Charles Baudelaire

 

 

 

 

CHARLES BAUDELAIRE ESERLERİ

  1. Deli ve Venüs, Charles Baudelaire

  2. Şarabın Şiiri & Esrarın Şiiri, Charles Baudelaire

  3. Modern Hayatın Ressamı, Charles Baudelaire

  4. Yoksulları Gebertelim! Paris Sıkıntısı, Charles Baudelaire

  5. Hiçliğin tadı, Charles Baudelaire

  6. Okur’a, Charles Baudelaire

  7. Heautontimoroumenos, Charles Baudelaire

  8. Deli ile Venüs, Charles Baudelaire

CHARLES BAUDELAIRE HAYATI

Charles Baudelaire 1821 yılında Paris’te doğar, küçük yaşta babasını yitirir. Annesinin 1828’de Binbaşı Aupick’le evlenmesi yaşamını altüst eder. Liseyi bitirmesinden sonra, gerek annesi, gerek artık bir general olan üvey babası onun toplum içinde seçkin bir yer edinmesini isterler. Ama Baudelaire seçimini çoktan yapmıştı hiçbir zaman da değiştirmez: yazın adamı olacaktır. Erginlik yaşma gelir gelmez de bağımsız bir yaşam sürmeye başlar. Gérard de Nerval başta olmak üzere, döneminin birtakım ünlü ozan ve yazarlarıyla dostluk kurar. Değişik gazete ve dergilerde yazın ve sanat eleştirileri, büyük bir hayranlık duyduğu Edgar Allan Poe’dan çeviriler yayımlar. Eleştirmen olarak, döneminin ilerisindedir, döneminin ressamlarını, ozan ve romancılarını çağdaşlarından çok daha doğru değerlendirir. Örneğin, bugün bulunduğumuz noktadan bakılınca, Balzac’ı çağdaşları arasında en iyi anlayanlardan birinin Baudelaire olduğu söylenebilir. Bu arada, yavaş yavaş, şiirleriyle dikkati çekmeye başlar.

1850’ye doğru, yazın çevrelerinde, Baudelaire’in bir şiir kitabı hazırlamakta olduğu söylenir. Les Lesbiennes gibi, Les Limbes gibi adlardan söz edilir En sonunda, 1855 yılında, ünlü La Revue des Deux Mondes ozanın on sekiz şiirini yayımlar. Bu on sekiz şiirin de ilginç bir başlığı vardır: Les Fleurs du Mal (Kötülük Çiçekleri). İki yıl sonra, 1857’de, Baudelaire aynı başlık altında bir şiir kitabı yayımlar. Dünyanın en ünlü on şiir kitabını seçmek üzere bir soruşturma yapılacak olsa, Les Fleurs du Mal kesinlikle bu on kitap arasında yer alır. Ama 1857 yılında Fransa’da bile hemen hiç yankı uyandırmaz. Kitaba nerdeyse yalnızca savcılar ilgi gösterir ve içindeki altı şiiri açık saçıldık gerekçesiyle yasaklarlar Kitap 1861 yılında yasaklanan şiirler çıkarılıp birçok yeni şiir eklenerek yeniden yayımlanır. 1868 yılında birkaç eklemeyle yeni bir baskı daha yapılır. Bu arada, 1866 yılında, korkunç bir hastalık ozanın yazma yetisini alıp götürmüş, bu yıkımı konuşma yitimi izlemiş, 31 Ağustos 1867’de de Baudelaire ölmüştür.

Ancak, ölümünden sonra, Baudelaire’in etkisi her geçen gün biraz daha artar; her geçen gün öncü niteliği biraz daha kesinlenir. Kendisinden öncekiler, yani romantikler, coşkuya, kişisel duygulara öncelik vermiş, kişisel yeteneğe inanmış, bu arada, zaman zaman topluma yol göstermeyi bile denemişlerdir. Baudelaire’se, Poe’nun yolunu seçer: aşırı duyarlıktan, abartıdan kaçımı; esini değil, çalışmayı önemser, kimseciklere yol göstermeye kalkmaz, yalınlığı, yoğunluğu, kısalığı yeğler. Ona göre, şiirin ana alanı insan, insanın derin ve şaşırtıcı iç yönelimleri, ülküsellik tutkusu, sizinle derinden derine ilişkiler kurma çabasıdır. Böylece, örneğin çok ünlü “ Correspondances ” ında bu gizemli evrenin kapısını aralarken, bir yandan da kendisinden sonra gelecek simgecilik akımını ve Verlaine’i, Rimbaud’yu, Mallarmé’yi muştular. Bu arada, bizim kanımıza göre, öncü bildiği Edgar Poe’yu da fazlasıyla aşar.

Charles Baudelaire, zaman içinde dünya; şiirinin en önemli başyapıtları arasında yer alacak olan Kötülük Çiçeklerini yayımladığı yıl, ona koşut bir yapıt, “düzyazı şiirler”den oluşacak bir kitap tasarlar. Önünde de güzel bir örnek vardır: Aloysius Bertrand’ın düzyazı şiirlerini bir araya getiren Gaspard de la Nuit’si (1842), eski zaman yaşamını büyük bir incelik ve benzerine az rastlanır bir biçem ustalığıyla betimleyen, bu arada yazarının (ya da ozanımn) gerçeküstücülüğün öncüleri arasında sayılmasına neden olan bir yapıt. Ancak 1869’da kitap olarak yayımlanan ve iki ayrı adla, Petits poèmes en prose (Küçük Düzyazı Şiirler) ya da Spleen de Paris (Paris Sıkıntısı) adıyla anılan bu yapıtı dostu Arsène Houssaye’e sunarken, Baudelaire Bertrand’ın yapıtına benzer “bir şey denemek, onun öylesine şaşılası biçimde çekici eski yaşamın çiziminde uyguladığı yöntemi yeni yaşamı, daha doğrusu yeni ve daha soyut bir yaşamı anlatmada uygulamak” istediğini söyler. Ne var ki, kolaylıkla kestirilebileceği gibi, gerçekçi bir betimleme söz konusu değildir burada. Gene kendisinin söylediği gibi, “uyumu uyağı olmadan da şiirli, ezgili olan, ruhun içli devinimlerine, imgelemin dalgalanmalarına, bilincin çarpıntılarına uyacak kadar kıvrak ve çarpıntılı bir şiirsel düzyazı tansığı”, daha kestirme bir deyişle düzyazıya dökülmüş bir Kötülük Çiçekleri söz konusudur, en azından ona koşut olan, yer yer ona göndermeler yapan, onu anlamamızı kolaylaştıran bir yapıt.

Gene de onun kadar özgün, onun kadar yeni, onun kadar derin bir yapıt.

Tahsin Yücel

Kötülük Çiçekleri modern şiire giden yolu açar. Bir diğer adı da Düzyazılmış Küçük Şiirler olan Paris Sıkıntısı ise modernliğin şiirini başlatır. Kötülük Çiçekleri ile Paris Sıkıntısı arasındaki fark Delacroix’yı Manet’den, Meryon’den ve Constantin Guysden ayıran fark gibidir.

Baudelaire’in bize Victor Hugo’nun sözünü ettiği o “yeni ürpertf’yi taşıyan dizeleri öte yandan şiirin üç yüz yıllık yankısını da birlikte getirirler. Bu dizeler bir şiir geleneğinden
çıkıp gelirler.

Paris Sıkıntısı’naa durum değişiktir. George Blin’in de alfam çizdiği gibi “kesin bir başlangıç”a damgalarını vururlar.

Her ne kadar, kitabın başına koyduğu, Arşene Houssaye’e yazdığı yazıda Aloysius Bertrand’ın öncülüğünden söz etse de düzyazılmış şiir alanım ilk açan Baudelaire dir.

Modern şiir her zaman geçmişle bağlantı kurarak tanımlanır; geleceğe geçmişten kalkarak yönelir.

Baudelaire Kötülük Çiçekleri ile Paris Sıkıntısı’na bakışık olmasını ister ve bunu sık sık yineler. Farklılıkları vurgularken benzerliklerin de alfanı çizer. 9 Mart 1865 tarihli mektubunda annesine şunları yazıyordu: “Kötülük Çiçekleri’ nden daha özgün, en azından daha kararlı bir yapıt üretmeyi başaracağım ve bu yapıtta ürkünçle maskaralığı, sevgiyle kini birleştireceğim.” Jules Troubat’ya ertesi yılın 16 Martında yazdığı mektuptaysa şu sözlere raslanır. “Sıkıntı’mâm oldukça hoşnutum. Aslmda bu da bir Kötülük Çiçekleri, ama çok daha özgür, çok daha ayrıntılı ve alaycı.” Her iki kitabın, Kötülük Çiçekleri ile Paris Sıkıntısı’mu esini ve temaları her ne kadar örtüşse de yapıtlar farklı yönlerde, dahası zıt yönlerde gelişirler. Belki de Baudelaire kulağına bir şeyler fısıldadığı için Gustave Bourdin bu gerçeğin ayrımına iyi varmıştır. Dizelerden oluşan Kötülük Çiçekleri ve düzyazılardan oluşan Paris Sıkıntısını hayli çekiştirdikten sonra 7 Mart 1864 tarihli Le Figaro’da şu notu düşer:

Paris Sıkıntısı Bay Charles Baudelaire ‘in hazırlamakta olduğu kitabın adıdır. Kötülük Çiçekleri ile bakışık, değerli bir yapıt ortaya koymak istiyor. Ritimli ve uyaklı yapıttan doğal olarak dışlanmış bulunanya da ritimli ve uyaklı yapıtta anlatılması güç olan ne varsa, bütün maddi ayrıntılar ve tek sözcükle, incelikten uzak yaşamın bütün önemsiz ayrıntıları ülküselliğin ve bayağılığın ayrılmaz bir alaşımda kaynaştığı düzyazılmış yapıtta yerini bulur. Zaten Paris Sıkıntısı ‘ndaki ruh Kötülük Çiçekleri ‘ndeki o bulanık ve hasta ruhtur. Gerek düzyazılı yapıtta, gerek dizelerde rasladığımız sokağın, mevcut durumun ve Paris göğünün getirdiği hep aynı şeyler, bilincin hep aynı sıçramaları, iç çöküntüleri, felsefe, düş ve hatta önemsiz ayrıntılardır, nüktelerdir. Söz konusu olan yalnızca sıkıntılı aylağın ruh hallerine uygulanabilen bir düzyazı bulmaktır. Baudelaire’ in bunu yapıp yapamadığına okuyucu karar verecek.

Bazıları sıkıntı denen soylu ayrıcalığa sadece Londra’nın sahip olduğunu, neşeli Paris’in ise bu kara ayrılığı hiç tanımadığını sanıyor. Yazarın ileri sürdüğü gibi beİkibir tür Paris Sıkıntısı da vardır; şairimiz bu sıkıntıyı tadan ve tadacak olan çok sayıda insanın bulunduğunu onaylıyor.

Yayınlandığı tarihlere bakıldığında bu iki tip çalışmanın birbirini izlediği sanılır. Oysa her ikisinin birbirlerine koşut geliştiklerini ya da örmştüklerini söylemek kuşkusuz daha doğrudur.

– Her ne kadar Baudelaire’indüzyazılmış şiirlerden oluşan bir kitap hazırlamayı Kötülük Çiçeklerfmtı 1857’deki ilk baskısı sırasında düşündüğü gerçekse ve yeni kitaptaki parçaların büyük çoğunluğu Kötülük Çiçekleri”ma. 1861 deki ikinci baskısı sırasmda yazılmışlar ve Paris Tablolarfma doğrudan uzantısında yer alıyorlarsa da, Baudelaire ‘in düzyazılmış şiir alanındaki İlk girişimlerinin Le Fanfarlo’ya. dek uzandığını söylemek hiç yanlış olmaz.

1847’de yayınlanan ama belki 1843-44’lerde yazılmış bu öyküde, aslmda Baudelaire’den başkası olmayan Samuel Cramer, Akkuyruklu Kartallar adlı şiir kitabının yazan, Bayan Cosmelly ile yaptığı bir gezide çocuksu aşklarının yeşil cennetini anımsar:

Samuel Cramer çiçeklere hayran olmak yerine bazı kötü dörtlükleri düzyazı haline sokarak yüksek sesle söylemeye başladı. Bu dörtlükler Baudelaire’in “Severim o çıplak dönemlerin anısını…”, “Sevdiği kızı beyaz eteklikleriylegörmekten hoşlanırdı”, Prarond imzasıyla yayınlanmış olan ama Baudelaire’in olduğu ileri sürülen, yazarın birçok bölümlerini aktardığı “Bir Yağmur Günü” şiirlerindeki dörtlüklerdir bunlar.

Benzer değiştirimler 1851 denemesi olanŞarap ve Afyon’da, da bulunur. Baudelaire iki gençlik şiiri olan Şarabın Ruhu ve Eskiciler’in Şarabı’m düzyazı haline getirir.

Gerçekte Akşamla Günbatımı ve Yalnızlık adlarım taşıyan düzyazılmış şiirler 1855’te aynı acılardaki şiirlerden soma yaymlanmışlardrr. 1857’de Le Present’da yayınlanan altı Gece Şiirleri’nden dördü Kötülük Çiçekleri’vim, Yolculuğa Çağrı ve Alıp Götüren Koku gibi dört ünlü şiirinde yinelenir.

Demek ki Baudelaire yeni bir dil ararken dizeli şiirden yola çıktı. Bile bile aynı konulan, ama değişik bir biçimde işledi. Düzyazılmış şiir, bazı eleştirmenlerin düşündüklerinin aksine, dizeli şiire götüren bir aşama değildir. 1851 Noelinde Arşene Houssaye’e yazdığı mektupta da değindiği üzere, Baudelaire’in başlıca endişesi böyle bir yanlış anlaşılmaydı. “

Bu yinelenmiş çalışmalarda yaratıcı güçlüğün payı nedir? Kuşkusuz pek İdiçüktür. Aym konuların yeniden ele alınmasının amacı her şeyden önce iki tip yazının olanaklarının ve sınırlarını saptamak ve dikkati, biçim kriterlerinin ötesinde, şiirin özüne çekmektir.

Gautier ile ilgili yazısında Baudelaire, “bir dili ustaca kullanmak bir tür çağnşımcı büyü uygulamaktır” der. Bu büyü “insandaki ölümsüz tekdüzelik, izdüşüm ve şaşırtma gereksinimlerini yanıtlayan (Kötülük Çiçekleri’için yazılmış önsöz taslaklarından)” ritim ve uyak aracılığıyla gerçekleşebilir. Şiir, ritim ve uyak’ı kullanarak müzikle bağlantı kurar. Fenelon, Rousseau ya da Chateaubriand bu müzikten yararlanarak şiirsel bir düzyazı yazmak istediler. Boileau ya da rahip Du Bos’nun kalemindeki “düzyazılmış şiir” roman ya da düzyazılmış destandan başka bir şey değildir.

Demek ki, düzyazılmış şiirlerini Houssaye’e adayan Baudelaire “ritimsiz ve uyaksız ama ezgili, ruhun lirik devinimlerine, düşün kıvrım kıvrım dalgalarına, bilincin sıçrayışlarına
uyum sağlayabilecek kadar yumuşak ve aynı zamanda karşıtlıklar içeren bir şiirsel düzyazı tansığı” yaratmak ister. Bu, müziğin yardımına karşı koyup şiirini yalnızca imgeler yoluyla gerçekleştirmek anlamına mı geliyor? Özellikle, ilk yazılan tasarımlar ya da Saçlanndaki Yarımküre gibi düzyazılmış şiirler göz önüne alındığında, şairin müziğin yardımına karşı koyduğu gibi bir varsayım şiirsel düzyazının varlığım boşuna yadsımak olurdu.

Kuşkusuz Baudelaire imgenin ön plana çıkması için müziği susturmak, en azından sağırlaştırmak istedi. Zaten esini çoğunlukla imgeler ve imge değişimlerinden güç aldı. Arşene Houssaye’e 1861 Noelinde gönderdiği ve daha önce sözünü ettiğimiz mektupta şunları ekler: “Fikrimce hazırladığım kitapta Hetzel romantik imgelere değgin hayli malzeme bulacaktır.” Gerçekten de Yabancı Boudin’in, Herkes Kendi Canavarıyla Goya’nın, Liman Jonsking’in fırçasından çıkmış olabilirdi. Yazılmışlardan tutun da yazılacakların listelerine dek, pek çok yerde Baudelaire; Dürer’in, Boilly, Rethel ve Daumier’nin gravürlerine gönderimlerde bulunur.

Baudelaire’in 1857’den 186l’e dek,yeni çalışmasına verdiği ilk isim olan Gece Şiirleri ismi, yazarın Houssaye’e hitaben yazdığı önsözde adı geçen Gecenin Gaspardı’na, övgünün ilk işaretidir. Bertrand’m kitabının alt başlığında da belirtilen bu “Rembrandt ve Callotvari fanteziler”in amacı, çok açık olarak, “resim yapmak”tır. Dahası: Bu şiirler çoğu zaman resmedilmiş ya da gravürler gibi oyulmuş yazılı çalışmalardır. Bu eski yaşam tablolarının karşısına Baudelaire çağdaş yaşamın tablolarını koymak istiyordu. Resimsel olanın yerini çok büyük bir soyutlama alır.

Bir yayıncının Meryon’un Paris Görünümleri albümüne konmak üzere yazılar istemesi Baudelaire’e tutkusunu doyuracak güzel bir olanak sunar. Nitekim 16 Şubat 1860 tarihli mektubunda Poulet Mâlassis’ye şunları yazar: “îşte güzel gravürler üstüne düşleri, Parisli bir aylak’m. felsefi düşlerini on, yirmi ya da otuz satırla ortaya koyması için bir fırsat.”

Baudelaire 1859 Salonu başlığıyla yayınladığı resim eleştirilerinde gravürlerini övdüğü Meryon’u çok beğeniyordu:

Büyük bir kentin doğal saltanatının böylesine şiirsel betimine ender rasladım. Yığılmış taşların saltanatları, göğü parmakla gösteren çanlar, sanayinin dumanla işbirliğini gökkubbeye kusan dikilitaşlar, mimarinin katı gövdesi üstüne çelişik bir güzellikle kendi gözenekli mimarilerini uygulayan onarım halindeki olağanüstü anıtlar topluluğu, öfkeyle ve öçle dolu, fokurdayan ve kaynaşan bir gök, perspektiflerin dramla çoğaltılmış derinliği… Uygarlığın hazin ve utkulu dekorunun oluşturduğu karmaşık öğelerden hiçbiri unutulmamış.

Ne var ki Meryon’la Baudelaire anlaşamazlar. Meryon felsefi düşler yerine gravürlerinin titizce incelenmesinden yanadır. Baudelaire de bunu kabul etmez. Tasan da böylece gerçekleşemez.

Şiirlerden hiçbiri Meryon’un gravürleriyle doğrudan bağlantılı değildir. Ancak, belki bir anlaşmaya varılabileceği umudu düz yazılmış şiirleri Paris’e yöneltmiştir.

Baudelaire ilk yirmi altı şiiri Houssaye’e emanet ettiği sırada kitaba özellikle Yalnız Gezgin ya da Parisli Gezgin admı vermeyi düşünüyordu. Zaten, şairin doğrudan doğruya başkent destanından esinlendiği şiirlerin büyük çoğunluğu 1861 ve 1862 yıllarında yazılmıştır.

1863’ten soma Baudelaire gerek mektuplarında gerekse basılmış yazılarında Paris Sıkıntısı admı kullanır. Bazı yayıncılar ise Düzyazılmış Küçük Şiirler adım yeğ tutarlar ve Güzel Dorothée, Ne Çabuk!’ya Liman gibi, düzyazılmış şiirlerin çoğunun Paris’le hiçbir ilgisi bulunmadığını söyleyerek Paris Sıkıntısı adının uygun düşmediğini ileri sürerler. Her şeye karşın kesin bir yargıya varmaktan kaçınmak gerekir, zira kitap tamamlanamadı. Baudelaire 1861 sonunda Houssaye’e “en az 40, en çok 50 şiirden” söz ediyordu, daha sonra bu sayıyı yüze kadar artırdı. 8 Ekim 1863’te Hetzel’e “Paris Sıkıntısı’nda 100 parça bulunacak, henüz 30 parça eksik” diyordu. 4 Mayıs 1865’teyse Sainte-Beuve’e şunları yazıyordu: “Ustalıkla işlenmiş yüz zımbırtı üretmek (…) Ancak altmış tane var ve daha öteye gidemiyorum.” Artırılmış yüz sayısı Kötülük Çiçekleri’nin birinci baskısındaki şiir sayısıdır.

Tasan listelerine baktığımız zaman Baudelaire’ in düzyazılmış şiirlerini çeşitli başlıklar altında sınıflandırdığını görüyoruz: “Paris nesneleri”, “düşler”, “simgeler” ve “kıssadan hisseler” gibi.

Her şeye karşın Paris Sıkıntısı’ ndan bu parçalar Kötülük Çiçekleri’ ndeki parçalarla asla karşılaştınlamazlar.

Baudelaire’in düzyazılmış şiMerini gizli bir mimariye göre kurmak istemiş olması da pek mümkün değil. Böyle bir yapı zaten Baudelaire’in arzularına, kopukluk ve tür yasalarına
değin ilkeye ters düşerdi. (*) Şiirlerden her birinin “yumuşak” ve “karşıtlıklar” içeren düzyazısı kitabın tümünün yarattığı imgeye denktir. Baudelaire’e göre: Çünkü kitap dilim dilim ya da “parça parça” kesilebilen bir yılandır.

Bu özgür tutum ürünün esin kaynağından akar. 15 Ocak 1866’da Sainte-Beuve’e şunları yazar: “Henüz bitmemiş olduğu için yeniden kendimi Paris Sıkıntısına, (düzyazılmış şiir) vermeye çabaladım. Hasılı, şu günlerde, rapsodik düşüncesi aylaklığın her olayına takılan ve her nesneden hoşnutsuz bir aktöre çıkarmaya kalkan bir yeni Joseph Delorme ortaya koyabileceğimi umuyorum. Ama, aynı zamanda hem hafif, hem de derin bir anlatım söz konusu olunca bu zımbırtılar kolay üremiyor.”

“Rapsodik” terimi usumuza Petrus Borel’i (**) getirebilir. Baudelaire’in kitabına vermek istediği isimler arasında Kurt Adam Şiirleri isminin bulunması (şair bu adı 1866’da bir kez kullandı) bodur romantiğe övgünün açık bir belirtisidir. Ancak, bu konudaki en belirgin işaretlere (*) Baudelaire kitaba önsöz niteliğinde koyduğu Arşene Houssaye’e hitaben yazılmış yazıda “her parça çalışmanın bütünü içinde, art arda ve karşılıklı olarak hem başı hem sonu oluşturur. (…) Bir boğumu aradan çıkana, diğer iki parça kolayca birleşecektir. Bütünü çeşitli parçalara bölün, her parçanın diğerlerinden bağımsız olarak varlığını koruduğunu göreceksiniz” diyor. “Kopukluk ve tür yasalarına değgin ilke” sözleriyle kastedilen-budur. (Ç-N.)
(**) Petrus Borel (1809-1859): Fransız şairi. Kurt Adam takma adıyla anılıyordu. Ateşli bir cumhuriyetçi. Bayan Putiphar adlı romanı ve Rapsodiler adlı bir şiir kitabı var. (Ç.N.)

Yapay Cennetler’de raslarız. Bilindiği gibi, Poe’dan sonra, Baudelaire de Yapay Cennetler’de afyon esrikliğinin yarattığı o “düzensiz ve rapsodik düşüncelere bulanmış olağanüstü süreci” dile getirdiğini söyler. Ve ekler: “Dış dünyanın, durum ve koşulların esinlediği ve buyurduğu düşünceler dizisini en iyi tanımlayan rapsodi sözcüğü, işin içine
afyon girince, daha kesin ve daha korkunç bir gerçeklik halini alır. Yargı böyle bir durumda artık bütün akıntıların insafına teslim edilmiş bir döküntüdür yalnızca ve düşünceler katan sonsuzca daha bir hızlandınlmış ve daha bir rapsodiktir.”

Demek ki şiir dış dünyayla umulmadık raslantılardan fışkırıyor. Ve bu raslantılan da yalnızca Paris gerçekleştirebilir. Çeşitli şiirler konu yönünden Paris’le bağlantılı değiller gerçi, ama en azından şair esinini başkentten alıyor. 4 Mayıs 1865’te Brüksel’den Sainte-Beuve’e yazdığı mektupta bu gerçeği Baudelaire de vurguluyor: “İyi işlenmiş yüz parça yazabilmek için keyfinin yerinde olması gerekiyor (acıklı konular bile yalnızca keyifliyken yazılıyor), görüntüler, insan içine girmek, müzik dinlemek, hatta sokak lambalarına gereksinim duyan acayip bir dürtü gerekiyor. Ancak altmış parçayı tamamlayabildim ve daha öteye de gidemiyorum. O ünlü kalabalık banyosu’na gereksinimim var.” Poe gibi, özellikle Constantin Guys gibi Baudelaire de “kalabalıkların adamı” oldu.

Kötülük Çiçekleri’nde Baudelaire sınırlının içindeki sonsuzu yakalamayı denedi; Düzyazılmış Küçük Şiirler’deyse (Paris Sıkıntısı) belirsizin içindeki sonsuzun peşinden koşar: “Ruhun doğaüstü diyebileceğimiz bazı durumlannda yaşamın derinliği, ne kadar sıradan olursa olsun, bir görünümde ortaya çıkar. Ve o görünüm yaşamın simgesi halini alır.” (Füzeler).

Bu Şakacı, bu Vahşi Kadın, bu Yaşlı Soytarı Parisli aylak için gerçekten de sıradan bir görünümdür. Yolculuğa Çağrı’nın ya da Günah Eğilimleri’nin düşlerini besleyen Pierre Dupont ya da Paul de Kock şarkılarının da katıldığı günlük bir mitolojiye değgin yüzlerdir. Roqueplan’ın Köpekceğizler’e giren kitabına ne demeli? (*)

Eluard’ın gerçeküstücülük’ü duyururken sözünü ettiği o İstençsiz Şiir bu değil midir? Rimbaud’nun duyarlı olduğu şiir: “Saçma sapan resimleri, kapı aynalıklarını, dekorları, çadır tiyatrolanndaki resimli perdeleri, tabelaları, halk bezeklerini seviyordum.” Apollinaire şiiri: “Tanıtma yazılarını, katalogları, yukarlarda şarkı söyleyen afişleri okuyorsun. İşte bu sabahki şiir.” Bu şiir aynı zamanda Nadja’nın ve Paris Köylüsü’nün şiiridir. Modernliğin şiiridir.

Baudelaire Constantin Guys üstüne yazdığı denemede modernlikle ilgili şunları söyler: “Modernlik geçicidir, geçici bir katkıdır, sanatın yansıdır, diğer yansıysa ebedi ve süreklidir.” Güzel hep çift yapılı bir bileşiktir. Bileşiğin elemanlanndan biri “ezeli, değişmez eleman” diğeriyse “görece ve duruma, koşula bağlı eleman”dır.

“Büyük klasik geleneğe Kötülük Çiçekleri’yle yeniden varırız” diyordu Banes. Aynı dönemde Royère şunları söylüyordu: “Baudelaire ve Mallarmé’yle canlı bir Racine’e kavuşuruz.”

(*) Baudelaire Köpekceğizler adlı düz yazılmış şiirini kaleme alırken Nestor Roqueplan’ın köpeklerle ilgili bir kitabından yararlanır. (Ç.N.)

Paris Sıkıntısı ise, tersine, özellikle bir çağdaş yaşam ressamının yapıtıdır. Ve o çağdaş yaşam perdeye şairi de yansıtır:

Böylece gidiyor, koşuyor, arıyor. Neyi arıyor? Kuşkusuz, bu anlattığım adamın, kıpır kıpır bir düşgücüyle donanmış, büyük insan çölü ‘ndeyolculuk edip duran bu yalnızın bildiğimiz aylakların amacından daha yüksek bir amacı, durumun ve koşulların geçici zevkinden bambaşka, daha genel bir amacı var. İzninizle, o adına modernlik diyeceğimiz bir şeyleri arıyor; söz konusu düşünceyi açıklamaya en elverişli sözcükle, kendini tanıtmıyor. Ona gerekli olan alışılmışın içindeki şiirseli bulmak, geçiciden ebediyi çekip çıkarmaktır.

Robert Koop
Çeviri: Erdoğan Alkan

Reklamlar