Henri Michaux

 

HENRI MICHAUX ESERLERİ

  1. Karşı, Henri Michaux

HENRI MICHAUX HAYATI

Henri Michaux (1899-1984), Belçika kökenli Fransız yazar ve şair. 1922 yılında başlıyor yazmaya. Uzak dünyaları keşfetme tutkunu olarak çıktığı yolculuklarda (1928) Güney Amerika ve Uzak Doğudan yabancı yaşama biçimleri ve görüntüler aktarır (Ecuador, 1929); Un barbare en Asie, 1932). Kişinin kendi içindeki serüvenin tek serüven olduğunu da belirtir. Kısa ve özlü, sözcük yönünden zengin düzyazıları iç dünyasını (La nuit remue, 1934), yaşama güçlüğünü (Plume, 1937) ve düşsel dünyalardaki fantastik yansımalarını (Voya­ge en Grande Garabagne, 1936; Au pays de la magie, 1942) açığa vurur. Bilinçaltını ve düşü kendine sığınak yapıp uyuşturucular (meskalin) kullanarak zamanı ve uzamı orta­dan kaldırmaya çalışır (Miserable miracle, 1955; L’lnfini turbu­lerıt, 1957; Connaissance par fes gouffres. 1961; Les Grandcs Epre­uves de l’esprit, 1966).

1926 yılından başlayarak resim, desen çalışmaları yapar. Bunlar, tuhaf kompozisyonlar içinde ipliksi insan figürleridir. (Meidosems, 1948; Mouvemerıts, 1951).  Fransız edebiyatının belli bir kategoriye sokulamayan yazar ve şairlerinden: Yalnız ve bağımsız. Bir ara gerçeküstücü akımla bağlantıları da bu durumu değiştirmez. Şiiri kullanarak özel etkisi olan çok değişik bir içerik sunmuştur okurlarına. Bu nedenle geniş halk yığınlarına ulaşması güç olmuştur. Ama Michaux şiir üzerine düşünenlerin düşüncelerini yeniden gözden geçirmelerine yol açarak sınırları geriletip alışkanlıklan değiştirmiştir.

Öteki başlıca yapıtları: Mes Proprietes (1929), Un Certain Plume (1930), Labyrinthcs (1944), L’Espace du Dcdans (1944), Epreuves, Exorcismcs (1945), Face au verrous (1954), Façons d’endormi, Façons D’eveille (1969), Face a ce qui se derobe (1976), Le Jardin exalte, Les commencements (1984).

Türkçede pek tanınan bir şair değil. Tek tük şiir çevirileriyle gene bir o kadar da Plume çevirileri var. Günlük mü, röportaj mı, anlatı mı, öykü mü, şiir mi yoksa aynı zamanda hepsi mi olduğu kestirilemeyen metinleri­nin, bu “garip” kitapların kişinin elini kolunu bağlayan bir yanı olduğu açık. Kimi eleştirmenlerin, işi daha da ileri götürüp “Henri Michaux şair mi?” diye sordukları oluyor. Çünkü şiirin bilinen araç ve gereçlerini kullansa da son de­rece farklı bir içeriği sunuyor bize. Bu nedenle de gereken ilgiyi toplayabilmesi için uzun bir süre geçmesi gerekiyor. Henri Michaux’nun da okurlarının sayısını arttırmada pek niyeti yok. Ünlü Fransız şairleri içinde şiirlerini “cep kitabı” dizisinde yayımlatmayı reddeden tek şair: “İki bin okurum var. Çok bile. Niçin yirmi bin okurum olsun ki?”*

Ünlü bir Fransız eleştirmen, Gaetan Picon, kitabının ilk baskısında “Büyük Şairler,” daha sonraki baskısında ise “Örnek Şairler” başlıklan altında topladığı Henri Michaux, Jacques Prevert, Francis Ponge ve Rene Char’ı zaman bakımından Eluard ve Aragon’la aşağı yukan aynı kuşaktan şairler olarak anar. Ancak, “aynı şiirsel kuşaktan değildirler, bizim için de önemli olan budur. Daha sonra konuştularsa, başka bir dil aradıkları içindir: Daha -sonra anlaşıldılarsa, bir doyumun ya da yeni bir çağrının araya girmiş olmasındadır. Büyüklükleri belki de farklı oluşlarından geliyor. Ne olursa olsun başarının güvencesi gibi gözüken şiirdeki bu olağanüstü işleyişten yararlanmayı kabul etmiyorlar. Daha zor bir geleceğin yollarını açıyorlar.”**

*Alain Bosquet, “L’art de tous les refus,” Le Monde, 23 Ekim 1984, s.19.
**Gactan Picon, Panorama de la nouvelle litteature française, Galli­mard, 1960, s.221.

Michaux geç yazmaya başlamış. İlk okuduğu kitaplar dinsel kaynaklı. Daha çok da ermişlerin ve mistiklerin yazıları: Ruysbrock, Pascal, Emest Hello. Sonra gezi kitap­ları, doğal bilimler üzerine yazılmış kitaplar. Edebiyata, şiire ilgi duymasını, içinde yazı yazma isteği duymasını, yirmiüç yaşındayken okuduğu Lautreamont’a borçlu. Maldoror’un Şarkıları şok etkisi yapar üzerinde: “Lautreamont gene de kendisinden kurtulmak zorunda kalacağım ölçüde etkiledi beni. Bırakmıyordu ki yaşayayım (…) Onun saye­sinde yazı yazdım. O zamana kadar pek öyle isteğim yoktu, cesaret edemiyordum. Maldoror’un Şarkılan’nı oku­yup şunu öğrendim: İnsan kendisindeki gerçekten olağanüstü olan şeyi yazabilip yayımlayabilmeli, kendim­de buna yer olduğunu düşündüm”*

Daha çocukluğunda dilin iletişim aracı olarak yetersiz­liğini duyumsamış, iletilemez, anlanalamaz karşısında yerleşik dili yadsımıştır. Yadsımanın boyutlarını nesneler­le, varlıklarla ve kendisiyle ilişki kurmanın güçlüğü ve te­dirginliği yönünde genişletip, kendi, kişisel, gizlisi saklısı olmayan gerçeğinin dışında başka gerçek tanımamaya vardırır, “bu onca yolculukların valizsiz yolcusu” … Micha­ux, başkasının varlığını “kendi beninin bağdaşık evrenine, uyumsuz, asalak bir öğenin karışması” olarak algılar. Bu da dengenin ve uyumun ortadan kalkarak yerini acıya bırakmasını sağlayacaktır. Başkalarından ayrı düşerek “onların bakışları altında kendini nesne olarak duyumsayacaktır.” İnsanlann arasındaki ilişkiler “güç ilişkileri” ola­rak tanımlanmıştır: Savaş, çatışma, işkence, yargı, kölelik. Başkalarından korku hemen her sayfada çıkar karşımıza.

*Michaux, Robert Brechon, Gallimard, 1959, s.208.

Düşman bir dünyayla kuşatılmış olduğu duygusuna kapılır. Michaux’da en çok rastlanan durum, başkalanyla arasına uzaklık koymak, kendi içine çekilmek, başkalarına kapalı kalmak olarak tanımlanabilir. “Çevremde kımıldanıp duru­yor kalabalık, akşamın alacakaranlığında hep de… Geçiyor, bir daha geçiyorlar. Onların arasına karışmıyorum. Onların kendi yaşamları var, benim de.”*

*Face aux verrous, Gallimard, 1954, s.200.

Gerçeğin sıradanlığından, “can sıkıcı gerçeklik”ten kur­tulmak için düşlere sığınır, bilinçaltının araştırmasına girişir, uyuşturuculara, meskaline başvurur. Karabasanlı, boğuntulu bir dünyanın betimlemesini yapar. Jerome Bosch’un bir tablosunda başkalaşımlar dönemini başlatan büyücünün kendi bacaklarının da ağaç dallarına dönüşmesinden ürküntüye kapılarak ulumasında olduğu gibi, Henri Michaux için bir rahatlama, kurtuluş aracı ola­rak görüp dört elle sarıldığı bu düşsel izlekler, daha sonra giderek büyüyen ve “kendisini zorla kabul ettiren sap­lantılar” olup çıkacaktır. Bu “dayanılmaz gerginlik”ten çıkış yolunu şiirde bulur. Edebiyat da “kurtuluş girişimleri”nden biridir. Sonuçta “tek büyü” odur. Acı veren şeyin adını koymak ondan kurtulmaktır bir bakıma. “Gerçek olan şeyin artık gerçek olmaması için yazıyorum.

Gösterilen hapishane artık hapishane değildir**

**Passages, Gallimard, 1950, coll. “Le Point du jour,” s.154.

Şiddet ve acımazlık Michaux’da önemli bir yer tutar. Çoğu zaman kanlı sahnelere tanık olunur. Suçsuzlar da kaçamaz bu durumdan. Plume yumuşak başlı, kendi halin­de bir kişi de olsa gene de kan karışır düşlerine. Yolculuğu sırasında oturduğu vagonun birden cesetlerle dolması karşısında ne yapacağını bilemez. Plume, anlatıcısının çoğu düşlerini ve “güçlükleri”ni mizah katarak sergiler. Karşısına hep güçlükler çıkarılan ve sıkıntılı bu durumlar an uysal bir biçimde “kurtulmak” isterken toplumsal ku­rallara uymakta zorluk çektiği için ezilip, horlanan bir kişi: “Güneşten ve mutluluktan payına düşeni dilemekle yeti­nen, istemeye cesareti olmayan, üzünçlü bir gülümsemeyle boyun eğen (Şarlo’yu anımsatıyor) talihsiz bir kişi.”*

*Rene Bcrtclc, Henri Michaux, Picrre Scghers, 1957, s.61.

Plume “edilgen bir kip” oluşturur böylece: Ezenden çok ezilen, hak isteyenden çok hak istenen, saldırgan olmaktan çok saldırılan. Rene Bertele bu durumu şöyle anlatıyor: “Başına iş açmadan sıyrılmakta bir hayli zorlandığı gülünç ve saçma serüvenlerin ortasında dolanıp durur Plume. Hep hırpalanmış, iyi yüz gösterilmemiştir. -“Plume kendi­sine son derece saygılı davranıldığını söyleyemez,” yaptığı her işe karşı çıkılır, ve her zaman karşısına bir yargıç çıkıverir: Lokantada, yolculukta ya da düpedüz düşlerinde. Ve “so­nunda alıştı bunlara.” Daha sorguya çekilmeden yanıtlar: Suçludur, temize çıkmayı aklının köşesinden bile geçirmez.

Yatağında rahat rahat uyurken karısından kalmış bir kaç parça durmaktadır yanı başında. Yargıç sorguya çekince de: “Bu konuda ona yardımcı olamam, diye düşündü Plume ve yeniden uykuya daldı. -Yarın idam edileceksiniz. Söylemek istediğiniz bir şey var mı, suçlu?- Bağışlayın, dedi Plume, davayı izlemedim. Ve yeniden uykuya daldı.” Plume, söyleyecek bir şeyi olmayanın, “davayı izlemeyen,” neden suçlu olduğunu pek iyi bilemeyen, ancak suçlu doğmuş biri olarak kendini duyumsadığından önüne çıkan durumları haydi haydi kabul eden sanıktır hep.”**

**Rene Bertelc, a.g.c., s.61-62.

Kafka’nın Dava romanının başkişisi Joseph K.’nın durumunda olduğu gibi (ne için suçlandığını bilmeden bir sabah alıp götürülür evinden) Plume de ne için suçlandığını hiçbir zaman bile­miyecektir. Gene Kafka’nm Başkalaşım adlı romanının başkişisi nasıl kendini bir sabah hamamböceği olarak görürse, Plume de tavan köstebeği oluvermiştir bir anda. (“Plume,” Fransızcada cins adı: “Kuşlarda tüy. Kuş teleğinden kalem. Mürekkep kalemi ucu” vb. anlamları var. Michaux, kuşun tüyünden hareketle, “tüy gibi hafif,” “rüzgarda tüy gibi” yan anlam ve çağrışımlarla “plume”ü özel ad yapmış: Plume. Çağımızın, sanayi toplumunun edilgenleştirdiği, tepkisiz bir kişi).

Kafka’nın Dava’sının başkişisiyle benzerliği açısından Bernard Groethuysen’in bu romana yazdığı önsözde Jo­seph K. ‘ya yönelik sözleri son derece ilginç: “Buraya ne yapmaya geldiğinizi biri size sorsa, ona ne söyleyebilirsiniz? Çünkü yani pek öyle buralı gibi gözükmüyorsunuz? Buralı değilsiniz siz. Kaygılı bakışınızdan, bu herkesten özür dileme biçiminizden ve alçakgönüllü oluşunuzdan belli oluyor. Siz rahat bir insan değilsiniz. Sorulannız sizi ele veriyor. Burası elbette sizin yeriniz yurdunuz değil. Oturma izniniz var mı? Tutukluyorum sizi… Sakın sizin memleketiniz hepimizin memleketi olmasın. Ama bunu da söyleyemeyiz ki … “*

*Rene Bcrtelc, a.g.e., s.62 .

Düşsel olanda da dolaşsa,** gerçek yolculuklara da çıksa,*** yapıtında değişmeyen ana izlekler olarak boğuntu, ürküntü ve acımazlık yolumuzun üzerine çıkacaktır hep. 1937 yıllarından başlayarak çini mürekkeple yaptığı desenlerinde ve resimlerinde de görülmektedir bu. Çin resminin derin etkisi vardır üzerinde. Siyaha ve geceye güveni tamdır. Zaten kitap­larından birinin adını da La nuit remue (Gece Kımıldıyor) koymuştur. Ona göre, gece kıpırdamakta ve annesiz varlıkları doğurmaktadır. Resim yapmak da artık onun için geceyle ve boşlukla birleşmektir: ‘Geceyle birleştim / sınırsız geceyle.’****

** La nuit remue, 1934; Voyage en Crande Carabagne, 1936 .
*** Ecuador, 1929; Un Barbare en Asie, 1932
**** Gilbert Lescault, Le Monde, 23 Ekim 1984, s.19.

29 Mayıs 1899 Namur (Belçika) doğumlu. 1955 yılında Fransız uyruğuna geçmiş. 1984 yılı 18 Ekimi 19’a bağlayan gece Paris’te ölmüş. Ya yaşamı? Bir şiirinde şöyle tanımlamış:
“Su altında bir landoyu sürüklemek benim yaşamım/Yorgun doğanlar beni anlar”
(Face aux verrous).

Reklamlar