Evrenin Yapısı (De Rerum Natura, Evrenin Tabiatı Üzerine), Birinci Kitap (5-160), Lucretius

Lucretius 5
Lucretius

Evrenin Yapısı (De Rerum Natura, Evrenin Tabiatı Üzerine)

Birinci Kitap

5
Aeneas’ın anası ve onun soyunun anası.
İnsan ve tanrı sevinci, can dağıtan Venus
Gökyüzünde dönüp duran yıldızlar altında
Doğanın canlılarla dolup taşması senin,
Denizin gemilerimizi yüzdürmesi senin,
Toprağın bizi doyurması senin kayırışındandır.
Seninle oluşur canlılar, günışığını görürler.
Rüzgâr önünsıra koşar, bulut çekilir gelişinle.
Deniz güler, gök yatışır, doygun parıltıyla yanar.

10-15-20
Gün bahar kılığını kuşandığında, Favonius’un 1
Dölleyici soluğu estiğinde, ey ulu tanrıça,
O zaman havanın kuşları muştular, gelişini!
Çünkü yürekleri delen güç sendedir
Ve deliye döner sürüler, sulak çayırlarda,
Tez-akışlı ırmaklarda yüzerler. Delice
Gelirler ardından tılsımınla gözleri bağlı.
Denizde, dağda, coşkun çavlanlarda, yeşil otlakta
Kuşların yapraklı gölgeliklerinde, hepsinin.
Her birinin göğsüne akıtırsın usulca
Önüne durulmaz çiftleşme itişini ve onlar
Üretirler soylarını amansız bir tutkuyla.

1 Batı rüzgârı

25
Tek sensin mademki kılavuz gücü evrenin
Ve sensiz bir şey çıkamaz güneş-ışıklı dünyaya,
Sevinç ve güzellik içinde serpilmek amacıyla.
Sana başvuruyorum, soylu Memmius’umuza adadığım
Bu dizeleri yazmaya çabalarken evren üstüne
-Ki ona her alanda olağanüstü bir yetkinlik
Ve sonsuz bir ün vermişsin- öyleyse yine
Sonsuz çekicilikle donat şiirimi, onun adına.

30-35-40
Kayırıcılığını da esirgeme bu arada:
Denizde ve karada süren kıyıcı savaş bitsin!
Çünkü dingin barışı ölümlülere bağışlayan güç
Yalnız sendedir. Senin kucağında Mars 2 kendisi,
Bu işin başbuğu bile yüz sürer yere
Ve aşkın onulmaz yarasıyla yıkılır,
Devrilmiş bir sütun sanki, aç gözlerini diker yüzüne,
Tıka basa doyurur aşkla. Uzanmış yatarken öyle
Asılı kalır senin dudaklarına soluğu,
İmdi, tanrıçaların en görkemlisi,
Tatlı dualar fısılda, kucağında sarmala onu.
Bozulmaz barışı iste ondan Roma halkı için!
Yurdumun bu kötü günlerinde sakin kafayla
Sürdüremiyorum görevimi, nasıl ki Memmius soyu da
Esirgemez hizmetini böyle bir bunalımda kamudan.

45
Şimdi sevgili Memmius, dinle söyleyeceklerimi,
Kaygılarını at, kulak ver, duy gerçeğin sesini:
Horgörme sakın, yadsımaya kalkma anlamadan,
Ateşli bir sevgiyle sıraladığım bu armağanları.
Gökyüzünün, tanrıların gerçeklerini anlatmakla

2 Savaş tanrısı

50-55
Başlayacağım işe. Sana atomları açıklayacağım, ki
Doğa her şeyi onlarla yaratır, besler, onlara
Ayrıştırır tükenince -onlara ham madde ya da
Genellikle doğurgan gövdeler derim, yerine göre-
Nesnelerin tohumları diye de adlandıracağım;
ilksel tozanlar 3 da diyebilirim. Çünkü önce
Onlar vardır, her şey onlardan oluşur aslında.

60
Gerçekten de tanrılar yaradılışları gereği
Büyük bir dinginlikte tadarlar ölümsüzlüklerini,
Yaşadıklarımızın dışında, dünyamızdan uzak.
Acıdan yoksun, tehlikenin dışında,
Bizden bağımsızdırlar, yeterler kendilerine.
Ne erdemlerimize kulak asar ne öfkeyi tanırlar.

65-70-75
Göz göre göre sürünürken, insan yaşamı
Ezici ağırlığı altında batıl inançların,
Asık suratlı bağnazlık, göğün
Dört bir yanından kuşatmışken ölümlüleri,
İlk bir Yunanlı dirençle kala tuttu,
İlk o dimdik durdu ve meydan okudu.
Ne şimşek yıldırdı onu, ne tanrı efsaneleri,
Ne göğün homurdanan öfkesi; hattâ tam tersi
Mertliği pekişti bu engellerle ve o, ilk kez o
Açmayı diledi doğa kapılarına vurulmuş kilidi.
Ve utku, güçlü ruhunun oldu sonunda.
Aştı ötelere doğru dünyanın alevli surlarını.
Ruhunda bütün bir sonsuzluğu dolaştı
Ve utkuyla döndüğünde, neyin oluşabileceğini
Anlattı bize, neyin doğamıyacağım: her gücün
Bir sınırı olduğunu, geçilmez bir kalesi.

3 Yani varlıkların temelindeki parçacıklar, zerreler.

80
Böylece tepelendi bağnazlık, alındı ayak altına.
Bizse utkuyla yükseldik göklere böylece.

85-90-95-100
Dinden sapacağımı sanmandır, tek kaygım, Memmius.
Bil, çoğu kez bağnazlıktır günahların nedeni
Unutma, tanrıça Diana’nın 4 tapınağını, Aulis’te, 5
Nasıl lekeledi Yunanlı önderler,
O soylu beyzadeler, İphigeneia’nın kanıyla.
Yanaklarına iniyordu iki yandan kızcağızın
El değmemiş lülelerini sarmalayan saçhağı.
Sunağın önünde duran üzgün babası
İlişiverdi birdenbire gözüne
Ve rahipler gizlediler bıçağı
Ve gözyaşlarına boğuldu halk, onu görünce.
Dili tutuldu korkudan
Yalvarırcasına diz çöktü yere
Zavallı! Avutur muydu onu, o anda
Bir krala ilk kendisinin baba demesi.
Kaldırdılar titreyen bedenini, götürdüler sunağa.
Hymenaios’un 6 tatlı ezgilerini duysun diye değil
Günahkâr bir töre uyarınca düğün gününde,
Daha da acısı, özbabasının elleriyle
Öldürülmekti onun kara yazgısı. Elverişli
Rüzgârla yola çıksın diye Yunan donanması.
Kötülüğün bu kertesine bağnazlık götürür kişiyi.

105
Ve senin de yargın, bir gün yalvaçların
O ürkünç masallarına tutsak düşerse,
Ayrılacaksın bizim saflarımızdan.

4 Apollon’un kardeşi, ışık tanrıçası.
5 Yunanistan’da, Boiotia’da bir liman.
6 Düğün tanrısı.

110-115-120-125
Neler uydurabilir onlar, bir düşün,
Yaşamın uyumunu bozmak,
Mutluluğu dönüştürmek için korkuya!
Haklıdırlar üstelik; insanoğlu, acılarının
Anladı mı bir sonu olduğunu, ne yapıp yapar, güçlenir,
Karşı koyar bağnazlığa ve zulmüne yalvaçların.
Oysa şu anda direnci yoktur, çünkü
Ölümden sonraki ceza yıldırmaktadır gözünü.
Canının niteliği konusunda insan bilgisizdir.
Bedenle birlik mi doğar can, sonra mı yerleşir?
Ölümle çözülüp yok mu olur bizimle, yoksa
Kara, korkunç bataklığında mı dolaşır Orkus’un? 7
Başka yaratıklara mı aktarılır tanrısal güçle?
Şiirlerinde anlattığı gibi Ennius’umuzun.
İlk o, güzelini Helikon’dan,
Ünü bütün İtalyan budunlarını tutan
Yemyeşil yapraklardan bir çelenk derlemişti,
Ölümsüz dizelerinde o da söz eder Akheron’dan, 8
Bizim canlarımızla, bedenlerimizle değil de
Korkutucu ve soluk imgelerle doludur orası.
Solmayan anısıyla Homeros ordadır. Görünür ona
Ve acı gözyaşlanyla evreni açıklar.

130
O yüzden göksel olayları ele almalıyız önce:
Devinimlerini, güneşin ve ayın
Ve güçleri, yeryüzündeki olaylara yön veren.
Daha önemlisi kavramaya çalışmalıyız iyice
Niteliğini insan ruhunun ve canının.
Gün boyunca ruhumuzu etkileyen
Gece uykudayken ya da hasta düşünce,

7 Cinler ya da ölüler ülkesi.
8 Cehennem ırmaklarından biri.

135
Nedir o ansızın beliren düşler? Ki
Toprak olmuş kişiler görürüz, seslerini duyarız.

140-145
Kolay değil biliyorum Latin şiirinde.
Karmaşık bulgularını sergilemek Yunanın.
Dilimizin yoksulluğu, konunun yeniliği,
Uygun sözcükler türetmeye zorluyor beni.
Ama senin erdemlerin ve benim
Güzel dostluğumuzdan alacağım tat itiyor
Böylesine zor bir işi üstlenmeye beni.
Budur beni uykudan eden gecenin ıssızlığında.
Hangi sözcüklerle, nasıl bir ozan ustalığıyla
Duru bir ışık düşürebilirim gözlerinin önüne,
Gizli yüreğini gör diye nesnelerin o ışıkta?
Parlak gün altedemez karanlığı, korkuyu; doğanın
Görünümünü, işlemesini çözmek başarabilir.

150-155
İlkemiz şu olacak konuya girerken:
Hiçten, hiçbir şey yaratılamaz tanrısal güçle.
Ölümlülerin bunca korkuya kapılmaları,
Yerde ve gökte tanık oldukları olaylara
Gözle görülür bir neden bulamamalarındandır.
Kolaydır tanrının istemiyle açıklamak bunları.
Hiçten, bir şey yaratılamayacağını kavrayınca
Daha açık seçik göreceğiz önümüzdeki yolu;
Tanrıların eli olmadan varlıkların
Nasıl oluştuğunu ve varolduğunu.

160
Bir kere, hiçten yaratılmış olsaydı varlıklar,
Her tür, her kaynaktan doğardı: tohum olmazdı.
İnsan denizden çıkardı, pullu balık topraktan
Ve kuşlar gökten türerlerdi durup dururken.

Çeviri: Tomris Uyar, Turgut Uyar

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s