yorumcuları, Adonis’lerini bir maske, yerel bir takma ad olacak biçimde Mısırlı Osiris’e yamama eğiliminde olduğu sürece Adonis ‘in has Fenikeli özellikleri daha az seçilebilir.

Ne var ki bu tür bir yorumlayış içerisinde kalan İsis ile Osiris Üzerine Deneme’nin hiçbir yerinde sözü geçmeyen “Osirisleşmiş” Adonis -oysa “İskenderiyeli” değişkesinde İsis ‘in arayışı Byblos’a uzanan görülmedik bir dolambaç çizer- yolunu yeni baştan yitirir, ancak bu kez kendi yurdunun ortasında olmak üzere, başka bir gücün biçimi içinde yiter gider. Onu yutanın kozmik tanrı konumu Osiris’inkinden daha kesindir, ama aynı zamanda ölülerin büyük kralıdır. İsis’in çabasıyla toprağa verilişi ona öte dünyada ölüler üzerinde egemenlik tanır; bu egemenlik, Yunan geleneğinin özdeş iki yer gibi iki kadın arasında bölünen Adonis’ e ayırdığı almaşık mübadelenin ötesindedir.

Bahçelerin, toprağı işlemeye ilişkin başka çalışmaların anılmadığı Byblos bayramında tuhaf bir cinsel davranış Lukianos’un dikkatini çeker. Yas süresince, saçlarını kestirtmeyen kadınlar bir günlüğüne, yalnızca yabancılara orospuluk etmek, Aphrodite tapınağına bu işin kazancını sunmak zorundadır. Bir suçu cezalandıran, suçlulara cezasını veren zorla orospuluk. Atina bayramının tensel ilişkilerinin taban tabana karşıtına benzeyen cenaze töreni orospuluğu. Paphos kralı, Adonis’in babası Kinyras ‘ın kızlarının nasıl yabancılara orospuluk yapma, yoksa ya sürgün ya da gücünü yadsımış oldukları Aphrodite’nin kararıyla kaba taşa çevrilme cezasına çarptırıldıklarını anlatan (Apollodoros, Bibliotekhe, III, 14, 3; Ovidius, Dönüşümler, X, 220-242) Kıbrıs geleneği, yukarıda anılan ayrılığı doğrular. Burada da orospuluk, son biçimi soğuk, duyarsız taşa dönüşme olan bir cezadır.

Adonis, Kıbrıs’taki yerli adıyla Aôos, kesilmiş ağaçların tanrıçaya sunuluşundan başka bir şey bilmediğimiz bir Aphrodite bayramı dışında, ritüel düzleminde varlık göstermez. Adonis, yerel demonlarla bir tutulduğu Kıbrıs’ta da, bir Yunan maskesi ile Osirisimsi bir kişi arasında salındığı Byblos ‘ta da, kuşku götürmez bir biçimde bir Sami tanrısı olarak belirmez. Bununla birlikte, Yakındoğu dünyasına göndermelerin bir varış yeri anlamına gelir gibi olduğu bir hikaye içerisinde Adonis’in ardına düşülür; Yunanlıların Adonis ‘i temel ayırdedici özelliklerini yorumlama geleneğinden alsa da, onu İskenderiye’ye olduğu kadar Atina’ya da bağlayan Yunanlılar, bu özelliklerini kuşkusuz rasgele çizmemişlerdir.

Byblos, Adonis bayramlarının belirtkesini Ptolemaiosların anakentinden alır. Kimileyin bu, İskenderiye’den Byblos limanına kadar denizin taşıdığı papirüsten bir “kafa” ile sağlanan öngörüdür -Lukianos orada kalırken onu gördüğünü anlatır. Kimileyin İskenderiyeli kadınların Bybloslu kadınlar onuruna yazdığı bir mektuptur: Mühürlü bir çanağa yerleştirilen ileti, Adonis’e yeniden kavuşulduğunu bildirmek için denize atılır. Her yıl aynı dönemde Aphrodite’nin müritleri, ecelerinin Adonis’inden ayrılmadığını öğrenmeleriyle ağıtlarını kes erler.

İskenderiye Adonis bayramları

Ptolemaiosların İskenderiye’ sinde bayram, korosu, oyuncularıyla birlikte bir temsil, öncelikle bir gösteri olarak belirir. Aphrodite Adonis’in ölümüne ağladığı sıra koro, inilder, ağıt yakar; yeraltından döndüğünde, aradığını bulduğunu söylediğinde de herkes onunla birlikte sevinir, dans etmeye koyulur. Bu sahne tapınaklarda oynanır (İskenderiyeli Kyrillos, Patrologia Greca, LXX, 440-1). İskenderiyeli Kyrillos’a göre, İS V. yüzyılda, gösteri, yeniden kavuşmanın neşesi içinde sona erer. Öte yandan Theokritos’un anlatısına göre, Ptolemaios Philadelphos ‘un eşi kraliçe Arsinoe’nin sarayında yapılan bayram-gösteri, iki sevgilinin birleşmesini anıştıran şarkılarla başlar. Sevgililer rezene saplarından yapılma bir çardağın altına yerleştirilmiştir, çevrelerinde her tür ağacın meyveleri, gümüşten sepetlerde zarif bahçeler, Suriye kokularıyla dolu altından kaplar, uçan ya da yürüyen hayvanların biçiminde türlü türlü çörekler takım takım yere koyulmuştur (Theokritos, XV, 111 – 118). Oysa, ertesi gün başlayan ikinci evre bir cenaze alayıyla açılır: Kadınlar toplu halde Adonis’in figürünü kent dışına, dalgaların köpürdüğü kıyıya taşırlar (132-5). Saçlarını yolarak, göğüs bağır açılmış halde üzüntülü bir hava tuttururlar. Diri Adonis ‘in açık havada gezdirildiği Byblos pompe’sini, bu alay tersine çevirir. Ancak Theokritos’un şiiri, eski Yunan’ın kahramanları arasında (Agamemnon, Hektor, Pelopsoğulları, Pelasglar, Lapithler) sırayla bir yeryüzüne çıkan bir yeraltına inen tek yarı-tanrıya, Adonis’ e seslenişle tamamlanır (136- 144).

Birkaç yüzyıl sonra İskenderiye’de bile, Adonis’in çifte aşk yaşamı, bu ya da öteki anlamıyla yorumlanabiliyordu. Ama gelen her yıl, yas ile sevincin, şenlik ile ağıtlaşmanın almaşmasıyla birlikte Adonis bayramlarının vaktini geri getirir. Tiyatromsu küçük ritüelde kadınlar Atina’da olduğu gibi başrolde görünürler, ancak açık, kozmopolit başka bir kenttedirler; baştan çıkarmanın da tarımın da aynı anlama gelir gibi görünmediği, benzeşik bir yer bile tutmadığı başka bir kentte. Meyveler ile hamur işlerinin ortasına konmuş bahçecikler istekleri bütünüyle yerine gelmiş sevgililerin belirgesine dönüşür, uzanmış Adonis aynı zamanda hem kımıltısızlığını üzüntüye sunmuş birisi, hem de haz şöleninin davetlisidir.

Marcel DETIENNE, Ecole pratique des hautes etudes’ de (V. kısım, din bilimleri) tez yöneticisi (Eski Yunan)
Çeviri: Nusat ÇIKA

KAYNAKÇA: ATTALAH. W. Adonis dans la litterature et l’art grec, Paris, 1966. COLPE. C. “Zur mythologischen Struktur der Adonis-Attis und Osiris-Ueberlieferungen”. Festschrift Von Soden içinde, 1969, s . 23 -44. DETIENNE. M. Dionysos mis a mort, Paris, 1977; Les Jardins d’Adonis, ikinci baskı, Paris, 1979. GOW. A.S.F. “The Adoniazusae of Theocritus”, Journal of Hellenic Studies, 1938, s. 180-204. RIBICHINI, s. “Per una riconsiderazione di Adonis”, Rivista di Studi Fenici içinde, 1979. s. 12-23. SOYEZ B. Byblos et la f’ete des adonies (EPRO 60), Leyde, 1977 . WEILL N., “Adôniazousai ou les femmes sur le toit”, Bulletin de correspondance hellenique içinde, 60. cilt, 1966, s. 664-98 . WILL. E., “Le rituel des Adonies”, Syria içinde, 52. cilt, 1975 , s. 93 – 105.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s