Gérard de Nerval

GÉRARD DE NERVAL ESERLERİ

  1. Fantazya, Gérard de Nerval

  2. Pepa’ya, Gérard de Nerval

GÉRARD DE NERVAL HAYATI

Gérard de Nerval 1808’de Paris’te doğmuştur. Annesini pek küçük yaşta iken kaybetmiştir. Babası askeri doktor olarak ordu hizmetinde vazife ile dolaşırken, oğlunu Loisy Eyaleti’ nin Montefontaine civarında oturan amcasının yanına bırakmıştır.

Altı yaşına kadar olan ilk çocukluk dönemini amcasının yanında geçiren Nerval, bundan sonra Paris’e gidip babası ile yaşıyor. Oğlunun meselelerine pek ilgi göstermeyen babası, onun yabancı dil öğrenmesine çok önem veriyor. Ona Almanca ve İtalyanca öğretmek için ne gerekirse yapıyor.

Birçok genç gibi Nerval de, ilk şiirlerini Charlemagne lisesinde öğrenci iken yazıyor ve bastırıyor. Gene birçok genç gibi bu yüzden ailesi ile arasında anlaşmazlıklar oluyor. Fakat büyük arzusu ve kabiliyeti aile baskısı tanımıyor ve şiir yazmaya devam ediyor. Nerval’in bu ilk şiirlerinde, Casimir de la Vigne’in. düz yazılarında ise Hoffmann’ın etkileri görülür.

Nerval’in eserleri hakkında bibliyografik bilgi vermek oldukça zor bir iştir. Eserlerinde çok değişik konulara değinmiş, birbirinden çok ayrı çeşitleri ele almıştır: Tiyatro piyesleri, tercümeler, şiirler, dramatik yazılar, hikayeler, itiraflar, seyahat hatıraları hatta Le Marquis de Fayalle adında tamamlanmamış bir romanı olduğu gibi, yaldızlı deriler hakkında da bir incelemesi vardır. Bir aralık Le Monde Dramatique adlı bir dergi de çıkarmış, babasından kalan servetin önemli bir bölümünü bu uğurda harcamıştır.

(*) Nerval’in bu hayat hikayesi, aynı yazarın bir başka eseri olan Sylvie-Valois hatıralarından özet çıkartılarak alınmıştır.

Nerval’ in yazmış olduğu yazıları aradan zaman geçtikten sonra tekrar yazması onun aşırı dalgın olduğunu gösterir. 16. yüzyıl şairlerini üç kere ele almış, Frankfurt seyahati intibalarını dört değişik başlık altında yazmıştır. Ayrıca, Nerval hiçbir zaman yazılarını kendi soyadı ile imzalamamıştır. Daima değişen takma adlar kullanmıştır. ilk denemeleri, Cadet Roussel veya M. Beuglant adları altında çıkmıştı. Sonraları Louis Gerval, Fritz, Aloysius, Edouard de Puycousin adları nöbetleşe Nerval’e maske görevini görmüştür.

Daha sonra bazı yazılarını adının ilk harfleri ile imzalamış, çoğu zaman da sadece Gerard demiştir. Sonunda, Retif Bretonne’un yaptığı gibi, bir aile toprağının adı olan Nerval’de karar kılmıştır. İlk şöhret basamağına Faust’u adapte ederek çıkmıştır. Uzun yıllar tercüme ile uğraşmıştır. Nerval’in sayesinde Hoffmann, Klopatock ve Rückert gibi Alman şairlerini, müzisyenlerini ve roman yazarlarını tanımak imkanı çıkmıştır. Daha sonraları ikinci Faust’u, eserin semboller ormanında kendini kaybetmeden yorumlamıştır. Henri Heine’ın akıcı ve parlak şiirlerinden hiçbir şey kaybettirmeden bunları Fransızcaya kazandırmıştır.

Koleji henüz bitirdiği sıralarda, Ronsard ve Du Bellay’i yeniden canlandırmaya teşebbüs etmiştir. Derin araştırmaları sayesinde, küçümsenmiş veya unutulmuş ama hakikatte bir değer ifade eden bazı yazarların ortaya çıkartılmasına sebep olmuştur. Les Illumines, işte böyle çok ilginç portrelerle doludur ve sanki romanlaştırılmış bir hayat serisidir.

Ayrıca, Nerval, zengin, fakat çok dağınık olan Fransız folklorunu derleyip toplayan ilk Fransız olmuştur. Onun Valois ezgileri ve masalları üzerinde yaptığı araştırmalar bilginlerin büyük ilgisini çekmiştir. Nerval bu eski ezgileri şairlere örnek olarak gösteriyordu. Nitekim, Moreas’ın bazı ezgilerinde, Paul Fort’un Les Ballades Françaises’inde Senlis kızlarının söylediği eski havaların etkisi sezilir.

Nerval’in hayatının ve hayallerinin eserleri üzerinde büyük etkisi olmuştur. Seyahatleri, mutlu çocukluk hatıraları, sıkıntılı zamanlarda gördüğü rüyalar, eserlerinin en canlı sahifelerine ilham vermiştir. Bazen sürekli bir kaçıp kurtulma, çoğu zaman da kendi edebi dünyasının duyurduğu bir ihtiyaç ile gezginci bir hayat geçirmiştir. Bu yorulmak bilmez yolcu, Belçika, Hollanda, İsviçre, Avusturya, Almanya, İtalya gibi Avrupa ülkelerini dolaştıktan başka, Türkiye’yi, Mısır’ı, Suriye’yi de görmüştür. Fakat Ren kıyıları, Mısır ve Suriye en çok sevdiği ülkelerdi.

Yolculuğa rastgele çıkardı. Düzenli saatlerde belirli istasyonlara uğrayan trenler, gününde hareket eden vapurlar Nerval’in hoşuna gitmezdi. Adi arabalarla, kendini tesadüfün götürdüğü seyahatleri tercih ederdi. Kataloglara göre daha önceden tespit edilmiş olan yerleri gidip görmek onu hiç ilgilendirmezdi. Seyahatlerini anlatan yazılarında, öyle denizden ilham alınmış hüzünlü hayallere, göller için kaleme alınmış uzun şiirlere rastlanmaz. O her şeyle ilgilenirdi. Şurda veya burda nerede olursa olsun yaşadığı şu dünyada yapılan, söylenen, hatta yenilen, içilen her şeye karşı ilgi duyardı. Bavyera’nın coşkulu ve dumanlı lokantalarından hoşlanır, İstanbul kahvehanelerinde Türk kahvesi içerek hikayeler dinler. Sırtında Hint kumaşından bir elbise, arkasında deve tüyünden bir palto ile Mısır sokaklarında Kıptilerin gürültülü düğün alaylarının peşinden giderdi. Viyana Aşkları, Ramazan Geceleri, Doğuya Seyahat adlı kitabındaki konuları kadar, hayatı da değişik zevkleri ve mizahı ele alan böyle orijinal bir röportaj dizisidir. Fakat arada bir, bu neşeli seyahatlerini bir hüzün perdesi de örterdi.

Zamanla, Nerval’in böyle büyük seyahatlere çıkmak ihtirası yok olmuştur. Çevresi darala darala sadece vatan sınırları içine sığmıştır. Ekim geceleri, seyahatler ve hatıralar, kendi deyimince, Palais Royal’i Montmartre değirmenlerini keşfeden bir Paris köylüsünün seyahatleridir. Artık en uzun yolculuğu lle de France’a kadardır. Buraları baba ocağı manzarası içinde, daracık sokaklarında, kapı eşiklerinde oturup söyleşen insanları, genç kızların halka olup şarkı söyledikleri ağaçlıklı sahaları ile Nerval’in hep hoşuna giden yerlerdi. Şair, bu biraz kendi haline terkedilmiş küçük kasabalarda, kendi gençliğinin Paris’inden bir şeyler bulur. Ona, Pontoise 1820’sini, Saint-Germain 1830’unu hatırlatır. Chantilly’de, Senlis’de, Ermenonville’de çocukluğundan, annesinden, babasından tatlı hatıralar bulur.

Valois’ da yaptığı bu uzun gezintiterin sonunda, en güzel hikayesi olan «Sylvie» doğmuştur. Hikayenin çerçevesini, Ile de France’ın manzaraları oluşturur: Akarsular, göller, ormanlar, kavak ağaçlarının asker gibi dizilişleri, kendi haline bırakılmış manastırların kalıntıları… Eserdeki üslup, dekorun güzel uyumunu en iyi biçimde aksettirir.

Daha sonra, Nerval Descentes aux Enfers adlı eseri ile hayatına hakim olan hayalden söz etmeye başlar. «Aurelie» onun büyük itirafı, biraz da vasiyetnamesidir. Orada düşüncesinin sırları içinde geçen uzun hastalığını anlatır. Bu eser adeta kendi kendini anlatan deliliğin bir şiiridir. Sanki düşüncesini dikte etmiş delilik hatıralarını yazdırmıştır. Burada iki Nerval karşılaşır. Biri aklı başında, sakin, inceleme meraklısı Nerval, öteki her şeyden mana çıkaran, kendisini biraz da ermiş gibi gören Nerval. Aklı başında Nerval, ötekinin saçmalamalarını, kabuslarını müşahede eder, hatıralarla hayallerin bir kasırga gibi karmakarışık esmesini düzene koymak ister. Bazen de, bu ikinci Nerval’in düşüncesini bir gerçek ışığının aydınlattığı olur. Apocalypse manzaralarını anlatırken, birdenbire özel hayatına ait şeylerden, Seine Nehri’nin kıyılarından, botanik bahçesinden, doktor Blanche’ın ceviz ağaçları ile gölgelenmiş bahçesinden de söz eder.

İşte şairin son on beş yılı hep böyle zaman zaman huzura kavuşan, zaman zaman artan sinir krizleri içinde geçmiştir. Halindeki dengesizlikler türlü biçimlerde kendisini belli eder. Misal olarak, sokakta giderken evlerin numarasını gösteren plakalardan hayat veya ölüm manası çıkarıyor, yahut bir gün koca bir ıstakozun boynuna bir kurdela bağlayıp köpek gibi caddelerde dolaştırıyor, bir başka gün de, arkasından elbiselerini çıkartıp öylece sokaklara fırlıyordu. Kendisine yaptığı bu işlerin normal olmadığını anlatmaya çalıştıkları zaman da, gayet akıllıca deliller ile bu hareketlerinin sebeplerini açıklıyor ve herkesi buna inandırmak istiyordu. Sonunda doktorlar şairin kesinlikle bakıma ihtiyacı olduğu kanaati ile 1841’de onu doktor Blanche’ın hastanesine yatırdılar. Bir süre tedaviden sonra iyileştiği düşüncesi ile taburcu edildi. Fakat 1849’da yeniden hastaneye girmesi gerekti.

Seyahatlerinin büyük bir kısmını bu sıralarda yapmış ve yine bu arada, Fransız edebiyatma birçok güzel eserler kazandırmıştır. Fakat bütün bu başarılarına ve onun için gösterilen bütün ihtimama rağmen, kurbanını beklemekte olan zalim bir sonucun önüne geçilememiştir.

Sonunda, 26 Ocak 1855 günü, çok soğuk bir kış akşamı, A. Houssaye’i görmek için Nerval Fransız tiyatrosuna gidiyor, daha doğrusu oraya gitmek niyeti ile yola çıkıyor. Fakat tiyatro binasına gireceğine, tam bitişiğindeki tütün idaresine giriyor. Saatler geçiyor. Nerval o kadar kendi dünyasına, hayallere dalmış ki, oradan ayrılmayı aklına bile getirmiyor. İdarenin memuru da, böyle karanlık düşüncelere dalmış olan müşteriye artık gitmesi gerektiğini söyleyemiyor. Ancak saat bire gelince, düşüncelerini başka bir yerde sürdürmek üzere Nerval oradan ayrılıyor. Karanlık sokaklardan Chatelet’ye doğru gidiyor. Eskiden Sarah Bernhardt, şimdi ise Cite tiyatrosunun bulunduğu yere gelince ne oluyor? Bilinmiyor. Birisine raslayıp bir cinayete mi kurban gitti? Yoksa intihar mı etti? Ertesi sabah, her zaman Madam de Maintenon’un kemeri diye elinde gezdirdiği bir önlük kordonu.ile Nerval’i sokağın fenerine asılmış olarak buluyorlar.

Soruşturma sonucunda elde edilen deliller bunun bir cinayetten daha çok bir intihar olması ihtimalini kuvvetlendiriyor.

Keskin bir zeka, fevkalâde bir düşünme kabiliyetine sahip olan Nerval, bir taraftan hayatına hakim olan bir hayalin pençesinde kıvranırken, bir taraftan da, fikirleri bir dantel gibi işleyen zarif üslubu ile Fransız edebiyatma büyük ve zengin eserler kazandırıyor, fakat sonunda böyle acı bir akıbet ile ebediyete kavuşuyor.

 

GÉRARD DE NERVAL


Siyahın gezginiyim: Her gün daha derine.
Yanar akşamla caddede vebalı lâmbalar,
Bezgin, sıkıntıyla bakar herkes benzerine;
Redingotlarıyla mumya gibi otururlar
İş yerlerinde, kahvelerde. Ve akar zaman.
Birden söner uzak bir yıldız gibi yaşaman
Demek isterim, alımlı kadının birine.

Çünkü kanar “bir mezarda bırakılan aşklar”:
Adrianne! Jenny! Yıllardır bakir bir dulum ben,
Avuntu bilmez. Nafileydi tüm yolculuklar
O arayış: Kara güneş içimdeydi zaten.
Gittim harfin ve sayının bilinmez ucuna:
Ölü yüzüm çekilmişti gecenin burcuna,
Korkmadım sokağa hapsediyorken kapılar.

Adoniram! Hançerle sınandı ustalığın
Ve açıldı gül gibi Toht Kitabı’ndaki giz:
Herkes iki’dir. Ben kimin öteki adıyım?
Söyle: Bulmak mıydı amacın ey yitik ikiz.
“İçimizde bir oyuncu, bir seyirci yaşar”
Ve “akıl ürünleri delilikten de çıkar”
Kazıyınca pıhtısını o yıkık zamanın.

Melek gülümsemiyor artık Öteki Anam,
Çekil! Çünkü “siyah ve beyaz olacak gece.”
Ulaşır mı yaralı hayvan gibi bağırsam
Sesim bencil, sevgisiz, muhkem ev içlerine?
Onulmazım. Çağcıl kentin yabanıl yitiği.
Tek giysim vebalı ışıklarla melankoli,
Bir redse kurtulmak bile istemem yazgımdan.

İki’yim: Yakalandım sokakta çırılçıplak
Ve giydirildim başkalarının sözleriyle.
Ah! Karanlığa giren görür beyazı ancak,
Hangisiyim? Biliyorum kimin gözleriyle?
Ne yapsak silinmiyor ruhtan geçmişin izi
Yaşamak kadar ölüm de çağırıyor bizi,
Geçiyorum sokağı fenerle konuşarak

Hem yaşamın imidir hem ölümün her fener

MORG KAYDI

Giriş tarihi : 26 Ocak 1885
Adı, Soyadı : Labrunie, Gérard de Nerval deniliyor
Cinsiyeti : Erkek
Yaşı : 47
Doğum yeri : Paris (Seine)
Medenî hali : Bekâr
Mesleği : Edebiyatçı
Giyim/Eşya : Siyah ceket, siyah yakalık, gömlek,
flanel yelek, gri-yeşil pantolon,
kızıl çoraplar, boyalı ayakkabılar,
siyah şapka
Ölüm biçimi : Asılma
İntihar ya
da cinayet : İntihar
Ölüm nedeni : Bilinmiyor
Gözlem : Morga kaldırılmadan önce tanındı.
Cesede Edebiyatçılar Derneği sahip çıktı

NASİPSİZİM

Ahmet Oktay

Reklamlar