İlhami Çiçek

İLHAMİ ÇİÇEK ESERLERİ

  1. Anılar, İlhami Çiçek

  2. Satranç Dersleri ve Şiir Üzerine İlhami Çiçek’le Bir Konuşma

  3. Satranç Dersleri, İlhami Çiçek

  4. Temalar, İlhami Çiçek

İLHAMİ ÇİÇEK HAYATI

Babasının dedesi 93 Harbi’nde Kafkasya’dan gelip Oltu’ya yerleşir (Erzurum vilayetinin kuzey ciheti matuf harp zamanında Kafkas halklarından yoğun olarak hicret almıştır). Çok küçük yaşlarda babasının dedesiyle ve diğer büyükleriyle ilgili destansı anıları coşkuyla dinler. Bu anıları zihninde hep idealize ederek kendi çevresinde de karşılığını görmek ister. Ne ki, bu has ve güzel ilişkilerin âdeta bıçakla kesilmiş gibi bitmiş olmasını bir türlü kabullenemez. Böylece, yabancılaşmaya ilk kez kendi çevresinde tanık olur. Sığ ve anlamsız ilişkilerden sürekli rahatsızlık duyar.

Anlatılanlara göre, çocukluğunda, küçük bir çocuğun yaşaması mümkün olmayan hüzünler, duygular ve tehlikeler yaşar. 6-7 yaşlarında kardeşiyle (M. Latif Çiçek) samanlık damında oynarken saman dökülen delikten aşağı düşer. 24 saat baygın kalır. Bir hafta kendine gelemez. Kendine geldiğinde de, artık onun için ürkeklik, duygusallık ve durgunluk bir yaşam biçimi olur.

Bütün bu olumsuzluklara karşın, -bir çıkış yolu aramaktan da vazgeçmez. Böylelikle yoğun bir okuma dönemi başlar. Doğuda ince bir damar halinde canlılığını sürdüren aşık geleneği onun tek ilgi ve iletişim alanı olur. Zaman zaman aşıkların toplantılarına katılır. Büyük bir hayranlık ve dikkatle onları dinler. Şiire ilgisi de böyle başlar. Ortaokul ikinci sınıfta Faruk Nafiz [Çamlıbel]’in “Çoban Çeşmesi” şiiriyle katıldığı ‘Şiir Okuma Yarışması’nda birinci olur. Artık şiir onun için vazgeçilmez bir tutkudur.

Ve yazmaya da başlar. Lise’deyken yazdığı “Otel Odası” adlı şiiri Adımlar Dergisi’nin açtığı şiir yarışmasında birincilik kazanır. Yayımlanan ilk şiiri de “Otel Odası”dır. Lise yıllarında amatör düzeyde tiyatro çalışmalarına da katılır.

İlk ve ortaokulu Oltu’da, liseyi Erzurum’da bitirir. Erzurum’da, Edebiyat Fakültesi’nde okurken Halk Edebiyatı’na ilişkin yazılar yazar ve yerel gazetelerde yayımlar. Bir yandan üniversitede okurken, bir yandan da vekil öğretmenlik yapar. “Son Öğrence” şiirini de bu vekil öğretmenlik döneminde yazar. Artık şiir çalışmaları daha bir yoğunluk kazanır. Şiire olan tutkusu, onu Divan Şiiri’ne götürür. Divanları yutarcasına okur.

Üniversiteden sonra 1978 yılında Kırıkkale Lisesi’nde edebiyat öğretmenliğine başlar. Bu yıla kadar Nuri Pakdil’in yönettiği Edebiyat Dergisi’nin bir okuru olan İlhami Çiçek, artık derginin sürekli şairlerinden biridir. Aradığı öğretisel duyarlılığı en canlı biçimde yaşayan bir çevrenin içinde bulunmanın sorumluluğunu taşımaktadır. Bu sorumluluğu boyutlandırabilmek için yapmak istediği çalışmalar yüzünden sağlığı iyide iyiye bozulma noktasına gelir. Böylesine sıkıntılı ve sancılı bir dönemin ürünü olarak “Satranç Dersleri” ortaya çıkar.

Sonra, İstanbul’a gider.öğretmenliği Pendik Lisesi’nde sürdürür. Evlenir. Abdurrahman Nuri adında bir oğlu olur. Bu dönem, hastalığının da iyice ilerlediği bir dönemdir. 1983 yılının Mart ayında kısa dönem askerlik için Tokat’a gider. Hastalığı askerde daha da artar. Bir süre Mevki Hastanesi’nde tedavi görür. İyileştiği sanılarak tekrar Tokat’a gönderilir. Askerliğinin bitmesine çok kısa bir süre kala geçirdiği şiddetli bir kriz sonrasında vefat eder. (14.6.1983)

Satranç Dersleri’nin kitap olarak yayımlanmasıyla ölümü, aynı aya rastlar.

 

İLHAMİ ÇİÇEK

Ey kalp!
gece olsun,
vehmi ve cinneti emziren -Avcundadır
çocuğun ve delinin,
Allahın eli-
layemut gece -Gezginin saatidir ki
titreyen kandilin nurunda
arar kendi yazısız taşını
her mezarlıkta

Derunumda
ağır ağır kurudu kırmızı zakkum,
karardı sebilin mermeri
ve gizlendi bu belleksiz zamandan
sönen bir yangın gibi
kûfi.

Ezelden beri mi göçüyorum ben?
Her hayal
kalbe döner
ve vurur bir eski
saatin sesiyle:
-Bana gel.
Kimdir ki o ben,
mevsim
bir yaprak ırmağı gibi
akıp gider içinden

Ey gözüne tuzla sürme çeken Şıblî !
Başka dudaklar da var
zikrle yara olan.
İblis
ve iğva beni uyutmayan

Ürktüm bu yüzlerden -Bu kadın yüzleri
ki güzellik
saptırır imanı
-örtünmelidir-
Mangalın korunu avcuna koy da
hatırla:
nasıl unutmuştu 20 yıl Kur’an’ı
İbnü’l Cella

Yine de
tene yöneldim. Püsküren
bir yanardağ gibi
lav akıttım her yanımdan
öleyim diye isteğimden önce

Seyret beni Adem,
Seyret beni Doktor!

Her göz başka bir hayatın vampiri

Yaşım 27 -İnsan
kökü çürümüş çınar gibi
apansız ihtiyarlar-
Azaltmıyor, azaltmıyor
müezzinin sesi
göğsümdeki kederi

Veronal ve lüminal. Naylon
ve plastik
kent ve çöl

Dün geceydi yandım
“yaşayan sağlam delile
dayanarak yaşasın”
diyen ayetle

Ey Rab
çürük benim delilim

Nereye ait ki
bu hicranlı suret?
Bu gözler
çoktan kesti dünyayla o karanlık
sohbetini.
Satranç ve dil
yeniktir ezelden

Bakıyorum pencereden
sırtımda patiska bir gömlek
ve avcumda
Allahın eli,
yerin en dibine

“Yalnız hüznü vardır
kalbi olanın”

Ahmet Oktay

Reklamlar