Michel Foucault

MICHEL FOUCAULT ESERLERİ

  1. Kelimeler ve Şeyler, Michel Foucault

MICHEL FOUCAULT HAYATI

“Bir gün yüzyılımız Deleuzecü olacak” diye yazdı 1970’te Foucault. Deleuze bu formülü belki de şöyle söylemek için değiştirmeye çalışıyordu: Tam tersine, bu yüzyıl Foucaultcuydu ve Foucaultcu kalacak. Diğer bir deyişle, Foucault bu yüzyıl üzerinde derin bir etki bıraktı. Foucault’nun etkisi Kelimeler ve Şeyler’ in sonunda bahsettiği şekliyle kuma çizilen desenierin bir sonraki gelgitte silindiği gibi yok olmayı reddeder. Ya da ölüm gelip çattığında.

15 Ekim 1926’da Poitiers’de doğdu. Babası, oğlunun kendi kariyerini takip etmesini isteyen bir cerrahtı. Foucault, Saint-Stanislas Okulunu bitirdikten sonra, saygın bir okul olan Paris’teki 4. Henry Lisesi’ne girdi. 1946’da, daha önce sınavlarında başarısız olduğu École Normale Supérieure’e kabul edilen dördüncü öğrenciydi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Poitiers, Alman ordularının işgali altında kaldı.

Maurice Merleau-Ponty ile felsefe çalıştı. 1948’de felsefe diplomasını, 1950’de psikoloji diplomasını aldı ve 1952’de psikopatoloji diplomasıyla ödüllendirildi. 1950-1953 yılları arasında Fransa Komünist Partisi’nde yer almıştır. Partiye girişi Louis Althusser aracılığıyla olmuştur. Ancak Stalin’in Sovyetler Birliği’nde izlediği politikalar onu partiden soğutmuş ve bir süre sonra partiden ayrılmıştır.

1954’ten itibaren dört yıl İsveç’te Uppsala Üniversitesi’nde doktora tezini yazdı. Zamanın Uppsala Üniversitesinin pozitivist damarı Foucault’un tezini bilimsel bulmayıp kabul etmedi. Birer yıl da Varşova ve Hamburg Üniversitelerinde Fransızca öğretti. 1960’da Fransaya Clermont-Ferrand Üniversitesine felsefe bölüm başkanı olarak döndü. “Delilik ve Medeniyet” (Folie et déraison. Histoire de la folie à l’âge classique) kitabındaki teziyle doktorayla ödüllendirildi. Aynı yıl Foucault, kendinden on yaş küçük olan felsefe öğrencisi Daniel Defert’la tanıştı. Defert’ın politik aktivizmi çalışmalarında ona yol gösterdi. Foucault, Defert’la aralarındaki ilişki için çok sonraları bunun zaman zaman da aşka benzeyen uzun soluklu bir tutku ilişkisi olduğunu söyledi.

Foucault’nun ikinci önemli eseri “Kelimeler ve Şeyler” (Les mots et les choses) 1966’da yayımlanan karşılaştırmalı bir ekonomi, doğa ve dil bilimleri çalışmasıydı. Çok satan bu kitap Foucault’nun adının tanınmasında büyük rol oynadı.

1966-1968 arasında Defert’la birlikte Tunus’a gitti ve birlikte tekrar Paris’e döndüler. Foucault, Vicennes’deki Paris-VIII Üniversitesi’nde Felsefe bölüm başkanı oldu, Defert da sosyoloji bölümünde ders vermeye başladı. 1968 öğrenci hareketinden oldukça etkilendiler. Aynı yıl Foucault başka aydınlarla beraber Hapishane Bilgilendirme Grubu’nu (Groupe d’information sur les prisons) kurdu.

1969’da “Bilginin Arkeolojisi”’ni (Archéologie du savoir) yayımladı. 1970’de en önemli araştırma enstitülerinden biri olan Fransa Koleji’ne Düşünce Sistemleri Tarihi profesörü olarak seçildi. 1975’te belki de en etkili kitabı olan “Hapishanenin Doğuşu”’nu (La naissance de la prison) yayımladı.

Ömrünün kalan yıllarında kendini “Cinselliğin Tarihi” (Histoire de la sexualité) çalışmasına adadı. 1976’da ilk cildini yayımladı, çalışmasını tam bitirememiş olsa da ikinci ve üçüncü ciltler 1984’teki ölümünden hemen sonra yayımlandı.

1978’li yıllarda İran’da Şah karşıtı gösteriler ayyuka çıktığında Foucault, Corriere della Sera ve Le Nouvel Observateur dergilerine muhabirlik yapmış, İran’ı ziyaret etmiştir. Paris’te Ayetullah Humeyni ile görüşmüş, İran’daki muhalefet liderleri ve gösteriye katılan insanlarla mülakatlar gerçekleştirmiştir. İran’a ilişkin “Ruhsuz dünyanın ruhu” gibi yazdığı makaleler ve kullandığı “siyasi ruhanilik” kavramı ilginçtir. Bu makaleler İngilizceye çok sonradan tercüme edilmiş, özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından ilgi görmüş; siyasal İslam, İran-Batı ilişkileri bağlamında incelenen metinler olmuştur.

Michel Foucault, daha çok toplumdaki daimi doğruları inceleyen bir filozoftu. Nietzsche ve Heidegger’in düşüncelerinden oldukça etkilenen Foucault, çalışmalarında çoğunlukla Karl Marx ve Sigmund Freud’un fikirleriyle mücadele etti. Hapishaneler, polis, sigorta, delilik, eşcinsellik ve sosyal haklar konularında çalıştı. Bütün çalışmalarını modernitenin bireyler üstündeki etkisi ve getirdiği yeni iktidar ilişkileri üstüne kurdu. Öte yandan Gerard Raul’a verdiği röportajda post-modernist yahut post-yapısalcı olarak tasnif edilmeyi reddettiğini söylemiştir.

25 Haziran 1984’te Paris’te yakalandığı AIDS hastalığı nedeniyle vefat etmiştir.

“Doğduğum Kent”

Sahne biraz tuhaf. 9 Ocak 1988 sabahının erken saatlerinde, Montaigne Caddesi’yle Champs-Elysees’nin kesiştiği noktada bulunan bir tiyatronun geniş bir odasında bir araya gelmiş küçük bir kalabalık. İzdihamdan kaçınmak için, toplantı bile isteye sessiz sedasız, hatta yarı gizli yapılıyor olmasına rağmen neredeyse dünyanın her köşesinden yüzden fazla araştırmacı oradaydı. Herkes sessizce yerini aldı ve ufak tefek bir adam ayağa kalktı. Seksen dört yaşında olmasına rağmen bildirisini okumaya başladığında sesi kararlı ve kendinden emindi: “Burada hazır bulunanların sayısı, katılımcıların çeşitliliği ve sorulan soruların yerindeliği Michel Foucault’ nun çalışmalarına yönelik kolektif değerlendirme ve sorgulama girişimi çerçevesinde, bu toplantıyı önemli bir olay haline getiriyor… ” Georges Canguilhem cümlesinin sonunda nefes almak için bir an durdu ve devam etti: “Arkalarında yazarından mahrum kalmış yarım bir eser bırakan bütün filozoflar gibi Michel Foucault da sınava, mukayeseye, hatta şüphe uyandırmaya açık bir nesneye dönüşmüştür. Gerçi hayattayken de bunlara maruz kalmıştı. Fakat klişeleşmiş itirazlara verdiği kinayeli karşılıklar, yalnızca bir savunma değil, aynı zamanda bilginin bilinçdışına yaptığı baskınların, sorduğu soruların ve bulduğu yanıtların göz kamaştıran bir parıltısıydı.”

Foucault’nun 25 Temmuz 1984 tarihindeki ölümü ile Deliliğin Tarihi başlıklı tezini savunduğu üç kişilik jürinin başkanı olan saygın bir bilim adamı tarafından açılan ve yönetilen bu kolokyum arasında yaklaşık dört yıl bulunmaktadır. Bu süre boyunca, Foucault ismi sahneden hiç inmedi.

1986 sonbaharında, Gilles Deleuze’ ün sade bir şekilde Foucault adını verdiği kitabı epey ses getirdi. O dönemde çeşitli dergiler Foucault üzerine özel dosyalar hazırladı. Bu dosyaların yankısıyla birçok gazete Foucault’nun çalışmalarına yer ayırdı: Le Monde’ un baş sayfası, Liheration’ un sekiz sayfası, Le Nouvel Observateur’ ün altı sayfası vs. Kitabının çıkmasından birkaç gün önce verdiği bir mülakatta Gilles Deleuze, açıkça ilan ediyordu: “Foucault bana göre modern felsefenin en büyüklerinden biridir.”

“Bir gün yüzyılımız Deleuzecü olacak” diye yazdı 1970’te Foucault. Deleuze bu formülü belki de şöyle söylemek için değiştirmeye çalışıyordu: Tam tersine, bu yüzyıl Foucaultcuydu ve Foucaultcu kalacak. Diğer bir deyişle, Foucault bu yüzyıl üzerinde derin bir etki bıraktı. Foucault’nun etkisi Kelimeler ve Şeyler’ in sonunda bahsettiği şekliyle kuma çizilen desenlerin bir sonraki gelgitte silindiği gibi yok olmayı reddeder. Ya da ölüm gelip çattığında.

*

“Doğduğum kent şöyle bir yerdi: Başı vurulmuş azizler, ellerinde kitapla adaletin tecellisine ve şatoların güçlü kuvvetli olmasına bekçilik ediyor … İşte bilgeliğimi miras aldığım yer burası.” Michel Foucault çocukluğunu ve yeniyetmeliğini geçirdiği Poitiers ‘yi bu şekilde tasvir etmeyi seviyordu. Romanesk kiliseleri ve gerçekten de başlarını yitirmiş heykellerin bulunduğu XV. yüzyıl adalet sarayı ile içine kapalı bir taşra kenti. Tıpkı Balzac’ın öykülerinin birinden fırlayıp çıkmış bir kent gibi. Güzel bir kent. Hiç şüphesiz boğucu; ama güzel. Kentin sarp bir burnun üzerine kurulmuş tarihi merkezi, zamanın akışına ve onunla birlikte gelen altüst oluşlara meydan okur gibi görünüyor.

Foucault ailesinin doğan erkek çocuklarına babadan oğula aynı adı, Paul adını, vermesinin nedeni, belki de zamanın akışını engellemek içindi: Büyükbaba Paul Michel, baba Paul Foucault, oğul Paul Foucault… Fakat Bayan Foucault kocasının ailesinin dayattığı geleneklere bütünüyle teslim olmadı. Oğlunun adı Paul olmalıydı. Peki, olsun. Fakat bu ada bir başkasını; Michel’i ekledi. Resmi evrakta ve okul kayıtlarında adı sadece Paul Foucault’dur. Bu konuyla en alakalı kişi, yani çocuğun kendisi, bir süre sonra yalnızca öteki adını kullanacaktı: Michel. Bayan Foucault için oğlunun adı daima Paul-Michel’di ve ölümünden çok kısa bir zaman öncesine kadar, oğlunu yine bu adla anmıştı. Bugün bile bütün aile kendisinden Paul-Michel diye bahsediyor. Adını neden değiştirdi? “Çünkü adının baş harfleri, Pierre Mendes France gibi P.M.F. harflerinden oluşuyordu” diye yanıtlamıştı bu soruyu Bayan Foucault. Oğlunun ona yaptığı açıklama böyleydi. Dostlarına ise durumu tamamen farklı bir şekilde açıklamıştı: Bir yeniyetme olarak nefret ettiği babasıyla aynı adı taşımak istemiyordu.

Paul Foucault. Poitiers’de cerrahlık ve Tıp Okulu’nda anatomi profesörü olan “babanın adı”. Fontainbleau’lü bir cerrahın oğluydu. Tıp Okulu’nda profesör ve Poitiers’Ii bir cerrahın kızı olan Anne Malapert ‘le evlendi. Doktor Malapert’in 1903 ‘te yaptırdığı, pek bir özelliği olmayan fakat kent merkezine yakın, büyük beyaz bir evde yaşadılar. Ev, hem Arthur-Ranc Sokağı’na hem de kentin yükseklerinden Clain Vadisi ‘ne doğru inen Verdun Bulvan’na bakıyordu. Doktor Paul Foucault ve karısının üç çocukları vardı: En büyükleri Francine, ondan on beş ay sonra, 15 Ekim 1926 ‘da doğan Paul ve ikinci oğul Denys. Çocuklarının üçü de saygın taşra burjuvazisi hayatını sürdürdü. Varlıklı bir aileydi. Bayan Foucault’nun kente yirmi kilometre uzaklıkta, Vendeuvre-du-Poitou ‘da bir evi vardı. Bahçe içinde, kasabalıların “şato” adını verdikleri muhteşem bir yapıydı bu. Aynı zamanda Bayan Foucaulı ‘nun arazileri, çiftlikleri, tarlaları da vardı. Doktor Foucault, Poitiers’nin iki kliniğinde birden gün boyu çalışan çok saygın bir cerrahtı. Kentin ileri gelenlerindendi. Kısacası, Foucault’ların hanesinde para sıkıntısı hiç yoktu. Çocuklardan dadı sorumluydu, evden ise aşçı; hatta bir şoförleri, dahi vardı. Bayan Foucault babası Doktor Malapert’in “Önemli olan insanın kendi kendini yetiştirmesidir” özdeyişini benimsemişse de çocuklarına iyi ama muhafazakar bir eğitim aldırdı. Yine de çocuklarının eğitim sürecini yönetmekten ve yönlendirmekten kaçınmıştı. Din konusuna gelince, bunun ailenin saplantılarından biri olmadığı aşikardı. Kuşkusuz, herkes Pazar günleri kentin merkezindeki Saint-Porchaire Kilisesi’ne Pazar ayinine gidiyordu. Fakat Bayan Foucault pek çok kereler kiliseye gitmeyi ihmal eder ve Paul-Michel’ le Denys’yi oraya götüren, annesi, büyükanne Francine olurdu. Paul-Michel bir süre, koronun üyesi olarak Pazar ayİninde görev aldı. Gelenek böyleydi. Ancak çok sonraları verdiği bir röportajda Michel Foucault, ailesinin kilise karşıtı olduğunu söyleyecekti. Şüphesiz, kurallara olan saygı ile inançtan kopuş aynı anda varoluyordu.

Michel Foucault, gençlik yıllarına ilişkin kişisel düşüncelerini paylaştığı söyleşilerden birinde bu zor dönemden bahsedecekti: “O günlere dair izlenimlerimi hatırlamaya çalıştığımda beni en çok etkileyen şey, neredeyse heyecan uyandıran anılarımın hepsinin politik ortama ilişkin olmasıdır. Sanırım ilk büyük korkulanından birini Şansölye Dollfus 1934 ‘te Naziler tarafından katledildiği zaman hissetmiştim. Bazı şeyler şimdi bizden çok uzak. Ancak, bunun beni fazlasıyla etkilediğini çok iyi hatırlıyorum. Galiba bu benim ölüme ilişkin ilk gerçek korkumdu. İspanya’dan Poitiers’ye gelen sığınmacıları da hatırlıyorum. Benim kuşağımdan gelen kızların ve oğlanların bu büyük tarihsel olayların biçiınlendirdiği bir çocukluk yaşadıklarını düşünüyorum. Savaş tehdidinin yarattığı belirsizlik, varoluş çerçevemiz olmuştu. Ardından savaş çıkageldi. Dünyaya ilişkin olarak, hafızamızda aile yaşamısından çok bu olaylar yer almaktaydı. “Biz’ diyorum; çünkü erkek ve kız çocuklarının pek çoğunun o günlerde aynı deneyime sahip olduğundan eminim. Özel yaşantımız tam anlamıyla tehdit altındaydı. Belki de bu yüzden tarih ile kişisel deneyim ve bir parçası olduğumuz bu olaylar arasmdaki ilişki beni fazlasıyla etkiledi. Kuramsal eğilimlerimin özünde bunun yer aldığını düşünüyorum.”

MICHEL FOUCAULT’NUN ESERLERİ
Maladie mentale et person na lite, PUF, 1954.
Maladie mentale et psychologie, PUF, 1962.
Folie et deraison. L’ Histoire de la folie a l’age classique, Plon 1961 . Reedition sous le titre Historire de la folie a l’age classique, Gallimard, 1972.
Introduction al’ “Anthropologie” de Kant. (Sosyal Bilimler için ek tez, faculte de Paris (daktilo edilmiş, Sorbonne Kütüphanesi).
Naissance de la clinique. Une archeologie du regard medical. PUF, 1963.
Raymond Roussel, Gallimard, 1963.
Les Mots et !es choses, Une archeologie des sciences humaines, Gallimard, 1966.
L’Archeologie du savoir, Gallimard, 1969.
Tilres et travaux. College de France için aday kitapçığı, 1969.
L’ Ordre du discours. Leçon inaugurale au College de France, Gallimard, 1971.
Moi Pierre Riviere, ayant egorge ma mere, ma soeur et mon frere … Un cas de paıTicide au xıx siecle. Toplu eser. Yayıma hazırlayan ve sunan Michel Foucault, Gallimard-Julliard, 1 973.
Surveiller et punir: Naissance de la prison. Gallimard, 1975.
La Volonte de savoir (l!’ Histoire de la sexualite, c. I), Gallimard, 1976.
Le Desordre desjamilles. Letters de cachet des archives de la Bastille. Arlette Farge ve Michel Foucault’nun sunumuyla, Gallimard-Julliard , 1983.
Le Souci de soi et L’ Usage des plaisirs (l’ Histoh·e de la sexualite’ nin II ve III. cildi) Gallimard, 1984.
Resumes des cours au College de France. 1970- 1982, Julliard, 1 989.

Reklamlar