Knut Hamsun

KNUT HAMSUN ESERLERİ

  1. Açlık, Knut Hamsun

KNUT HAMSUN HAYATI

Knut Hamsun 1859 yılında Norveç’te Knud Pedersen adıyla doğdu. İlk romarum 18 yaşında Tromsö’de yayımlattı. 1880-90 yılları arasında göç dalgasına kapılıp iki kez Amerika’ya gitti. Zengin deneyimlerle dolu yaşantısı yazarlığına kaynaklık etti. Türkiye’de Açlık romanıyla tanındı. Nazi işbirlikçisi olmakla suçlanan yazarın siyasal eğilimleri hala tartışma konusudur. Bunun karşısında, hayatın güzelliğinden coşku duyması, çocuklara ve kırılgan ruhlara esirgeyici bir bakışla bakması gibi özellikleri sayılabilir. 1920 yılında Nobel EdebiyatÖdülü’nü kazanan Hamsun 1952’de öldü.

Başlıca yapıtları: Açlık, Gizemler, Hilâlin Altında, Segelfoss Kenti, Toprağın Bereketi, Otların Bürüdüğü Patikalarda.

***

Norveç edebiyatının, en az yirmi beş dile çevrilmiş, bu dünyaca meşhur yazarı; 4 ağustos 1859 da kuzey Norveçte, Gudbrandsdal’ da Lom kasabasında doğdu. Fakir bir ailenin çocuğu olan Hamsun’un asıl adı, Knur Pedersen’dir. Dört yaşından itibaren amcası ile beraber Lofoten adasında yaşadı ve on yedi yaşındayken kunduracı çır.aklığıyle hayata atıldı. Bu işde çalıştığı sıralarda kendi kendini yetiştirmeye ve ilk yazılarını yazmaya başladı. Daha sonra balıkçılık, tayfalık yaptı, maden ocaklarında çalıştı, köy öğretmeni oldu. Bir aralık talihini Amerikada denemek istedi ve Amerikaya gitti. Çiftliklerde hizmetkarlık etti, Minneapolis’de Fransız edebiyatı üzerine konferanslar verdi, Şikago’ya gidip tramvay biletçisi oldu. Sahanlıkta yolcuların inip binmesiyle meşgul olacağı yerde Euripides’in eserlerini okumakla vakit geçirmesi yüzünden işinden çıkarıldı, hastalandı, Norveç’e döndü. 1883 86 yılları arasında gazetelerde çalıştı. 1886 da, bu defa Verdens Gang gazetesinin muhabiri olarak, tekrar Amerikaya gitti. Dönüşte (1888) “Amerika Fikir Hayan” isimli kitabını neşretti. Açlık (1890) romanını çıkarınca birden meşhur oldu. Mevzuun tamamen yaşanmış maceralardan ibaret olduğunu ifşa eden bir şiddetle ; bu dahice, ama okuyanı ürperten eserinde Hamsun; aç kalan, açlığını tesadüfler yar olduğu nispette zaman zaman dindirebilen edebiyatçı bir gencin duygularını tahlil eder. 1892 de yayımladığı “Din Sırları” romanında garip tabiatlı bir insanın mistik hikayesiyle karşılaşırız. Bu romanı 1893 de “Redaktör Lynge,” “Yeni Toprak” ve 1894 de “Pan” romanları takibeder. “Teğmen Glahn’ın Notlarından” ikinci başlığını taşıyan Pan, bir aşk romanıdır, zengin bir orijinaliteyle dolu bir tabiat övgüsüdür, tazelik ve şiir yüklü bir eserdir. Daha sonra Hamsun, dramatik trilogyasını yayımladı (1895·97): “Yurdun Kapılarında”, “Hayatın Sesi” ve “Akşam Kızıllığı”. Çok defa dram sanat ve tekniğini küçümser görünmekle beraber Hamsun’un dramları, sahne görüşü bakımından tesirli ve sürükleyicidir.

İçinde bir mizah havası esen “Öğlen İstirahati” adlı hikaye kitabından (1897) sonra 1899 da “Viktoria” yı neşretti. Ölçülmüş, biçilmiş, daraltılmış şekliyle, plastik görünüşü ve zengin hayaliyle bu aşk hikayesi; yazarın sanatında bir zirve teşkil eder. Keza “Kraliçe Tamara” piyesinde an tik ve mütereddit bir aşk motifinin açıklanışmı buluruz. “Munken Vendt” (1902), bir ilahiyat aliminin başından geçen maceranın dramatik tasviri ve Hamsun’un ilk manzum eseridir. Bundan sonraki kitapları arasında bilhassa meşhur olanlar şunlardır : Dünya Nimeti (iki kısım 1917), Göçebe adam (roman trilogyası 1906-1912), Son Bölüm (1923), Serseri (roman trilogyası 1927-34).

Otuz yaşına kadar esaslı bir eser meydana getirmemiş olan Hamsun; acı tecrübeler neticesi, bilhassa fakir tabakanın hayatını yaşıyarak işe giriştiği için, önce bir Danimarka dergisinde bazı parçalarını tefrika ettiği Açlık romaniyle birdenbire tanınmışn. Kendisi asıl edebi faaliyetinin 1891 den sonra başladığını söyler. 1917 den itibaren, Ibsen’in gençliğini geçirdiği bir balıkçı kasabası olan Nörhalmen’deki çiftliğine çekildi ve orada, durgun ve parlak bir deniz kenarında iki katlı, beyaz boyalı bir evde; eğlenceli çocuk hikayeleri ve şiirleriyle tanınmış ikinci karısı Marie Hamsun’la, iki oğlu ve üç kızıyle birlikte bir inziva hayatı yaşamaya başladı. Ruhu acılarla yuğrulmuş alıngan Hamsun’un inziva meyli, yaşıyla birlikte artmıştı. Yetmişinci doğum yıl dönümünde Norveç yazarlar birliği, Avrupanın her tarafından kendisiyle konuşmaya gelen muharrirlerin de iştirakiyle, ona sevgi ve bağlılık ifadesi olarak bir kupa takdim etmek istediği vakit Hamsun, gizlendi ve üç gün kimseye görünmedi. Birliğe kendisini mazur görmelerini ve kupayı bir başkasına vermelerini yazdı. Kimseye düzeltme izni vermediği, tozlu odasına kapanıyor ve çalışıyordu.

Hamsun, 1940 da Almanların Norveci istilalarında Alman kıtaları Oslo’ya girince onlardan yana oldu ve siyasi sahada milletinin ve hayranlarının gözünden düştü.

Gençliğinde bir köy öğretmeni tipini canlandırıyordu: Gençlik resmi; onu bize pos bıyıklı, kelebek gözlüklü, toplu bir köylü halinde gösterir. 1942 deki fotografları; bıyıksız, gözlüksüz, yüzünde hayat tecrübelerinin ve nedametlerin getirdiği tahammül çizgileri, zayıf, uzun boylu bir çiftçi tipi arzediyor.

Markens Gröde (Dünya Nimeti) romanıyla 1920 de Nobel edebiyat mükafatını kazanmış olan Hamsun; ruhun derinliklerine işleyen romanlarında umumiyetle, içlerindeki huzursuzluk ve kararsızlık yüzünden ordan oraya göç eden, yersiz yurdsuz, bazan tuhaf tabiatlı insanların alınyazılarını tasvir eder. Bu gezgincilik hevesi ve macera meyli yanı sıra, toprağın bereketi ve bir yere yerleşmiş hayatın bahtiyarlığı üzerinde durur; eserlerine Norvecin günlük hayatından renkli sahneler katar ve bu malzemeyi şekillendirirken; renk renk, çok defa ihtiraslı ve çılgın insan kaynaşmasına; kimi vakit acı bir mizah karıştırır, kimi zaman gülümseyen ve temkinli bir hikmet serpiştirir.

Şehir dışı hayata, kırlara karşı duyduğu pastoral aşkı, hemen bütün eserlerinde yaşatmasını bilen Hamsun; ifade ve üslup bakımından daha çok Amerikan edebiyatı tesiri altında kalmış gibidir. Nesrinde canlı bir ritm göze çarpar. Bu ritm ve ahenk endişesi dolayısıyla arasıra dil kanunu kabul ettiğimiz bazı özellikleri bile feda ettiği olur.

Bununla beraber Hamsun, tabiat insanını tanıtması bakımından yirminci yüzyıl dünya edebiyatının orijinal bir yazarıdır. Onun eserlerinin özüne; mistik hislerle kuvvetlendirilmiş olan samimi tabiat sevgisini düşünmekle varılır. Cüretkar konuları işlemesine rağmen sosyal endişe ve anlayışlarının çoğu, umumiyetle muhafazakardır. Canlı, modern üslubu; çizdiği büyük portrelerin gerçeğe uygun olmasındaki kudreti destekler.

Behçet Necatigil

 

Reklamlar