Kadeh ve Kılıç, Riane Eisler

Kadeh ve Kılıç, Riane Eisler
Kadeh ve Kılıç, Riane Eisler

Giriş:
Kadeh ve Kılıç

Bu kitap bir kapıyı aralamaktadır. Kapının kilidini açmak için çok sayıda insan ve kitaptan yararlanılmıştır ve altında yatan pek çok yeni bakış açılarını tamamen keşfetmek için çok daha fazlası gerekmektedir. Bu kapıyı açarken bile gıcırtılar, geçmişimiz hakkında -ve olası geleceğimizle ilgili- büyüleyici yeni bilgiler ortaya koymaktadır.

Benim için bu kapıyı arayış, yaşam boyu sürmüştür. Ömrümde çok önceleri insanların değişik kültürlerde verili olanın -nasılsa her şeyin- her yerde aynı olmadığını düşündüklerini gördüm. Benzer şekilde, çok önceleri insanlık durumu hakkında tutkulu bir ilgi geliştirdim. Çok küçükken, bildiğim görünüşte güvenli dünya, Avusturya’yı Nazilerin ele geçirmesiyle çalkalandı. Babamın yaka paça götürülüşünü izledim ve annemin mucizevi şekilde Gestapo’nun babamı serbest bırakmasını sağlamasından sonra ben, anne ve babam yaşamımızı korumak için kaçtık. Önce Küba’da ve sonunda Birleşik Devletlerde, her birinin kendi gerçeklikleri olan üç farklı kültürde yaşadım. Çok sayıda soru sormaya başladım. Bu sorular, benim için hiçbir zaman soyut olmadı.

Niye birbirimizin kötülüğünü istiyor ve birbirimize acı çektiriyoruz? Neden dünyamız “insanoğlunun” erkeğe -ve kadına- kepaze, insanlık dışı muamelesi ile dolu? İnsanlık kendi türüne karşı niçin bu kadar acımasız? Bizi kibarlık yerine eziyete, barış yerine savaşa, hayatta kalma yerine yıkıma kronik olarak yönlendiren ne?

Bu gezegendeki bütün yaşam biçimlerinden sadece biz, arazilere ekim yapabiliyor ve yetişenleri hasat edebiliyoruz; şiir yazabiliyor ve müzik besteleyebiliyoruz, gerçeği ve adaleti arayabiliyoruz, çocuğa okuma yazma öğretebiliyoruz -veya gülebiliyor  ve ağlayabiliyoruz. Yeni gerçeklikleri düşlemek ve bunları çok yeni teknolojilerle gerçekleştirmek konusundaki benzersiz yeteneğimizden dolayı, kendi evrimimize kelimenin tam anlamıyla ortağız. Ve, öte yandan aynı harika tür olarak biz, yalnızca kendi evrimimizi değil, fakat aynı zamanda dünyamızdaki yaşamın çoğunu çevre felaketi veya nükleer yok oluşla tehdit ederek sonlandıracak görünüyoruz.

Zaman akıp geçerken profesyonel çalışmaları sürdürdüm, çocuk sahibi oldum ve artan ölçüde araştırmama odaklandım, gelecek hakkında yazarken ilgilerim genişledi ve derinleşti. Çoğu insan gibi, hızla bir evrim kavşağına yaklaştığımıza ikna oldum. Şimdiye
kadar, seçtiğimiz yön bu kadar kritik olmamıştı. Fakat hangi yöne yönelmeliyiz?

Toplumcular ve komünistler problemlerimizin kökeninde kapitalizmin yattığını söylerler; kapitalistler ise toplumculuk ve komünizmin bizi mahvoluşa sürüklediğinde ısrar ederler. Bazıları sorunlarımızın “sanayi paradigması”ndan doğduğunu ve suçlanması gerekenin “bilimsel bakış açısı” olduğunu savunurlar. Hatta diğerleri hümanizmi, feminizmi, hatta “eski güzel günlere”, çapı daha dar, daha basit ve daha dindar bir çağa dönüşe odaklanarak, laikliği suçlarlar.

Fakat eğer kendimize bakarsak -televizyona veya sabah kahvaltısında gazeteye bakmanın karamsar, günlük ritüeliyle- kapitalist, toplumcu ve komünist milletlerin nasıl benzer şekilde birbirlerini, hem insanı hem de çevreyi tehdit eden silah yarışına ve diğer tüm mantıksızlıklara doğru sürüklediğini görürüz. Ve eğer geçmişimize bakarsak -Hunların, Romalıların, Vikinglerin ve Asurluların rutin katliamlarına veya Haçlıların ve Engizisyonunun acımasız cinayetlerine bakarsak- bizden önce gelen daha küçük, bilim öncesi, sanayi öncesi toplumlarda daha da çok şiddet ve adaletsizlik olduğunu görürüz.

Geriye dönmek bir seçenek olmadığı için, nasıl ileriye gideriz? Büyük ve beklenmedik bir kültürel dönüşüm olan Yeni Çağ hakkında çok şey yazılıyor. Fakat pratik olarak, bu ne anlama geliyor? Neden neye dönüşüm? Hem günlük yaşamımız hem kültürel evrimimiz bakımından gelecekte tam olarak ne farklı veya ne mümkün olacak? Kronik savaşlara, toplumsal adaletsizliğe ve ekolojik dengesizliğe yol açan sistemden, barışa, sosyal adalete ve ekolojik dengeye geçmek gerçekçi bir ihtimal midir? En önemlisi, sosyal yapıda hangi değişiklikler böyle bir dönüşümü mümkün kılar?

Bu sorulara cevap arayış, beni geçmişimizi, bugünümüzü ve bu kitabın dayandığı geleceğimizi yeniden sınamaya yöneltti. Kadeh ve Kılıç, insan toplumu hakkında önceki çalışmalardan hem (tarihöncesi dahil) bütün insanlık tarihini hem de bütün insanlığı (hem kadınları hem erkekleri) hesaba katmasıyla ayrılan bu yeni çalışmayı ortaya koymaktadır.

Eldeki verilere uyan yeni mekanizmalar için sanat, arkeoloji, din, sosyal bilim, tarih ve daha pek çok araştırma alanından kanıtları bir araya getiren Kadeh ve Kılıç, kültürel kökenlerimizin yeni hikayesini anlatmaktadır. Savaşın ve “cinsiyetlerin savaşı”nın ne Tanrısal olarak ne de biyolojik olarak emredilmediğini göstermektedir. Daha iyi bir geleceğin mümkün olduğunu doğrulamaktadır – ve bu gelecek, aslında geçmişte gerçekten ne olduğunu gösteren büyüleyici tiyatro oyununa sıkı sıkıya bağlıdır.

Danışman: Aslıhan Beyazıt
Çevirmen: Orhun Burak Sözen
Editör: Evren Bayramlı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s