Epiktetos

 

EPIKTETOS ESERLERİ

  1. Hür İnsan Üzerine Bir Şiir, Kaya yazıtı, Epiktetos

EPIKTETOS HAYATI

Hemen hemen on dokuz asırdan beri tarihin Epiktetos diye tanıdığı filozofun hakikî adı bilinmiyor, ebediyete kadar da bilinmiyecek. Epiktetos has bir isim değildir; bu kelime satın alınmış adam, esir, uşak demektir.

Birinci asnn başlangıcında Phrygiae’de Hierapolis’te esir olarak dünyaya geldi. Nero zamanında Romaya götürüldü. İmparatorun âzadettiği bir esir olan Epaphroditos adında kaba, ahmak ve hainbir adama verildi veya satıldı. Epiktetos belâgati itibariyle lukianos’dan aşağı kalmıyan bir üslûpla bize onu şöylece tasvir etmektedir:

«Epaphroditos’un kunduracılıktan yetişmiş bir esiri vardı. Fakat bu adam o kadar budala ve beceriksizdi ki —hiçbir işe yaramadığı için— onu satmağa mecbur olmuştu. Nero’nun bir uşağı onu satın aldı. Tesadüfün yardımiyle bu esir, prensin ayakkabıcısı ve nihayat gözdesi oldu.

Epaphroditos hemen ertesi günden itibaren ona dalkavukluğa başladı. Artık Epaphroditos hiçbir yerde görünmüyordu. İşe yaramadığı için satmış olduğu bu adamla en mühim meseleleri müzakere etmek üzere günlerce kapanıyor, hiçbir yere çıkmıyordu.»

Epiktetos topaldı. Bir gün Epaphroditos bir irkence aletiyle bacağını burkarak eğleniyordu. Esir sükûnetle ona «Bacağımı kıracaksın!» dedi. Epaphroditos eğlencesine devam ederek nihayet bacağını kırdı. Epiktetos soğukkanlılıkla «Kıracağını söylemiştim, işte kırdın!» dedi.

Epikiros mezhebine mensup olan Celsus’un yüz sene sonra, imparatorluğu istiflâ eden yeni dinin peygamberine karşı çıkardığı bu yüksek adamın mânevi kahramanlığını şu sözleri mükemmel bir surette ifade etmektedir: «Ey Hıristiyanlar, sizin İsa’nız, bundan daha büyük bir iş yapmış mıdır?»

Topal, hasta ve zincire vurulmuş olduğu halde Epiktetos pek genç iken tefekkür sayesinde insana ait zevk ve ihtiras sefaletinin, nahvet ve gururun üstüne yükselmişti. Son Stoicien’lerden biri olan Musonius Rufus’ üç asır evvel Citium’lu Zenon, daha sonraları da Kleanthes, Chrysippe, Cato, Tarros’lu Zenon, Panaitios, Poseidonios, Athenodovos, Seneca tarafından müdafaa edilen mert insanlara hasfelsefi akide ile onu irşadetmiş, ona tabiata ve akla uygun bir tarzda yaşamayı yani mânevi hürriyetini korumayı ve takviye etmeyi, ihtirasların boyunduruğundan kurtulmayı, fazileti sevmeyi, ıstırap ve ölümü küçük görmeyi ve İlâhî hikmete inanmayı öğretmişti. Bu irşatla beslenen Phrygia’lı esir o zamanlarda en vakur ve en mükemmel bir tarikat olan Stoicien’lerin ahlâk telâkkilerini en son haddine kadar götürmüş, sabri ve itidalle perhizi hikmetin, marifetin temeli ve esası saymıştır. Bütün felsefeyi şu iki kelimeye irca etmişti: Katlan, mahrum ol! Yani ıstıraba veya ihtirasa meydan vermeden her şeye tahammül et. Görünen şeyleri ve hareketleri bakir say, bunlan yapma ve bu yüksek, güzel ahlâkı tevazu ile; susarak öğünmeden tatbik et: «Felsefe Ue uğraşıyorum!» deme. «Kendimi kurtarıyorum!» de.

Değirmen taşını döndürdüğü yeraltı zindanında satın alınmış adam» kendini mağrur Roma konsüllerinden daha hür; daha büyük ve daha vakur hissetmektedir. Revak filozoflarının hikmeti ondadır. Stoicien’lerin mevcudiyetini inkâr etmesine ve Allah için olsun kendisine mükemmel değil, hiç olmazsa yolun başlangıcında olan tek bir stoicien gösterilmesini rica etmesine rağmen o hakikî bir Stoicien’dir. Stoicien yani hasta iken mesut, tehlike içinde mesut, can verirken mesut, hakaret altında mesut, zemmedilirken mesut, ilâhlardan veya insanlardan şikâyet etmiyen, asla arzularında mahrumiyet hissetmemiş, hiçbir şeyle yaralanmıyan, ne tamahı, ne öfkesi, ne hasedi olan ve fâni vücutta ilâhlarla gizli bir münasebeti devam ettiren ve nihayet insani kılıktan soyunarak
Allah olmak istiyen bir adam!»

Zira Epiktetos kâinattaki unsurların sembolü olarak ilâhlara inanır. «İlâhlar fazilet ve hikmetlerini mevcutların üzerlerine yayarlar. Bu âlemi mükemmel bir surette adaletle idare ederler. Âdem oğlu onlara itaatle mükellef olup, çok hakim, çok iyi bir hikmeti ilâhiyeden gelen şeylermiş gibi iyi veya kötü başına gelenleri bütün gönlüyle tabii olarak benimsemek ve onlara nza göstermek için yaratılmıştır.

Herkese yeryüzünde oynıyacağı rolü dağıtan bu İlâhî hikmettir. «Hatırla ki —der— uzun veyahut kısa bir piyeste müelllifin sana verdiği rolü oynayacak bir aktörsün. Eğer senin bir dilenci rolü oynamanı istiyorsa elinden geldiği kadar iyi oynaman lâzımdır. Eğer bir topal yahut bir prens veyahut bir prens veyahut ayaktakımından birinin rolünü oynamanı isterse yine başka türlü hareket edecek değilsin! İlâhi hikmet zekâ; ilim, nizam ve akıldır. Epiktetos insanın her hususta onun marifetine bağlanmasını ister. «Hadislerin dilediğin şekilde gelmesini bekleme. Nasıl geliyorlarsa öyle gelmelerini iste, böylece daima bahtiyar olursun!»

Kendisi asla bu yoldan şaşmamıştır.” «Başıma gelenleri (ıstıraptan) benimsiyorum, seviyorum. Zira Allahların benim için istedikleri şeyler benim istediklerimden daha iyidir.»

Yeni bir Eyüp Peygamber gibi Epiktetos dünya mal ve mülküne karşı en büyük bir lâkaydiyi tavsiye eder: «Her ne hakkında olursa olsun» «Onu kaybettim! » deme. Fakat «Onu geri verdim!» de. Çocuğun mu öldü? Onu geri verdin. Kann mı öldü? Onu da geri verdin. Tarlam mı elinden aldılar? İşte yine bir iade. — Lâkın onu elimden alan kötü bir adamdı. — Onu sana verenin şu veya bu elle geri almasının ne ehemmiyeti var? Onu sende bıraktığı müddetçe yolcuların otellerden istifade ettikleri gibi, âdeta sana ait bir şey değilmiş gibi istifade et»

Zira dünya bir misafirhanedir ve hayat bir ziyafetten başka bir şey değildir. «Unutma kİ, hayatta bir ziyafette imişsin gibi hareket etmen lâzımdır. Bir yemek tabağı sana kadar geldi mi? Elini kibarca üzatarak ölçü ile bir parça al. Önünden kaldınyorlar mı? İlle almak isteme. Henüz önüne gelmedi mi? Arzuların uzaklara gitmesin, tabağın kendi tarafına gelmesini bekle. Çocuklarına, karma, memuriyetlere, mansuplara, servete, ikbale karşı da böyle hareket et. O zaman ilâhların bile sofrasına kabul edilmeğe «lâyık olursun. Sana verileni almazsan, iter ve küçük görürsen o zaman yalnız ilâhların misafiri” değil, müsavisi olur ve onlarla birlikte hüküm sürersin!»

Epaphroditos’un ölümünden sonra, serbest kalınca —kölelikten kurtulunca— Epiktetos belki yine Romada kaldı. Kapısı olmıyan bir viranede oturuyordu. Eşyası bir masa ile tahta bir sedirden ve paçavra halinde bir yataktan ibaretti. Bir gün ebediyen fakir kalmağa yemin ettiğini unutarak demirdendir lâmba  satın aldı. Derhal cezasını gördü. Bir hırsız viraneye girerek lâmbayı çaldı. Epiktetos «yarın tekrar gelirse, dedi, adamakıllı şaşıracak, çünkü topraktan tür kandil bulacak!»

Bu topraktan lâmba kfilozofun ölümünden sonra hikmete âşık olduğunu zanneden bir budala tarafından üç bin drahmiye satın alınmıştır. Kendisine hususi bir kütüphane hazıılıyan bir ümmiye karşı yazdığı hicviyede Lukianosbize şu hikâyeyi anlatır: «Zamanımızda hâlâ hayatta olan bir adam çıkmış ve Epiktetos’un topraktan lâmbasını üç bin drahmiye almıştır. Zavallı geceleyin, bu lâmbanın ışığında okursa, uykusunda Epiktetos’daki hikmetin birden bire kendisine geleceğini ve noktası noktasına bu hakikulâde ihtiyara benziyecğmi ümidediyor.»

Epiktetos izdivacı zaruri bulur ve âriflere İnle öldükten sonra kendi yerlerine hakim bir insan bırakabilmeleri için evlenmeği tavsiye ederdi. Fakat kendisi asla evlenmedi. Bunun için kasvetli izbesinde, beşerî bir hareketle inzivasından çıkacağı güne kadar yapayalnız yaşadı. Dostlarından biri dünyaya gelen çocuğunu besliyecek imkâna malik olmadığını kendisine anlatınca, Epiktetos derhal çocuğu aldı, izbesine götürdü ve emzirmek için ona analık buldu.

Dostluk vazifelerini beşerî vazifeler kadar büyük bir alâka ile ifa ederdi. Arkadaşlarından başka biri açlıktan ölmeğe karar vermişti. Filozof üç günden beri yemek yememiş olan adamı arayın buldu ve ona niçin ölmek istediğini sordu. Dostu ona şu cevabı verdi:

— Karar verdim.
Epiktetos:
— Bu bir sebep olamaz, dedi, insan bütün verdiği kararlan tatbik etmemelidir. Yalnız doğru, basiretle, hakkaniyetle ve mâkul olarak verilen kararlan tatbik etmelidir. Bizi neden iyi bir dosttan memleketi iyi bir vatandaştan mahrum etmek istiyor ve hiç kabahati olmıyan bir insanı öldürmeğe kalkıyorsun? Bu büyük bir haksızlık değil midir? Karar vermişsin… Peki beni öldürmeğe karar verseydin karar verdiğin için beni öldürmen icabeder miydi?

Hulâsa Epiktetos’un belâgati o kadar inandıncı ve kandmcı oldu kİ, bu ümitsiz insanı tekrar hayata bağladı.

Miladın 90 senesinde Domitaunus bütün filozoftan İtalyadan kovan bir ferman çıkannca Epiktetos Yunanistan Nikbolu kasabasına çekilerek bir mektep açtı. Orada belki Adrianus zamanına kadar – hiçbir şey yazmadan – felsefesini yaydı.

Talebelerinden biri, İzmitli Arrianus itina ile sohbetlerini topladı, sekiz fasla ayırarak neşretti. Bunlardan dördü sonralan kayboldu. Sohbetlerden onun bütün felsefesini hulâsa eden “düşünceler“ yahut “Epiktetos Risalesi” adiyle küçük bir kitap meydana çıktı.

Epiktetos, şakirtlerinden hürmet görerek ve herkes tarafından takdir edilerek uzun bir ömür sürdü. Büyük ruhunu nerede ve ne zaman Allaha teslim ettiği bilinmiyor. İhtimal ki, ölüm anında söylemesini o kadar arzu ettiği şu cümleleri ilâhlara söyliyerek bu hayat misafirhanesini terkedip gitmiştir:

“Emirlerinize isyan ettim mi? Bana verdiğiniz mevhibeleri israf ettim mi? Duygularımı, dileklerimi, kanaatlerimi size tabi kılmadım mı? Sizden hiç şikâyet ettim mi? İlâhî hikmetinizi hiç itham ettim mi? Hasta idim, çünkü siz böyle istemiştiniz, ben de öyle istedim. Fakirdim çünkü siz böyle istemiştiniz ve ben fakirliğimden memnundum. Sefalet içinde idim, çünkü siz böyle istemiştiniz ve ben asla bu sefaletten kurtulmak istemedim. Benim halimden hiç mahzun olduğumu gördünüz mü? Beni hiç kırılmış, sızlanır gördünüz mü? Hâlâ daha hakkımda vereceğiniz hoşunuza gidecek her hükmü kabule hazırım. Sizin tarafınızdan verilecek en küçük işaret benim için kati bir emirdir. Bu muhteşem temaşadan çıkıp gitmemi mi istiyorsunuz? Çıkıyorum ve bütün eserlerinizi göstermek ve kâinatı idare ettiğiniz harikulâde nizamı gözlerimin önüne yaymak için beni buraya kabule tenezzülünüzden dolayı size bin kere şükrediyorum.”

Ve ihtimal ki, mezar taşında kendisinin yazdığı rivayet edilen şu kitabe vardı:

«Ben; esir, sakat, fakirlik ve sefalette başka bir İros (*) olan, bununlar beraber Allahın sevgilisi bulunan Epiktetos’um.

(*) Ithake meşhur bir fakir.

Reklamlar