Furuğ Ferruhzad

FURÛG FERRUHZÂD ESERLERİ

  1. Yeryüzü Ayetleri, Furûğ Ferruhzâd

  2. Yeniden Doğuş, Furûğ Ferruhzâd

FURÛG FERRUHZÂD HAYATI

(1935-1967)
Furûğ Ferruhzâd, 4 Ocak 1935 tarihinde Tahran’da, burjuva bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu tamamladıktan sonra, Kemalülmülk Sanat Okulu’nda resim dalında eğitim görmeye başladı. 16 yaşında lise öğrencisi iken Pervîz Şâpur ile evlendi. Bir erkek çocuk sahibi olduğu bu evlilik hayatı fazla sürmedi ve kocasından ayrılarak 32 yıl süren kısa ömrünün sonuna dek yalnız yaşadı. 13 Şubat 1967 tarihinde bir trafik kazası sonucu yaşamını yitirdi.

Genç yaşta aşk şiirleri söylemeye başlayan Furûğ, bu ilk şiirlerini Rûşenfikr (Aydın) gibi haftalık dergilerde yayınlamaya başladı. 1952 yılında Esîr (Tutsak) adındaki ilk şiir kitabı basıldığında ise henüz 18 yaşındaydı. Daha sonra 1956’da Dîvâr (Duvar) ve 1957’de îsyân (Başkaldırı) adlı kitapları yayınlandı. Bu şiir mecmualannın üçünde de romantizm hakim olmakla birlikte; ikinci eseri olan Dîvâr’da, şiir konusundaki ilerleme ve deneyimleri açıkça göze çarpmaktadır. Kendisi bu konuda “Esîr’de ben sadece dış dünyayı yalın bir şekilde açıklıyordum. O zamanlar şiir, ruhuma islememişti. Aksine kendisiyle aynı evde yaşadığımız bir eş, bir arkadaş gibiydik. Sonralan şiir bende kök saldı. Böylece benim için şiirin konusu değişmiş oldu. Artık şiiri sadece kendi duygularımı açıklamak için bir araç olarak görmüyorum. Aksine şiirin kökü bende sağlamlaştıkça, ben parçalara ayrıldım ve yepyeni dünyalar keşfettim.” (1) demektedir. Bu arada ilk üç eserindeki “aşk” şiirlerine ek olarak “kadının yoksunluğu” konusuna yönelmiştir. Kadının duygularından kaynaklanan bu yoksunluk elbette ki toplumun faktör ve değerlerinin ortaya çıkardığı yoksunluktan bütünüyle farklıdır. Ona göre “erkek”; bencil ve bazı hakları haksız olarak elde etmeyi kabul eden bir varlıktır. Furûğ’un “kadın”ı ise; çarşaf ve peçeden kurtulmuş ve aile sorunlarının dışında bir dünyaya göz dikmiştir. Nitekim bu konuda şöyle demektedir:

Gel, ey erkek, ey bencil varlık
Gel, kafesin kapılarını aç.
Beni ömür boyu zindanda tutmuşsan eğer
Bari bir anlık olsun serbest bırak. (2)

Sonraları çağdaş şair ve yazarlarla yakınlık kurup dostlarının edebi çevresinden etkilenen Furûğ’un düşünce hayatında da önemli değişiklikler olmuştur. Bu değişiklikler sonucu yazdığı ve Tevellodî Dîger (Bir Başka Doğuş, Tahran 1963) adını verdiği şiir kitabında farklı bir ruha sahip toplumsal ve eleştirel şiirlerine yer vermiştir. Burada anlattığı “aşk”, cinsel ve bedensel bir temeli ve kaynağı olan “aşk”tan tamamen farklıdır. Mizah ve bir dereceye kadar da mistik yönü olan bu aşkta yaşam kanı akmaktadır. Doğayı betimleyen ve güzellikleri öven şiirleri de bizi yepyeni dünyalara götürmektedir. Furûğ, şiirlerinde zaman zaman kendine özgü yeni ve simgeli kavramlar kullanmıştır.

Dördüncü kitabı olan Tevellodî Dîger, gerçekten de onun şiirde yeniden doğduğunu göstermektedir. Furûğ bu eserde, kendi şiir yolunu çizmiştir. Önceki eserlerinde göze çarpan “olgunlaşmamışlık” artık tamamen ortadan kaybolmuştur. Bu şiirlerde, yıllarca deneyimden sonra “gerçekler dünyası “na tünel açan bir kadın görüyoruz.

Furûğ, çevresinde olup biten her şeyi şiirlerinde yansıtmıştır. Örneğin bir pınarı düşünüyor ve onun şeffaflığından, akışından, yolcuların susuzluğunu giderişinden söz ediyor. Bir buğday tarlasının hoş kokusunu anlatıyor. Yağmurun yağmasını, pencerelerin açılmasını arzuluyor. Kuşlardan söz ediyor, kuşların kafesteki tutsaklıklarından ve sonsuz uzaydaki özgürlüklerinden . . .

Furûğ’a göre şiir, kendisini “varlık”a bağlayan penceredir. Nitekim bu konuda şöyle demektedir: “Bana göre şiir, ona yaklaştığımda kendi kendine açılan bir penceredir. Yanında oturuyorum, bakıyorum, şarkı söylüyorum, bağırıyorum, ağlıyorum… Pencerenin öte yanında bir varlık olduğunu; orada birinin, belki de iki yüz, üç yüz yıl sonra yaşayacak birinin beni dinlediğini biliyorum. Şiir, geniş anlamıyla “varlık”a bağlanmak için bir araçtır. Onun en iyi yönü, insanın şiir söylerken “Ben de varım” ya da “Ben de var idim” diyebilmesidir. Ben, şiirimde bir şey aramıyorum. Aksine şiirimde kendimi yeni yeni buluyorum. (3) “

Sinemaya da ilgi duyan Furûğ, İbrâhîm Golistan’la birlikte birkaç filmin çekimini gerçekleştirdi ve bu alanda büyük başanlar göstererek uluslararası bir ödül kazandı.

İmân Beyâverîm be Âğâz-ı Fasl-ı Serd ( 1973) (İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına) adlı şiir kitabı ile bazı seçme şiirlerinden oluşan Gozîde-i Eş’ âr (1974) ve Gozîne-i Eş’ âr (1985) adlı eserleri ölümünden sonra yayımlandı.

İmân Beyâverîm be Âğâz-ı Fasl-ı Serd adlı eserindeki uzun şiirleri Furûğ, kendi duygulannı anlatmak için seçmiştir. Ancak uzun şiirlerde vezin bakımından pek başarılı olduğu söylenemez. Hatta bu şiirlerde zaman zaman bazı sözcükleri yersiz kullanmış ya da tekrarlamıştır. Öyle ki, bazı şiirlerden bir parça atılması durumunda bile şiirde bir eksiklik yaratmaz. Gerçek şu ki Furûğ, geniş ve güçlü duygularını açıklamak için bu şekli uygun görmüş ve başka şairleri taklit etmek istememiştir. O, yaşamın bütün anlarında “şair olmak” gerektiğine inanıyor ve “Şair olmak demek, insan olmak demektir. Kimilerini tanırım, günlük davranışlarının şiirle ilgisi yoktur. Yani sadece şiir söyledikleri zaman şairdirler. Sonra iş bitiyor … Ben bu kişilerin sözlerini kabul edemem. ” diyordu. (4)

Aynı adı taşıyan uzun bir şiirle başlayan bu eserde Furûğ, yıllarca deneyim, araştırma, ümitsizlik, şaşkınlık, gördüğü yalan dolanlar, tuzaklar, hileler, eziyetler, ikiyüzlülükler karşısında kendini her zamandan daha çok yalnız hissediyor ve soğuk mevsiminin başlayacağına inanıyor. Soğuk mevsimde ne olabilir? Kış, soğuk veya ölüm. Evet, bunların üçü de mevsimlerin sonudur. Tabiat mevsimlerinin sonu, kış; yaşam mevsiminin sonu, ölüm ve soğuk yani donmak, yani yaşamamak. Furuğ, bu anlarda mevsimlerin sırrını anlıyor ve şöyle diyor:

Ve bu benim
Yalnız kadın
Soğuk mevsimin eşiğinde
Toprağa bulanmış varlığı anlamanın başlangıcında
Ve sade ümitsizlik ve gökyüzünün hüznü
Ve bu çimento/u elierin güçsüzlüğü
Zaman geçti
Zaman geçti ve saat dört kez çaldı
Dört kez çaldı
Bugün Dey ayının ilk günü (21 Aralık)
Mevsimlerin sırrını biliyorum ben
Ve anların sözünü anlıyorum … (5)

1 Bkz. “Musâhabe-yi Sadreddin İlâhi bi Furûg”, Mecelle-yi Sepîd o Siyâh, İsfend 1345/Man 1967.
2 Ahmed Futûühi, “Furûg Ferruhzâd”, Negîn, Şomâre 57, Behmen 1348 (sayı: 57, Şubat 1970) s.18.
3 Bkz. Harfhâyî bd Furûg Ferruhzâd, İntişârât-i Morvârîd, Tahran 1356/1977, s.48.
4 bkz. Ferhâd ‘Abidînî, “Seyri der surûdehâ-yi Furûg”, (II. Bölüm), Negîn, sayı: 130, s.25.
5 Behrûz Celâlî, Dîvân-i Eş ‘âr-i Furûg Ferruhzâd, 4. bs., Tahran 1374/995, s.423-424.

Reklamlar