Paul Celan

 

PAUL CELAN ESERLERİ

  1. Derine gitmenin sözü, Paul Celan

  2. Uzaklara Övgü, Paul Celan

  3. Dağda Konuşma, Paul Celan

PAUL CELAN HAYATI

Avusturyalı şair Paul Celan (1920-1970) İkinci Dünya Savaşı yüzünden tıp öğrenimini yarıda bıraktıktan sonra bir süre çalışma kamplarında kaldı. İlk şiirlerini 1947 yılında yayımlamaya başladı. Paris’te Alman Dili ve Edebiyatı ve dilbilim dallarında yüksek öğrenim gördü. İlk döneminde gerçeküstücülük geleneğine bağlı kalan Celan temalarındaki trajik vurguya karşın, yaşanabilir olanın aynı zamanda dile getirilebilir olduğu ilkesi doğrultusunda tutum aldı. Sprachgitter (Dil Parmaklıkları) adlı şiir kitabında yaşananlar karşısında dilin yetersizliğini ve parçalanmış konumunu vurguladı. Georg Büchner Ödülü ve Bremen Yazın Ödülü’nü kazanan Celan İkinci Dünya Savaşı’nın ölüm ve toplama kamplarının gölge uzantılarından kendini savaştan sonra da kurtaramadı. 1970 Mayıs’ında Paris’te kendini Seine nehrine atarak intihar etti.

“… BIRAKTIĞI İZLERİ HATIRLAYARAK”
Zamanı ve Mekânı – Şiirin ve Şairinin

Paul Celan bugün, 1945’ten beri Alman Dili’nin konuşulduğu coğrafyanın en önemli şairlerinden biri olarak kabul görür. Kim bilir, belki de Ölüm Havası (Todesfuge) isimli şiiri, yüzyılın en başarılı şiiridir. Çoğu kez Pablo Picasso’nun meşhur eseri Guernica ile yan yana getirilir. 1988 yılında bu şiir, Alman Federal Parlamentosu’nda Ida Ehre tarafından, 9 Kasım 1938 Kristal Gece(1) olarak anılan katliam gününü yâd etmek maksadıyla okunmuştur. Celan’ın eserlerini hakkıyla tanıtabilmek maksadıyla bu türden daha pek çok girişimde bulunulmuştur. 1997’den bugüne Celan’ın şiir mirasının büyük kısmı ortaya çıkmış ve elimizde bulunmaktadır.(2) Yine de maalesef Celan Yıllığı (Celan-Jahrbuch) ismiyle ona armağan edilen 9 ciltlik kitap haricinde eserleri üzerinde etraflı yorum çabası sunan nitelikli çalışma azdır. Celan’ın mektuplaşmaları, hatıraları, nesirleri ve bazı kısa ama etkileyici aforizmaları da yine yakın zamanda yayımlanmıştır. Kısaca Celan okurunun da Celan araştırmacısı gibi önünde, derinleşebileceği koca bir ırmak vardır.

Bütün bunların yanında şunu da söylemek gerekir ki Celan şiirlerine deriniyle nüfuz edebilmek oldukça zordur; neredeyse bütünüyle anlaşılmaz şiirler vardır karşımızda. Bu hususta onun hayat hikâyesindeki yarım kalmışlık bilgisi de üzülerek dikkate alınmalıdır. Tabi aynı zamanda Celan’ın bazı şeyleri gizleyen, ketum ve sırlı kişiliğinin varlığı ve bir konuşmasında kendisinin ifade ettiği gibi iç dünyanın sosyalleşmesinde hiçbir dostun faydasının olmaması durumu da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu ifade, onun şiirlerindeki anlaşılmaz havayı kısmen de olsa izah ediyor. Aynı zamanda, özellikle son dönem şiirlerinde sürekli hissettirilen kapalı havanın nedenlerinin ve yazdıklarının huzursuz atmosferinin anlaşılmasında merkezî konumda olan tecrübesinin temelini anlamamızda bize ipucu veriyor olsa gerek. Kendisiyle yapılan aynı konuşmada şunları da ilave etmişti Celan: Okuruma, nispeten daha başka bir zaman ve mekan katmanında duruyorum. Beni ancak ‘uzaktan’ anlayabilir. Beni kendi içinde durduğu zindana çekemez; olsa olsa ancak aramızdaki parmaklıkları yakalayabilir. (3)

Peki, ama neden uzaktan anlaşılmak istiyordu Paul Celan? Okuyucusuyla arasında gerili duran parmaklıkların sebebi neydi? Bir şiir kitabının da ismi olan Dil Kafesi (Sprachgitter) ile neyi ifade etmek istiyordu? Yoksa o, sadece ketum, efsunlu bir şair değildi de aksine seçkinci (elitär), Mallarmé’nin veya Stefan George’nin peşinden giden başıboş bir artist miydi? Bu kabullerin hiçbiri yanlış olmayabilir pekâlâ; hatta Paul Celan bu görüşlerin hiçbirine karşı ciddi anlamda bir mücadelede bulunmadığı gibi onlara karşı herhangi bir tavır da almamıştır. Tersten okursak şunu söyleyebiliriz: Bugüne kadar herhangi bir çağda veya herhangi bir dilde, yaşam tecrübeleri (Erfahrungen) ve yazılanlar Celan’da olduğu kadar hiçbir yazarda iç içe geçip birbirine kenetlenmemiştir. Diğer taraftan bu yaşam tecrübesi, sadece şahsi bir yaşam tecrübesi de değildir. Bu kişisel tecrübeler onun şiirlerini oluşturduğu gibi aynı zamanda yaşadığı yüzyılın trajik tarihini de anlatır. Bu trajik tarihin dönüm noktasında duran Avrupa Yahudilerinin toplu katliamları bilinmedikçe Celan’ın hayat hikâyesi de anlaşılamayacağı gibi okunmamalıdır da.

Celan’ ın Georg-Büchner Edebiyat Ödülü‘ne dair kaleme aldığı meşhur şükran yazısında bu mesele çok iyi izah edilmektedir. Meridyen (Der Meridian) başlığıyla yazılmış bu metin, aynı zamanda modern şiire ışık tutan yetkin bir poetik eser olarak kabul edilir. Bu cümlenin vurgusu modern kelimesi üzerinde duruyor. Celan kendini modern şiire dair sorumluluk duymaya ne denli yakın hissetti ve konuşması ne denli inandığı şeylerdi ve o, bu konuda ne kadar radikaldi; bütün bunların cevaplarını sunduğu 20 Ekim 1960 tarihli konuşmada, dinleyici kitlesi tarafından hakkıyla anlaşıldığı söylenemez. Çok cılız bir tarih bilgisi vardı; hazırlık da yoktu. Böyle bir durumda bir zaman algısı geliştirmek, bu ise, en korkunç olanı içermekteydi. Şöyle demişti Celan: Belki de her şiire ’20 Ocak’ta yazılmış kalmalı’ dememiz gerekmektedir. Bugün yazılan şiirler için bu yeni bir şey demektir belki de ve bu tam olarak şudur: bugünkü en manalı deneme o günkü işaretleri anımsamaktan ibarettir. Acaba o işaretlerin izinden giderek yazıyor muyuz bugün bütün yazdıklarımızı? Peki, o zaman bütün bu yazıp çizmelerimiz hangi izlerin hangi işaretlerin peşinden gidiyor?(4)

Celan 20 Ocak tarihini zikretmekle Georg-Büchner’in Bahar (Lenz) isimli hikâyesine atıfta bulunuyordu ve bu, salondaki dinleyicilerin çok da yabancısı olmadıkları bir hikâyeydi. Bunun yanında Celan’ın andığı bu tarih, kimse fark etmemiş olsa dahi politik bir gerçekliğe atıf yapmaktaydı aynı zamanda. Bu üslup, tipik Celan üslubudur: konuşmalarında tıpkı şiirlerinde olduğu gibi içeriği direk söylemeden, gizleyerek yüksek politik bir dil kullanmak. Burada da 20 Ocak tarihiyle, Yahudilerin topluca katledilmesinin stratejik planlarının yapıldığı Wansee Konferansı‘na atıf yapmaktadır Celan. Bunu açıkça dile getirmekten ziyade meseleye azıcık ilgi ve alakası olup, bu bilmeceyi çözme arzusu taşıyan dinleyici ya da okurların çağrışım dünyasına bir tohum bırakmaktan yanaydı. Şayet normal okura daha fazla bir şey açıklamadan bu tarihin Celan ‘daki diğer çağrışımlarına da gidilmesi arzu ediliyorsa; sadece zikredilmekle yetinilirdi. Öyle ki kimilerine göre Celan, 20 Ocak (1948) günü Viyana’da Ingeborg Bachmann ile tanışmıştır. Altı aylık aşk serüveninden sonra uzaktan, müşkül devam eden bir arkadaşlığın ilk başladığı tarihtir bu kimine göre. Kimileriyse Celan’ın bu tarihle Jean Paul’un Titan adlı romanındaki 20 Ocak üst başlıklı bir pasaja atıfta bulunduğunu düşünür.(5)

Meridyen başlıklı konuşma, kişisel ve toplumsal verileri işleyen günümüz şiirinden; yani erken tarihin ve günün tecrübelerinden yola çıkarak pek çok konuyu dile getirir. Şiirin bu sürekliliği (lmmer-noch), muhtemelen, varlığın eğim açısı altında (Neigungswinkel), yaratıcılığın eğim açısıyla konuşmayı unutmayan bir şiirde kendini bulabilir.(6) Celan, 1960 yılında gerçekleştirdiği Dramstadt konuşmasında, günün şiirinin zaman ve mekân koşullarına değinir ve bu konuşmada zikrettiği 20 Ocak 1942 tarihi aslında, Holokost’tan sonra yapılan bütün edebiyatı anlamaya çağıran bir sinyalden ibaretti. Kuşkusuz Celan, dünyanın dört bir tarafına sürgün edilen, talihin cilvesi ve şansı olarak Nazilerce uygulanan katliamdan sağ kalan Yahudilerle kendini aynı kefede görmekteydi. Onlarla varlığın aynı eğim açısının altında (Neigungswinkel des Daseins) durduğunu düşüyordu. 1942/43 kışında, anne ve babasının bir toplama kampında Nazilerce katledildiği haberini almıştı. Trajik ve üstesinden gelinmesi güç bu olay, hayatının olduğu kadar şiirlerinin de silinmez bir öğesi olarak yapışmıştır yakasına. Üç ana unsur, birleşerek, Celan’ın hayatını ve yazı serüvenini şekillendirecektir artık. Birincisi, annesini kaybetmekle başlayan ve hafifletilmesi imkânsız matem; ikincisi, kendisinin hayatta kalmasıyla duyumsadığı ve kendine dönük olan suçluluk duygusu; sonuncusu da zaman zaman hissedilen ve şiirsel olarak sürekli hayal edilen, ölmüş ve hayatta kalan dünyanın bütün Yahudilerini bir arada toplama arzusu.

Peki, bu otuzu aşkın yıl bitip tükenmek bilmeden sürüp giden travmatik (traumatisch) zaman-mekân deneyimleri, Celan şiirinde nasıl karşılık bulmuştur? Bütün bu yaşananların şiirlerinde kelimelere dönüşmesi, kayıt altına alınması nasıl gerçekleşmiştir? Bütün bunların, yaşam tecrübelerinin berisinde, biyografik olanın uzağında, saf sanat eseri olarak okunup değerlendirilebilir olması ne kadar savunulabilir bir şeydir? Ya da Celan’ın maruz kaldıklarını yabancılaştırması ve şiirlerinde okuyucuya çok fazla şey ifşa etmeden biyografik izler olarak bırakması etik dışı olarak değerlendirilebilir mi?

Özellikle yaşam izlerinin etkisini taşıyan Dil Kafesi (Sprachgitter) isimli kitabıyla başlayan, Celan’ın fazlasıyla kapalı ve gizemli bir dili olduğu yargısı, onun tek kelimeyle anlaşılmaz olarak nitelendirilmesine kadar varmıştır. Bu türden önyargılara karşı üzülmekle birlikte kayıtsız da kalamamıştır. Yazar arkadaşı Amo Reinfrank’a şunları söyler: Son kitabım (Seçme Şiirler, 1968) her bakımdan şifrelidir. Kitaptaki her satırın gerçek hayatımdan neşet ettiği hususunda bana inanmanı istiyorum. Ama hayır, bu bir arzudur ve belki de o satırlar anlaşılmamayı arzu ediyorlardır.(7) Celan biyografisi yazmak isteyen Israel Chalfen, 1961 yılında, anlamadığı bir şiir için kendisinden yardım istediğinde onu şöyle yanıtlayacaktır Celan: Siz okuyun! Sürekli okuyun! Siz okudukça anlam çıkıp gelecektir.(8)

Celan şiirini bir kez okumakla, evet, ondan çok şey alınacağını düşünmek doğru olmayabilir. Bu yüzden Celan’ın tavsiyesi ve nasihati riayet edilesidir. Her şeyden önce okur bilmelidir ki, bir şiiri defaatle okumakla şiirin ilk okunuşunda karşılaşılan büyü, sonradan herhangi bir hüsrana dönüşmeyecektir. Sadece şiirin işaretleri, izleri üzerinde daha fazla bilgi sahibi yapacaktır okuru.

Celan, yukarıda Meridyen isimli konuşmasından alıntıladığımız pasajda, bugün bizim tarafımızdan garipsenecek olan tarih (Datum) kelimesini sıklıkla kullanıyor: veriler, manasında. Takvimlerdeki zaman ifadesi olan bu tarih kelimesi pek çok anlam dairesinde değerlendirilebilir: Celan’ın zihninde bu kelimenin anlam alanı, tarihî, politik, edebî, lisanî olaylar ve bilgilerdir. Bütün bunlar, hayatın ya da düşüncenin herhangi bir noktasında bir araya gelip yazarın zihninde uzlaşırlar. Tıpkı 20 Ocak tarihinin, şairin şahsî algısında annesinin ölüm tarihiyle örtüşüp uzlaşması gibi. Yahudi tarihinden toplama kamplarına, hatta İsrail’e kadar hiçbir bariz ifade Celan’da bizzat zikredilmez. Mesela Peter Weiss gibi, Köyüm (Meine Ortschaft) başlığıyla Auschwitz açıkça anılmaz da kastedilmez de O’nda. Hatta onun ne düz yazılarında ne de şiirlerinde Auschwitz hiçbir zaman bizzat telaffuz edilmez.

Celan şiirinden daha başka tarihî, politik tarihlere de ulaşılır: İspanyol İç Savaşı, 1934’te Viyana’daki İşçi Ayaklanması, 1945’te Hiroşima’ya atılan atom bombası, Vietnam Savaşı, 1968 Paris Mayıs’ı, 1968 Prag Baharı… gibi insanlık için küçük düşürücü, gurur kırıcı tarihlerdir bunlar.

Celan şiirinde bu tür tarihî ve politik bilgilerin yanı sıra beklemedik bir şekilde karşımıza çıkan çok farklı bilgiler de mevcuttur: bilinmedik bitki isimleri, maden işçileri literatüründen teknik tabirler, Jeoloji, Astronomi gibi bilim dallarına ait teknik kavramlar, İbranice’den, Avrupa Yahudilerinin konuştukları dilden (Jiddisch), Latince’den, Ortaçağ Yüksek Almancasından gelen kelimeler ya da günün sokak ağzı kelimeleri… Birbirinden farklı bunca kavram ve tabir Celan şiirinde kendine yer bulur. Yahudi mistik hareketi olarak bilinen Hasidizm’e ve Yahudi Dini Tarihi’ne ait bilgiler ve kavramlar ise merkezî bir rol üstlenerek Celan şiirinde yer edinirler.

Bugüne ait bir metnin, geleneğin bir çizgisiyle ya da metniyle az ya da çok bir irtibat kurması anlamına gelen metinlerarasılık (Intertextualität) Celan şiirinde dikkat çeken bir unsurdur. Şunu da eklemek gerekir ki bu türden metinlerarasılık Celan için bilgiçlik taslamak manasına gelmemektedir. Buradaki durum Ingeborg Bachmann için ne demekse, tıpkı başka durumlarda olduğu gibi, Celan için de aynıdır: Alıntılar, geleneksel anlamlarında değil; bilakis hayatın kendisidir. Bu açıdan bakıldığında, aynı şiirdeki hatta aynı dizedeki bir alıntı, Celan için çok daha başka biçimde anlam bulabilir, mutlak olarak şahsî bir tecrübede. Celan şiirleri, bazen bizzat, bazen de dolaylı olarak çevresindeki sevdikleriyle konuşur. Bazen annesiyle, bazen karısıyla bazen de oğlu Eric ile… Bunların dışında birtakım başka insanlar da onun şiirlerine nüfuz eder: gençlik arkadaşı Erich Einhorn, bir zamanlar âşık olduğu Ingeborg Bachmann, şair dostu Nelly Sachs ve diğerleri. Bu isimler sürekli yanındadırlar; çünkü onun şiirleri kendi içinde dönenip duran, monolog şiirler değil; aksine sen diye hitap etme arzusundaki şiirlerdir. Şiirlerinde hayalî diyaloga girdiği kişilerin çoğuysa artık hayatta olmayan isimlerdir. Bunların başında annesi gelir. Ardından babasının bazı hatıraları, henüz doğarken hayatını kaybeden oğlu François ve hepsinden önce kendini yakın hissettiği bazı şair ve fikir adanılan: Ossip Mandelstamm, Marina Zwetajawa, Franz Kafka, Walter Benjamin, Friedrich Hölderlirı, Rembrandt, Vincent van Gogh gibi.

Nefesdönümü (Atemwende) isimli kitabındaki Pıhtı(9) (Coagula) adını taşıyan şu şiir, Celan’ın karmaşık gibi görünen şiir yapısını biraz olsun göstermesi bakımından önemlidir:

senin de yaraların,
rosa.

ve bu boynuzlarındaki ışık
senin romanya mandalarının
yıldızların yerine
kum yatakları üzerinde
konuşan ve
kızıl korla güçlü
tüfek dipçikleri altında.

Tahminen, Celan şiirini teferruatlarıyla bilmeyen okuyucu için bu şiiri ilk okuyuşta anlamaya çalışmak güç bir deneyimdir. Yapacağı ilk iş, bir sözlük alıp cougula kelimesinin kan pıhtısı manasına geldiğini öğrenmek olacaktır. Belki de şiirde geçen Rosa kelimesi onu alıp, 16 Ocak 1919 yılında öldürülen Rosa Luxemburg’a kadar götürecektir. Hatta kızıl korla güçlü / tüfek dipçikleri dizesi, Rosa Luxemburg’un öldürülmeden önce gördüğü kötü muameleyi düşündürtecektir. Celan’ın diğer eserleri biraz daha detaylıca tetkik edildiğinde, 1962 Kasım’ında yayımlanan Tarihî-Eleştirel Edisyon’da(10) (Historisch-kritische Werkausgabe) müstakil olarak Rosa Luxemburg başlığını taşıyan bir metnin bulunduğu görülecektir. Celan 1967 Aralık’ta Berlin’e gitmiş ve Rosa’nın cesedinin fırlatıldığı Landwehr Kanal’ını ziyaret etmiştir. Bu da şiirde kurulan ilişkinin doğruluğunu onaylamaktadır. Rosa’nın hücresinden yazdığı mektuplar okunduğunda, çok dokunaklı pasajlar görecektir okur: Breslauer’deki hapishanesinden Sophie Liebknecht’e yazdığı bir mektubunda, savaş ganimeti olarak Romanya’dan getirilen ahır hayvanlarına askerlerin nasıl eziyet ettiklerini, onları nasıl yaraladıklarını anlatır. Tam o sırada, gencecik bir hayvanın henüz taze yarasından fışkıran kanları gördüğünü yazar: O gencecik hayvanın siyah yüzü, tıpkı gözünden yaşlar dökülen bir çocuğun yüzü gibiydi. Önünde durdum ve gözlerimin içine baktı. Gözyaşları aktı benden yana. Nasıl ki insan hasta kardeşinin ağrılı titremeleri karşısında aciz düşer; işte ben de o hayvanın duyduğu acı karşısında öyle aciz hissettim kendimi. Romanya’nın o eşsiz yeşil çayırları şimdi ne kadar uzak, ne kadar erişilmez onun için!(11)

Celan’ın bu mısraları belki de Franz Kafka’nın Köy Doktoru isimli hikâyesindeki, Rosa adlı hizmetçi kızın kurbanını getirecektir okurun aklına. Bu hikâyede de kırmızı kanların süzüldüğü bir yara söz konusudur. Ayrıca Paul Celan’ın 1947 yılına kadar Romanya vatandaşı olduğu hatırlanırsa, şiirinde Romanya’nın kuvvetli hayvanlarını anarak biyografik bir bağ kurmuş olduğu da düşünülebilir. Bu şiirin okuru, Israel Chalfen’in yazdığı biyografiyi de okursa, Celan’ın 1945 ‘ten sonra gittiği Bükreş ‘te Rosa Leibovici isimli bir kadınla ilişki kurduğunu da fark edecektir. (12)

Celan’ın Bükreş zamanlarında tanıştığı bir arkadaşı olan Petre Solomon’a yazdığı ve 1970 yıllarında ortaya çıkan bir mektup aydınlatacaktır bu şiiri: “Nefesdönümü (Atemwende) kitabının 79. sayfasındaki Coagula (Pıhtı) isimli şiirde Rosa Luxemburg’un hücresinden gördüğü Romanya mandaları var; bunlar Kafka’nın Köy Doktoru isimli hikayesinde de geçiyor. Hem de Rosa ismiyle birlikte. Pıhtılaşmaya çalışıyorum ben de; tahammül etmek için pıhtılaşıp katılaşmaya!”(13)

Böylece anlaşılıyor ki şiirdeki veriler, çok farklı kökenlerden (tarihî edebî ya da biyografik) çıkarak şairin öyküsünde(14) toplanmıştır. Farklı zaman, mekân ve kişiler yara kelimesinin çatısı altında, tahayyül sürecinden geçerek bir araya geliyor ve hepsi birden şiirin dokusuna sızıyor. Yahudi sosyalist kız Rosa Luxsemburg, Kafka’nın hizmetçi kızı ve Romanya çayırlarında otlayan semiz mandalar… Bütün bunlar, ortak bir paranteze alınıyor: Hepsinde ortak bir özellik gibi duran mağdur parantezine… Her iki ‘Coagula‘ da -hem gerçekten akıp pıhtılaşan kan hem de şiire sızan kan- aslında bir ve aynı.

Böylelikle Celan’ın son dönem eserleri iki türde çıkıyor karşımıza: Birincisi, bizzat yaşamış olduğu reel hayatın kesitlerinin şiir dokusu içine yerleşmesi; diğeri de, kökleri gerçek hayatta olmasına rağmen, otobiyografik tarzın uzağında, daha üst perdede… Bu şekilde bilmece gibi sunulan bilgiler; okur tarafından ancak bir başka zaman- mekan düzlemine -Celan’ın anlan yazarken taşındığını söylediği düzleme- taşınıp duyumsanmak suretiyle, şifrelerin peşinden giderek anlaşılmaya çalışılacaktır. Sürekli paradoksun önündedir Celan: Bir yandan kendini gizlemeye çalışırken diğer yandan da tanıtmak uğraşındadır. Bunu Celan ‘ın şiir yazarken kullandığı yöntem de onaylar. 1960 yılında aleni olarak intihal ile itham edilmesinin sonucu olarak, şiirlerine ilk yazıldığı anda tarih ve bilgiler düşmekteydi; ancak şiirlerin bu oluşum bilgileri, basım sürecinde ortadan kayboluyordu.

1950 yılına ait Celan şiirlerinin ortak özelliği, 1960’lı yıllarda yazılanlara kıyasla anlama daha az mukavemet etmeleridir; buna rağmen bu şiirlerinin büyük kısmında imgelem gücünden fazlasıyla yararlanmıştır. Bu şiirlerinde bazen direkt alıntılar yapmak bazen de eski bir metni yazılım sürecine tekrar sokarak yeniden üretmek gibi metotlar kullanıyordu. Şu kadarının altını çizmekte fayda var: 1960/61 yılında yaşadığı bir intihal suçlaması yüzünden Celan, bu metodu kullanmaktan vazgeçmiştir.

Celan için Alman Dili’nin naif ve saf kullanımı -bu dil aynı zamanda hem annesinin dili hem de annesini katleden Nazi Almanlarının dilidir- bir noktadan sonra aynı anlamı ifa etmekten uzaklaşacaktır. Savaş sonrası yıllar Celan’a gösterecektir ki, Almanya’ da Nazi-Geçmişi hakkında konuşmak söz konusu bile değildir; bu yüzden özellikle Yahudi olmayan Alman Dili okurlarıyla -ki bunlar onun en geniş okur kitlesidir- arasında bir uçurum oluşacaktır. Bu uçurumun etkilerinin ilk kertede dilde meydana geldiğini söylemeye bile gerek yok. Zamanla okura, içinde illüzyonlar barındıran yeni bir dil armağan edecektir Celan. Böylece anlaşılmayan şiirlerle kurban edilen şiirleri uzlaştırmaya çalışacaktır. Buna karşı, Celan okuru, onlarla arasındaki yabancılığa saygı gösterdiği müddetçe Celan’ın hakkını teslim edeceği hususunda inatçıdır. Celan’ın tarz ve biçimi, aradaki bu mesafeyi vasıflandırmak için fazlasıyla yaratıcı ve çeşitlidir. Bu tarzın merkezinde farklı bilgi parçacıklarını semantik düzlemde şiirselleştirilmesi bulunmaktadır. Bu şiirler, Celan’ın Nazilerce imha değirmenlerinde öğütülen insanlar gibi, dilin yabancılaştırılma sürecine maruz kalmış şiirlerdir. Böylece Celan’da, şairane tavrın dolaysız bir anlatım aracı olarak kullanıldığı dil, evrilme sürecine girerek; insanî olmayan kekeleme, kişneme, çığlık, gaklama ve sair yansıma sesleriyle dönüşüme uğrar. ‘hançere sesidir / terennüm eder’ şeklinde tanımlar bunu Frankfurt, Eylül(15) isimli Kafka şiirinde.

“Poetik muhteviyat, aslında şahsi hayatın da muhtevasıdır.” diyerek daha önceleri fevkalade ifade etmiştir bunu aşk ve imkan şairi Goethe.(16) Paul Celan şiiri de başka türlü değil ancak bu şekilde çınlamak arzusundadır. Çernivtsili eski arkadaşı Erich Einhom ‘a l962’de şöyle yazar: “Bugüne değin kendi varlığımda karşılığı olmayan tek satır bile kaleme almadım. -Sen de görüyorsun ki kendimce realist biriyim.”(17) Peki, şahsî hayatın muhtevasındaki değişiklikler nasıl ortaya çıktı? Goethe’den sonra geçen iki yüz yıl içinde, insanların -özellikle de Avrupa Yahudilerinin tecrübeleri- ne surette zarar gördü ve incitildi? Bu bilinçle bakıldığında, Celan’ın şiirleri, sadece birer saf yazı ürünü (écriture pure) olarak değil de; şimdiye ait olup zamanın içinde akan şiirler olarak okunmak arzusundadır. Pek çok sayıda farklı lirik özneyle (lyrische Subjekte) meşgul oluyor gibi görünse bile; onların esas öznesi konumunda olanın, eserin gerçek müessirinin dışlanamayacağını söyler. Evet, bir insan olarak Celan, sıkıntılardan geçmiş, türlü zahmetler görmüş, saygı bekleyen hikayesinin atlanmamasını istemekte haklıdır.

WOLFGANG EMMERICH

Zaman Çiftliği (Zeitgehöft) isimli kitabının ilk mısralarında bilinçaltına fısıldanan şu mısralar gibi:

uzanıyorsun öteye
üzerinden kendinin
senin üstündense
uzanıyor kaderin(18)

DİPNOTLAR
1. Reichskritallnacht. 9 Kasım’ı 10 Kasım’a bağlayan gece, Nazilerce düzenlenen bir dizi saldırının adıdır. Pogrom Gecesi ya da Kasım Pogromları olarak da bilinir. Kristal kelimesiyle anılmasında, saldınlardan sonra sokakları kaplayan cam kırıklarının ışıltılarından esinlenilmiştir. [ç.n.]
2. Maalesef, Celan’ın şiir mirasından bize ulaşan; yani Türkçeye aktarılan kısım üçte bir oranındadır. Diğer yabancı şairlerle kıyaslandığında bu oranın yüksek olduğu söylenebilir; ancak kafi değildir. [ç.n.]
3. Huppcrt, Hugo: ··spiriıucll”. Ein Gesprach mil Paul Celan (“Manevi” Paul Celan’la Bir Konuşma). Frankfurt am Main, 1988. S. 319-324.
4. Celan, Paul: Gesammelıe Werke (Bütün Eserleri), Cilt 3. Frankfurt am Main, 1983. S.196.
5. Paul, Jean: Werke (Eserleri). Cilt 3. Münih, 1961. S. 875.
6. Celan, Paul: a.g.e. Cilt 3. S. 190.
7. Reinfrank, Amo: Schmerzlicher Abschied von Paul Celan (Paul Celan’ın Üzücü Vedası). Duyulanlar, içinde. 1971. Sayı 83. S. 72-75
8. Chalfen, lsrael: Paul Celan. Eine Biographie seiner Jugend (Paul Celan. Gençliğinin Bir Biyografisi). Frankfurt am Main, 1979. S. 7.
9. Celan, Paul: a-g-e. Cilt 2. S. 83.
10. İlk olarak Bonn’da basılan bu eser, Paul Celan’ın şiirlerini ve sair metin ve çalışmalarını, oluşum süreçleri ve belgeleriyle bir araya getirerek okur için kapsamlı bilgiler sunar. Daha sonra Suhrkamp Yayınevi tarafından 14 cilt olarak neşredilmiştir. [ç.n.J
11. Luxemburg, Rosa: Gesammelte Briefe (Bütün Mektuplan). Cilt 5. Berlin, 1983. S. 349.
12. Chalfen, Israel: Paul Celan. Eine Biographie seiner Jugend (Paul Celan. Gençliğinin Bir Biyografisi). Frankfurt am Main, 1979. S. 150.
13. Solomon, Petre: Erinnerungen an Paul Celan (Paul Celan’a Dair Hatıralar). Neue Literatur (Yeni Edebiyat) Dergisi içerisinde. Sayı 33-11 S. 23-34.
14. Almanca’sı Anamnese olan kelime, tıbbi bir terimdir. Doktorların, hastalarına teşhis koymak maksadıyla yönelttikleri sorular sonucunda elde ettikleri öyküdür. [ç.n.]
15. Celan, Paul a.g.e. Cilt 2. S. 114.
16. Goethe, Johann Wolfgang von: Weimarer Ausgabe (Weimer Baskısı). Kısım 1, Cilt 42, Bölüm 2. Weimar 1887-1919. S. 107.
17. Paul Celan-Erich Einhom: Briefe (Paul Celan-Erich Einhom: Mektuplar). Celan-Yıllığı 7 içerisinde. 1998. S. 7-49
18. Celan, Paul: a.g.e. Cilt 3. S. 73.

 

KRONOLOJİ

1920
Paul (Pessach) Antschel 23 Kasım 1920’de her ikisi de Yahudi olan Friederike Antschel ve Leo AntschelTeitler çiftinin tek çocuğu olarak Bukovina Çernivtsi ‘de dünyaya gelir.

1920-35
Wassilkogasse-5 numaralı evde ikamet.

1926-27
Alman İlkokulu

1927-30
Ders dili İbranice olan İbrani İlkokulu.

1930-35
Romanya Devlet Lisesi. Ders dili Rumencedir.

1935-38
Ukrayna Devlet Lisesi. Ders dili Rumencedir.

1934
Bar Mitsva töreni. Komünist gençlik organizasyonunda çalışma.

1935
Masarykgasse- 10 numaralı eve taşınma.

1937-38
İlk şiirinin teşekkül etmesi.

Haziran 1938
Lise mezuniyeti.

9-10 Kasım 1938
Tıp Fakültesi’nde ögrenim maksadıyla Krakov ve Berlin üzerinden Paris ve Tours yolculuğu.

Temmuz 1938
Çernivtsi ‘ye dönüş.

Eylül 1939
Çernivtsi Üniversite ‘sinde Romanistik bölümüne başlama.

20 Haziran 1940 Çernivtsi’de Kızıl Ordu ‘ya katılma.

1940-Yaz
Ruth Lackner ile arkadaşlığın başlaması.

Eylül 1940
Çernivtsi’de Romanistik ve Rusça öğrenimi

5-6 Temmuz 1941
Romanya Silahlı Birliği’ne katılma. Kısa süre sonra, SS Birlikleri’nin Çernovtsi’ye gelişi. Ağustos sonuna kadar üçbin Yahudi ‘nin katli.

11 Ekim 1941
Çernivtsi Gettoları’nın kuruluşu. Transdinyester’e (Moldova) ilk sürgün. Paul Antschel’in şehirde zorla çalıştırılması.

Haziran 1942
İkinci sürgün dalgası. Paul Antschel’ in anne ve babası da bu dalganın içerisindedir.

Temmuz 1942
Güney Moldova’ da şehir inşaat faaliyetlerinde zorla çalıştırılma.

Sonbahar/Kış 1942
Baba Antschel’in vefatı. Kısa süre sonra da annesinin Michailowka’da toplama kampında öldürülmesi.

Şubat 1944
Romanya’daki işinden ayrılma ve Çemivtsi ‘ye dönüş. Ruth Lackner ile yeniden  karşılaşma.

Nisan 1944
Çernivtsi’de Kızıl Ordu’ya katılma. Psikiyatri Kliniği’nde sağlık personeli olarak görev alma. Masaryk Sokağı ‘ndaki baba evine yeniden dönüş.

Sonbahar 1944
Çernivtsi’de İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne giriş. İki şiir kitabının yayımlanması.

Nisan 1945
Bükreş’e gidiş. Alfred Margul-Sperber’i ziyaret.

Sonbahar 1945
Cartea Rusa adlı Yayınevi’nde editör ve tercüman olarak çalışma.

Sonbahar 1946
Petre Solomon ile arkadaşlığın başlaması.

2 Mayıs 1947
Ölüm Havası’nın Rumence tercümesinin Paul Celan ismiyle yayımlanması.

Aralık 1947
Budapeşte üzerinden Viyana’ya yolculuk.

Ocak 1948
lngeborg Bachmann sonralan aşka dönüşecek ilişkinin ilk karşılaşması.

Şubat 1948
Viyana’da, Plan-Gazetesi’nde on yedi şiirin yayımlanması.

Haziran 1948
Klaus Demus ile arkadaşlığın başlaması.

Temmuz 1948
Paris’e gidiş.

Ağustos 1948
Edgar Jené. Düşün Düşü isimli eserin yayımlanması.

Eylül 1948
Kül Kavanozlarındaki Kum (Der Sand aus den Umen) isimli şiir kitabının yayımlanması.

Sonbahar 1948
Alman Dili ve Edebiyatı ve Dil Bilimleri bölümlerinde öğrenimin başlaması.

Ağustos 1949
Diet Kloos ile Paris’te karşılaşma.

1949-50
Klaus Demus’un Paris’te öğrenime başlaması.

Kasım 1949
Yvan Goll ve Claire Goll ile tanışma. Yvan Goll, 27 Şubat 1950’de vefat eder.

Haziran 1950
Sosyal Bilimlcr’de Lisans derecesini elde etmesi.

Kasım 1951
1938 ‘den sonra ilk kez Almanya’ya gidiş. Grup 47’nin okuma programına iştirak etmesi. Ingeborg Bachmann ile yeniden karşılaşma.

Sonbahar 1952
Haşhaş ve Hatıra (Mohn und Gedächtnis) isimli kitabın yayımlanması.

23 Aralık 1952
Grafiker ve ressam Giséle de Lestrange ile evlenmesi.

1953
René Char ile karşılaşma.

7 Ekim 1953
Sadece otuz saat hayatta kalan oğulları François’in dünyaya gelmesi.

1953
Glaire Goll’ün Celan’ı ilk kez intihalci olarak ihbar etmesi.

6 Haziran 1955
Oğulları Claude François Eric’in dünyaya gelişi.

17 Temmuz 1955
Paul Antschel ismiyle Fransız vatandaşlığına girişi.

1955
Eşikten Eşiğe (Yon Schwelle zu Schwelle) isimli şiir kitabının yayımlanması.

Mayıs, Kasım 1957
Rosa Ausländer’in Paris’e ziyarete gelmesi.

Ekim 1957
lngeborg Bachmann ile yeniden karşılaşma. Peter Huchel ve Hans Mayer ile görüşme.

26 Ocak 1958
Bremen Edebiyat Ödülü.

Nisan 1959
Peter Szondi ve Jean Bollack ile tanışma. Dil Kafesi (Sprachgitter) isimli şiir kitabının yayımlanması.

Temmuz 1959
Dağda Konuşma‘nın (Gespräch im Gebirg) yayımlanması.

Sonbahar 1959
École Normale Supérieure’ye okutman olarak giriş.

Nisan 1960
Claire Goll ‘ün intihal suçlamalarının bazı gazetelerce benimsenmesi.

Mayıs 1960
Nelly Sachs ile Zürih’te bir araya gelme. Ingeborg Bachmann ile yeniden karşılaşma.

13-17 Eylül 1960
Nelly Sachs’ın psikiyatri kliniğinde ziyaret için Stockholm’e yolculuk.

22 Ekim 1960
Dannstadt’ta Georg-Büchner Edebiyat Ödülü’nün teslimi. Meridyen (Der Meridian) isimli meşhur konuşma.

Aralık 1962-Ocak 1963
Paris’ teki bir psikiyatri kliniğinde ikamet.

Mayıs-Ekim 1963
Franz Wurm ile Zürih ‘te ilk kez bir araya gelme.

Sonbahar 1963
Hiç Kimsenin Gülü (Die Niemandsrose) isimli şiir kitabının yayımlanması.

1964
Giséle de Lestrange ile bir sergi münasebetiyle Hannover’e gidiş.

Ekim 1964
Nordrhein-Westfalen Eyaleti’nin Büyük Sanat Ödülü’nün alınması.

Mayıs 1965
Paris’te Psikiyatri kliniğine yeniden giriş.

19 Nisan
Paris’te Goethe Enstitüsü tarafından düzenlenen sergide, şiirlerinin Giséle de Lestrange’nin çalışmalarıyla bir arada sergilenmesi.

Kasım 1966
Petre Solomon ile Paris’te buluşma.

Şubat-Mayıs 1967
Yeniden klinik günlerinin başlaması.

Temmuz 1967
Feiburg Üniversitesi’nde düzenlenen programa katılma. Ardından Martin Heidegger ile Todtnauberg ‘deki kulübesinde bir müddet ikamet.

Sonbahar 1967
Nefesdönümü (Atemwende) isimli şiir kitabının yayımlanması.

Kasım 1967
Aile evinden ayrılış.

Aralık 1967
Batı-Berlin’e gidiş. Peter Szondi ile geçirilen günler.

Mayıs 1968
Paris’teki Mayıs olaylarına tanıklık.

Sonbahar 1968
Paris’te, L’Éphémère dergisinde yayın kurulunda görev.

Ekim 1968
Güneş İplikleri (Fadensonnen) isimli kitabın yayımlanması.

Kasım 1968-Ocak 1969
Bir takım psikolojik krizlerin ardından yeniden klinik günlerinin başlaması.

Paskalya 1969
Londra seyahati ve halasını ziyareti.

1969
Kaçak Harç (Schwarzmaut) isimli kitabın yayımlanması.

Ekim 1969
İsrail yolculuğu. Ilana Schmueli ile karşılaşma. Kudüs şiirleri.

Aralık 1969-Şubat 1970
Ilana Schmueli’nin Paris’e gelişleri.

Mart 1970
Franz Wurm’un Paris’e gelişi. Peter Szondi ile son karşılaşma. Stuttgart’taki programa iştirak.

20(?) Nisan 1970
Seine Nehri’nde intihar. Cesedi, 1 Mayıs 1970’de bulunur.

12 Mayıs 1970
Paris’te, Thiais Mezarlığı’na defin.

1970
Zorakî Işık (Lichtzwang) isimli kitabının yayımlanması.

1971
Kar Parçası (Schneepart) isimli kitabının yayımlanması.

1976
Zaman Çiftliği (Zeitgehöft) isimli kitabının yayımlanması.

 

 

Reklamlar