AĞAÇ. Türklerde ve Moğollarda hayat ağacı ve kozmik eksen

Hayat Ağacı
Hayat Ağacı

AĞAÇ. Türklerde ve Moğollarda hayat ağacı ve kozmik eksen.

Türkler ve Moğollar, Büyük Ağaç, Yalnız Ağaç, Kuru Ağaç, Yaşlı ya da Kurumuş Ağaç, ayrıca genellikle daha az dikkate değer olan ağaççıklar ve bir koruluk ya da bir orman meydana getiren ağaç topluluklan hakkında çok sayıda mit ve inanç geliştirmişlerdir. Bunların hemen hepsi, belli başlı iki kavrama, hayat ağacı ve kozmik eksen kavramları na dayandırılabilir.

Bitkinin tanrılaştırılınasının bu tasavvurlardan ileri geldiğini söylemek zordur. Ona tapıldığını ya da onun taparcasma sevildiğini söyleyen bilgi kaynaklarına, Türkiye’de onun için edilen dualara ya da Kaşkarlı ‘nın bildirdiğine inanılırsa: “Türkler, büyük bir ağaç gibi göze büyük görünen her şeye Tengri (tanrı) adını verirler”, bu durumda da tanrılaştırmanın çok sık bir biçimde meydana geldiğini sanırız.

Uygurlarda, Kıpçaklarda, Oğuzlarda çok sayıda eski mit, büyük insanların doğumunda ağaca bir rol verir, onu babaları ya da anaları yapar. Bazen ağaç ve insan arasındaki akrabalık, onun çocuklarına verdiği öğütlerlee vurgulanmıştır. Günümüzde Yakutlar ilk insanın, kozmik ağacın içinde, belinden yukarısı çıplak bir kadın tarafından beslendiğine inanırlar; bu mit tarihsel zamanların eşiğinde, Sogd ülkesinde evvelce de vardı ve ayrıca, Oğuznâme’de biraz değişik bir biçimde bulunur. Anadolu’ da, bir ağacı kesmek üzere olan oduncunun onun gövdesinde bir kızın belirdiğini gördüğü hâlâ anlatılır. Bu kavram, XIX. yüzyılda Orta Asya’da ve Sibirya’da çok iyi tanınan ağaç tanrıçasını ortaya çıkartmış olmalı. Yakutlar hayvan sürülerine göz kulak olduğu ve av hayvanlarını koruduğu için ona gönül borcu duyarak, ondan dilekte bulunurlar. Kazaklarda, kısır kadınlar, çocuk sahibi olmak için tenhada bir elma ağacının dibinde, yerde yuvarlanırlar. Türkiye Türkleri, geceyi bir ağacın dibinde geçirirler ve yaşlı bir adamın onları ziyaret edeceğini düşlerler. Hitanlarda, düzenli bir biçimde, çatallı ağaçların dibinde bir tören yapılırdı: İmparator yere yatardı, yaşlı bir adam, bir sadağa (ok kılıfı) vururdu ve bağırırdı: “Bir oğlan doğdu!” Çağdaş Türkiye’de olduğu gibi Moğollarda da bir ağaç diken kimsenin uzun bir ömrü olacağı düşünülür, Anadolu’da bir köylü bir ağaç keserse artık çocuğu olmaz. Ağacın, yeniden dirilme ya da sonsuz hayat açısından da önemli bir rolü vardı. Diğerleri gibi Yakutlar da ölüyü bir ağaç altına gömerlerdi. Moğollar ölülerin ruhu için bir tane ağaç dikerlerdi. Daha sık olarak, cesedi, etlerin çözülmesi ya da hayvanlar tarafından parçalanması için, ama aynı zamanda, ölü yü Gök’ e yaklaştırmak için ve bitkilerin hayatına katılması için, dalların üzerine kaldırırlardı; aynı nedenle kurban olarak sunulan atların uzun kazıklara geçirilmiş derileri asılırdı, içi boşaltılmış bir ağaç gövdesinden ilkel bir tabut yapılırdı. Özellikle Tu-kiularda, cenaze töreni için, yaprakların düşmesi ya da yeniden çıkması beklenirdi.

Eski dönemde, kısmen kanıtlanmış olan kozmik ağaç, günümüzde çok iyi bilinmektedir. Altay Tatarları “yeryüzünün göbeği üzerinde, her şeyin merkezinde, tepesi Bay Ülgen’in (Büyük tanrı) oturduğu yere değen dev bir çamın”, yeryüzü ağaçlarının en büyüğünün bittiğini söylerler. Yakutlar, dünyanın merkezinde Gök’ü kateden, köklerinin altından ebedi bir su fışkıran dev bir ağacın köpüklü sarı bir su yaydığını anlatırlar; gelip geçenler onu içtiklerinde yorgunlukları dağılır ve açlıkları yokolur. Manas Destanı’nın (XIX. Yüzyıl, Kırgız) Er-Töştük hikayesinde eşsiz bir ağaç vardır, gökyüzü kubbesinin onun üzerine dayandığına inanılır. Kozmik Dağ ile aynı nitelikte, evrenin iki ya da üç düzeyini birbirine bağladığı kabul edilen ve bazen göğü destekleme işlevi taşıyan bu kozmik ağaç, Şamanizmde büyük bir rol oynar. Gövdesi üst açıklıktan geçecek biçimde Yurt’un merkezine dikilmiş (Altay Tatarları, Buryatlar), çoğunlukla yedi ya da dokuz dalı olan (Altay Tatarları) bu ağaç, şamana, o tanrısal yolculuk sırasında, merdiven görevi görür.

Türkiye’de simgesel değerlerini muhafaza eden hayat ağacı ve kozmik ağaç, bu ülkede tabiatıyla zorunlu olarak Orta Asya kökenli değildir. Bununla birlikte, İslamlaşmanın ilk yüzyıllarında ağaçlara büyük saygı gösterilir, onlara dualar edilir, bir kimseye “gölgeli büyük ağacın hiç kesilmesin” denir. “Başsız ve ayaksız bir ağaca” başvurulur (yardım istenir). Eski Oğuz rivayetine göre, efsanevi bir hükümdar göbeğinden üç ağacın çıktığını, gölgelerinin her tarafa yayıldığını ve gök’ e değdiğini görür; bu Osmanlılarda da vardır: Hanedanın kurucusu Osman’ın göbeğinden bir ağaç yükseldi. Dallarının gölgesi bütün dünyaya yayıldı. Bugün, kutsal ağaç inancına, sadece oduncu çevrelerinde rastlanmaz. Yörük hayvan yetiştiricileri ve çok sayıda göçebe olmayan, yerleşik düzen insanı, kayın ağacını, çamı, ardıç ağacını, mersin bitkisini, sedir ağacını, çınarları, çok yaşlı ve çok büyük ağaçları, koca = yaşlı adı verilen ve “güçlü” anlamına gelen küçük ağaççıkları kutlu sayar. Onlar evliya gibi gösterilirler. Onların yanına hacca gider gibi gidilir, etraflarında dönülür, diplerinde taşlardan tümsekler meydana getirilir, çoğu zaman hastalığı simgeleyen bez parçaları bağlayarak ya da onları süsleyerek dilekte bulunulur. Bu ağaçlar kesilmez. Keresteciler, oduncular, onları “efendiler” (rabbi) olarak adlandırırlar. Zanaatlarının öncüsü olan, gerçekte belki de, bu unvanla çağırdıkları Hadip Nacar, ağaçların efendisidir.

Karakoyunluların ormanı, Karaoğlan’ın yarı yanmış asasından yetişmişti. Karaoğlan adı, ayıyı belirten örtmece bir addır. Kuşkusuz bu Ortaçağ efsanesi, ormanın efendisi/sahibi olan bir ayıya duyulan inancı açığa vurur. Bu efendi, genelde, ağaçları koruduğu kabul edilen bir evliyadır. Ağaç kutsal bir yerin yanına dikildiği zaman onun erdemlerini kazanır. Cinler de, ağaçların etrafında toplanabilirler ve onları canlandırabilirler. Eski Ahit kökenli “tekrar yeşeren ölü ağaç” izleği, XV. yüzyılda AleviBektaşi geleneğine girmiştir ve orada sürüp gitmektedir. Bu geleneğin gizemci tanrıbiliminde “darağacı”, ünlü Hallac-ı Mansur’un gördüğü işkenceye göndermede bulunur; tapınmada, tapınmanın cereyan ettiği meydanın merkezidir. Türkiye’ de hemen hemen her tarafta, çok sayıda kutsal koruluk vardır. Orta Asya’da bildiklerimizi anımsatırlar; Ötüken dağ ormanı bunun en iyi örneğidir belki de.

Jean-Paul ROUX, Centre national de la recherche scientifique’te araştırma yöneticisi, Ecole du Louvre ‘ da profesör (Türkler ve Moğollar)

Çeviri: Gönül YILMAZ

KAYNAKÇA
J-P. ROUX, Faune et Flore; Les traditions. C. KUDRET, Karagöz, Ankara, 1969 . L. BARBAR, “Baumkult der Bulgaren”, Anthropos 30, 1935. HOLMBERG, Der Baum des Lebens, Helsinki, 1922- 1923.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s