FELSEFE

ANTİKÇAĞ FELSEFE TARİHİ

Antikçağ felsefe tarihi genel olarak üç dönemde incelenir: Heten, Helenistik ve Roma dönemleri. İÖ 6. yüzyılın başlarında, Thales’le başlayan ve yine 4. yüzyılın sonlarına  doğru Aristoteles’in ölümüyle biten birinci dönem asıl Yunan (Helen) felsefesi  dönemidir. Çünkü bu dönemde felsefe, coğrafya olarak Yunanlıların yaşadıkları Anadolu’nun batı kıyısında başlar; Yunanlıların yerleşme yerleri olan Güney İtalya’da veya Büyük-Yunanistan’da devam eder ve nihayet 5. yüzyılın ortalarına doğru ana karaya, Yunanlıların asıl ana yurduna, bugünkü Yunanıstan’a, özel olarak Atina’ya intikal eder. Bu döneme ait filozoflar da ırk bakımından esas olarak Yunanlıdırlar.

Helenistİik dönem ise yine bilindiği üzere Büyük İskender’in fetihleriyle başlayan dönemdir. Bu fetihlerle birlikte Doğu Akdeniz bölgesi, yani Anadolu’nun kendisi, Mısır, Suriye ve İran, siyasal olarak İskender’in ve onu takip edenlerin egemenliği altına girdiği gibi kültürel olarak da bütün bu bölgeler Yunan dili ve kültürünün etkisi altına girerler. Tabii bu arada bu bölgelerin kendi din, kültür ve gelenekleriyle Yunan kültürü, Yunanlıların hayat tarzları ve alışkanlıkları üzerine bir karşı-etkide bulunmaları da sözkonusudur. Bu dönemde filozoflar artık bir önceki dönemden farklı olarak ne etnik bakımından tam Yunanlıdırlar, ne de coğrafya olarak eski Yunanistan’a ait bölgelerde ortaya çıkarlar (Bu iki farklı özelliğin iyi bir örneği Stoacılar ve bu okulun kurucusu olan Kıbrıs’lı Zenon’dur). Bununla birlikte bu dönemde de felsefe Yunanca olarak yapılmaya devam eder ve çoğunluk itibariyle de yine Yunanlılar tarafından yapılır. Bu felsefenin kaynakları bir önceki dönemin büyük Yunan filozofları (örneğin Herakleitos, Demokritos, Platon, Aristoteles) olacağı gibi ele alacağı konular da yine bu eski dönemin konuları olacaktır. Bununla birlikte bir önceki dönemde filozofları meşgul etmiş olan doğa felsefesi veya fizik, varlık felsefesi veya metafizik, siyaset felsefesi ile ilgili konular geri plana çekilerek onların yerini esas olarak pratik felsefe, ahlak felsefesiyle ilgili konular alır. Felsefenin ilgi alanında, ele aldığı problemler alanında meydana gelen bu önemli perspektif değişikliğine rağmen bu dönem felsefesini de yine Yunan felsefesi kavramı altında ifade etmemiz yanlış olmayacaktır.

Helenistİk dönem İskender’in ölümünden İÖ 1. yüzyılın ikinci yarısına kadar yaklaşık üç yüzyıllık bir süreyi içine alır. Kültür tarihi bakımından Helenistik dönemin arkasından gelen dönem ise Roma dönemi olarak adlandırılır ki bu dönem de İÖ 1. yüzyılla Roma’nın Roma olarak ortadan kalktığı tarih olan İS 5. yüzyılın sonlarına kadar yaklaşık dört yüzyıllık bir dönemi kapsar. Romalıların uygarlığın bazı önemli alanlarında, örneğin hukuk, askerlik, şehircilik, mimari, siyasal yönetim gibi alanlarda çok yaratıcı olmuş oldukları şüphesizdir. Buna karşılık entelektüel düşünce, felsefe alanında onların fazla başarılı olduklarını söylemek zordur. Bu dönemde edebi dil olarak Latince’nin ön plana geçmiş olmasına karşılık ünlü Romalı yazarlar, örneğin Lucretius, Cicero, Seneca felsefe alanında Yunanlıların öğrencileri olmaktan ileri gidemezler. Bununla birlikte Roma döneminde yine klasik Yunan felsefesi geleneğinden gelmekle birlikte dikkate değer yeni ve orijinal bir felsefi sistemin kurucusu olarak Plotinos’a özel bir yer ayırmamız gerekmektedir. Öte yandan bu dönemde ortaya çıkan Hıristiyanlığın Yunan felsefesiyle tanışması ve hesaplaşması, felsefileşmesini temsil eden Aziz Augustinus gibi filozofları da ayrı bir kategori altında zikretmemiz gerekir.

İS 529 yılında Bizans imparatoru Jüstinyen’in (İustinianus) Atina’daki Platoncu felsefe okulunu, yani Akademi’yi kapatması ve bu okula ait filozofların İran’a sığınması olayı birçok tarihçi, özellikle felsefe tarihçisi tarafından Antikçağ’ın bitişi ve yeni bir çağın, Ortaçağ’ın başlangıcı olarak kabul edilir. Ortaçağ’da antik Yunan felsefi ve bilimsel mirasının yeni sahipleri ve devam etticicileri ortaya çıkan yeni bir dinin mensupları, Müslümanlar olacaktır. Roma imparatorluğunun yayılmış olduğu coğrafyanın büyük bir bölümünü, Mısır ve Suriye’yi ellerine geçiren Müslümanlar bu bölgelerde varlığını hayli zayıflamış olarak devam ettiren klasik Antik çağ’ın düşünsel-felsefi mirasıyla önce tanışmışlar, daha sonra bu mirası özümsemiş ve devam ettirmişlerdir. Bunun en önemli sonucu antik Yunan bilim ve felsefe mirasının unutulmaktan, kaybolmaktan kurtulması olmuştur. Bu İslam dünyasının insanlık tarihine yaptığı çok büyük bir katkıdır. Ancak Müslümanlar bununla kalmamışlar, bu bilim ve felsefe mirasını kendi çaba, çalışma ve buluşlarıyla zenginleştirerek daha da ileri götürmüşlerdir. Zirve noktasına 11. ve 12. yüzyıllarda ulaşan Müslüman bilim ve felsefe hareketi bu tarihten itibaren çeşitli etkenierin etkisiyle zayıflamaya, güçten düşmeye başlamış ve orijinal düşünce ve katkılarıyla zenginleştiediği antik bilim ve felsefe mirasını bu kez yeni oluşmakta olan bir başka dünyaya, batı Hıristiyan dünyasına aktarmıştır.

Anton Raphael Mengs, The School of Athens (after Raphael), 1755
Anton Raphael Mengs, The School of Athens (after Raphael), 1755

Teogoni-Kozmogoniler

Thales

Anaksimandros

Anaksimenes

Pythagoras ve Pythagorasçılık

Ksenophanes

Herakleitos

Parmenides

Elea’lı Zenon

Empedokles

Reklamlar