Jorge Luis Borges

 

JORGE LUIS BORGES ESERLERİ

  1. Yzur, Tuzdan Heykel, Lugones (Babil Kitaplığı, J.L.Borges Tarafından hazırlanan Fantastik Edebiyat Dizisi’nden)

  2. Mutluluk, Jorge Luis Borges

  3. Armağanlar, Jorge Luis Borges

JORGE LUIS BORGES HAYATI

24 Ağustos 1899’da Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te doğan Jorge Luis Borges’in çocukluğu, bazı yapıtlarında da anlattığı yoksul Palermo mahallesinde geçti. Arjantin tarihinde önemli bir yeri olan İngiliz kökenli bir aileden geldiği için İngilizceyi İspanyolcadan önce öğrenen Borges, daha dokuz yaşındayken Oscar Wilde’ın Mutlu Prens’ini İspanyolcaya çevirdi. Edebiyada ilk tanışıklığı, kültürlü bir insan olan babasının kitaplığında bulunan İngilizce kitaplar aracılığıyla oldu. Çok küçük yaşlarda H. G. Wells’in yapıtlarını, Binbir Gece Masalları’nı, Mark Twain’in Huckleberry Finn’ini, Cervantes’in Don Quixote’sini okuma olanağı buldu.

1914’de, Birinci Dünya Savaşı patlak vermeden hemen önce ailesiyle birlikte İsviçre’nin Cenevre kentine giden Borges, orada kaldığı beş yıl boyunca Fransızca ve Almanca öğrendi ve College de Geneve’i bitirdi. 1919’da yine ailesiyle birlikte Mayorka’ya, ardından da İspanya’ya gitti, İspanya’da Ultraismo akımını benimseyen genç yazarilara katıldı. Ultraismo yanlıları, çöküş içinde olduğunu düşündükleri 98 kuşağının tanınmış yazarlarına karşı çıkıyorlardı.

1921’de Buenos Aires’e döndüğünde doğduğu kenti yeniden keşfeden Borges, bu dönemde yazmaya başladığı ilk şiirlerinde kentin yaşadığı günleri ve geçmişini yeniden yarattı.1923-1929 yılları arasında yazdığı benzetmelerle yüklü üç şür kitabı, Buenos Aires Tutkusu, Yolun Ötesindeki Ay ve San Martin Defteri, Borges’in kentiyle olan ilişkisini, kendi iç dünyasıyla dışındaki kent arasında kurduğu karmaşık iletişimi açığa vurdu. Bu döneminde, sonradan karşı çıkacağı Ultraismo akımının Güney Amerika’da yayılmasına öncülük eden Borges, şiir kitaplarının yanısıra üç edebiyat dergisi çıkardı, denemeler yazdı, 1930’da Euaristo Carriego adlı bir yaşamöyküsü yayınladı.

1930’dan sonra deneme, şiir, eleştiri ve kısa öykü türlerini birleştirerek oluşturacağı kendine özgü ve hiçbir edebiyat türüne sokulmayan biçimin ilk denemelerine girişti.

1935’de yayınladığı ve bu tür kısa öyküler, kıssalar, çeviriler ve uyarlamalardan oluşan Rezaletin Evrensel Tarihi’nde, adı kötüye çıkmış kişilerin yaşamlarını anlatmayı denedi. O sıralar felsefi ve eleştirel denemelerini “kurgu’larından ayırmakta olan Borges, bu tür denemelerden oluşan Sorgulamalar, Umudumun Boyutları ve Sonsuzluğun Tarihi’ni yayınladı.

1938’de babası ölen Borges, aynı yıl, başındaki bir yaranın iltihaplanması sonucu ağır bir hastalık geçirdi ve bir süre konuşma yetisini yitirdi. Bir süre sonra, geçimini sağlayabilmek için ailesinden birinin adını taşıyan bir Buenos Aires kütüphanesinde üst düzeyde bir görevde çalışmaya başlayan Borges’in oradaki dokuz yılı mutsuzluk içinde geçti. Ancak Borges, 1938’i izleyen yıllarda edebiyat türleri arasındaki sınırları zorlayan yeni tarzının başarılı ürünlerini verdi. 1944’de yayınlanan Kurgular dizisinde ve 1949’da basılan El Aleph adlı kitabında, Kafkamsı bir dünyayı betimleyen metafizik öykülerden gerçekte olmayan kitapların eleştirilerine kadar her tür yazıyı denedi. Borges, yine aynı dönemde, Adolfo Bioy Casares’le birlikte, her ikisinin atalarının adlarından oluşturulmuş H. Bustos Domecq takma adıyla dedektif öyküleri yazdı. Öyküler, 1942’de Don Isidro Parodi İçin Altı Sorun adıyla yayınlandı. Borges, düş dünyasını ilk kez bu yapıtlarında sergiledi.

Jorge Luis Borges, Juan Peron 1946’da iktidara geldiğinde, daha önce İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefikler’den yana olduğunu açıklamış olduğundan kütüphanedeki görevinden alındı. 1946-1955 yılları arasında hayatını kazanmak için yayıncılık yaptı, konferanslar verdi, kitaplarının geliriyle geçinmeye çalıştı. 1955’te Juan Peron’un devrilmesi üzerine Ulusal Kütüphane’nin müdürlüğüne getirilen Borges, tam o sıralar, ailesinden gelen bir hastalık sonucu tümden kör oldu. Aynı zamanda Buenos Aires Üniversitesi İngiliz ve Amerikan Edebiyatı profesörü olan Borges’in yapıtlarının yazılmasını annesi, sekreterleri ve arkadaşlan üstlendi.

Borges, 1955’i izleyen yıllarda, artık kendine özgü bir türe dönüşen tarzında, fantastik öğeleri gittikçe ağır basan kitaplar yayınlamayı sürdürdü. Bu dönemde yayınlanan Düş Kaplanları (1960), Düşsel Varlıklar Kitabı (1967) ve Brodie’ nin Raporu (1970) gibi kitaplannda düzyazıyla şiir arasındaki sınırı neredeyse tümüyle kaldırdı. Brodie’nin Raporu’nda ve Kum Kitabı’nda (1975), okurlara, iç dünyasının derinliklerindeki labirentleri keşfeden bir bireyin karmaşık imgelemi ile yalın bir masal dilini birleştiren alegorik öyküler sundu.

Borges’in öykü ve şiirleri, Samuel Beckett ile Uluslararası Yayıncılar Ödülü’nü paylaştığı 1961’den sonra yirminci yüzyıl edebiyatının klasikleri arasında anılmaya ve gittikçe artan bir hayranlık kazanmaya başladı. Giderek günümüz edebiyatının en seçkin yazarları arasında yerini alan Borges, Latin amerika edebiyatının akademik bir okur çevresinin sınırlarını aşıp dünya çapında da geniş bir aydın kitlesine ulaşmasında çağdaşı yazarlara oranla daha büyük bir rol oynadı.

Borges, 14 Haziran 1986’da İsviçre’nin Cenevre kentinde öldü.

Reklamlar