Paul Nizan

PAUL NIZAN ESERLERİ

  1. Aden, Arabistan, Paul Nizan

PAUL NIZAN HAYATI

“Ben de yirmi yaşımda oldum. Bu yaşın hayatın en güzel çağı olduğunu söyleyenin canına okurum. Her şey bir gencin hayatını yıkımla tehdit eder: aşk, düşünceler, ailenin yitimi, büyüklerin arasına katılma. Dünyadaki yerini öğrenmek zor iştir,”

Kendi varlığının, varoluşunun peşine düşen, onun üzerinde eşinen genç insan, hayatının bir dönemi nde ya da bir anında kendini bir an Hz. Adem’in iki oğlundan (Habil ve Kabil) olarak görür. Kain’e (Kabil’e) Rab haksızlık etmiştir. Genç insana, devlet, düzen, aile, toplum, ana baba ya da bir sevgili haksızlık eder. Ya da kendisine haksızlık edildiği duygusuna kapılır. Ve hakkını kendisi almak ya da haksız durumu kendisine göre düzeltmek ister.

Aden-Arabistan ‘ın kapağında, kitaba önsöz yazan Jean-Paul Sartre’ın bir cümlesi vardır. Ona göre, işe böylesine çırılçıplak bir cümleyle başlamak hiç de fena değildir, çünkü başlangıçta bu ret vardır. Gençler hep yaşlanırlar, ama gençlik hep genç kalır. Gençlik sandalyesinden kimin kalkıp oraya kimin oturduğ unu pek fark edemeyiz. Ama “gençlik”in sandalyesi hiçbir zaman boş kalmaz.

İnsanın yirmili yaşları, gerçekten, yaşamın en güzel dönemi midir? Bunu yanıtlamak çok zor, ama içinde bir yığın çelişki olan çok kışkırtıcı bir cümle. Kabil’in torunları olan gençlik (kardeşini öldürmese de) adalet, özgürlük arayan bir gençliktir. Bu gençlik gelişmeye karşı değildir, ama gelişmeye ilerleme ve değişimin de eşlik etmesini ister. Kabil gibi serüvenci takımındadır ve karşısında kendi çağının imtiyaziılarının Hammurabi Yasası vardır.

Paul Nizan (1905-1940) sonradan demiryolu işçisi olan bir yarıcı çiftçinin torunu, daha sonra mühendis olan demiryolu işçisinin oğludur. Jean-Paul Sartre’ın Paris’teki ünlü Henri-IV Lisesi’nden arkadaşıydı. Paris’in Ulm Sokağı’ndaki Fransa’nın en saygın okulu Yüksek Öğretmen Okulu’na birlikte girdiler, birlikte okudular, oda arkadaşı oldular. Felsefe diplaması aldı. Yüksek Öğretmen Okulu’nda okurken bir bunalım geçirip Aden’e (Yemen) gitti (1926 -1927). Dönüşünde Fransız Komünist Partisi’ne girdi (1927). Zamanla, Merkez Komitesi’ne sözcü bile oldu. Stalin-Hitler anlaşması üzerine Fransız Komünist Partisi’nden 21 Eylül 1939 günü istifa etti. Bunun üzerine parti ve partililer tarafından aforoz edildi. FKP’ den istifasından 8 ay sonra, 23 Mayıs 1940 günü, savaşta, Dunkerque çekilmesi sırasında öldü. Daha 35 yaşındaydı. İngiliz birliklerine tercümanlık yapıyordu.

Nizan’ın Komünist Partisi’nden istifası şok etkisi yarattı. Yaptığı eylemin nedeni ve amacı açıktı: Stalin, Hitler ile anlaşarak Fransa’ya ve Fransız Komünist Partisi’ne ihanet etmişti. Sadece FKP’ye değil dünyanın bütün komünistlerine de ihanet etmişti. Ama parti kadrosu ve partiyle nikahlı aydın ve yazarlar, “Parti disiplini icabı” böyle düşünmüyorlardı.

Nizan, Eylül 1939′ da istifa etmiş ve sekiz ay sonra savaşta öldürülmüştü. Kendini savunmak ve eylemini açıklamak olanağından yoksundu. Savaştan sonra, Nizan’ın Parti’nin sırlarını İçişleri Bakanlığına satan bir ajan olduğu dedikodusu yayılmaya başladı. Karısı, açıklama yapmaları için, Louis Aragon’a, FKP’nin demirbaş ileri gelenlerinden Laurent Casanova’ya (Paul Nizan, istifa etmeden önce, Korsika’ da onunla beraberdi) ve FKP ‘nin genel sekreteri ve başkanı Maurice Thoez’e başvurdu ama onlardan ses çıkmadı. 1946 yılında koskoca filozof Henri Lefevbre, l ‘Existentialisme adlı kitabında şöyle yazıyordu: “Yalnız, uyanık, son derece kayıtsız olan Paul Nizan’ın pek az dostu vardı. Ne gibi bir sırrı olduğunu düşünüyorduk. Saplantısının, sıkıntısının sırrı. Artık bunu biliyoruz: Bütün kitapları, ihanet düşüncesi çevresinde döner.”

Koskoca Henri Lefevbre! Yuh artık! Bu tutum ve tavır çok yararlı oldu gençliğimde: Bir yazar, özgür kalmak için, hiçbir partiye üye olmamalıdır. Desteklese bile! Bu kararı almama, başka olayların da katkısı oldu ama şimdi sırası değil!

1947 yılında, bu karalama kampanyasından etkilenen ve aralarında Raymond Aron, Andre Breton, Roger Callois, Simon de Beauvoir, J.-P. Sartre ve Albert Camus’nün bulunduğu bir grup yazar, Paul Nizan’ı savunan bir bildiri yayınladılar. Bu bildiri de saldırıya uğradı.

Aden-Arabistan’ın 1960 yılında Sartre’ın önsözüyle yayınlanmasına kadar, 40 yıl edebiyatın sessizlik zindanlarında gömülü kaldı Paul Nizan. Sartre’ın girişimiyle yeniden doğdu ve itibarını kazandı. Paul Nizan şimdi iki savaş arasının en önemli filozof, romancı ve düşünüderinden biridir.

Nizan’ın dedesi ve babası demiryolu işçisiydi. Babası daha sonra demiryolu mühendisi olarak proletaryayı küçük burjuvadan ayıran sınırı aşarak küçük burjuva olmuştu. Babası kendi sınıfına, proletaryaya ihanet etmişse, o da kendi sınıfı olan küçük burjuvaziye ihanet edecek, proletarya saflarına katılacaktı.

Jean-Paul Sartre bu noktaya çok önem verir:
“Nizan’ın babası gerçekten, bu gözyaşı döken kaçak oldu mu? Hiçbir fikrim yok. Her halükarda oğlu onu böyle görüyordu: Nizan babası karşısında gösterdiği sayısız küçük direnişin nedenini keşfetti ya da keşfettiğine inandı: ondaki insanı seviyor, hainden nefret ediyordu. Dostumun yaşamını ele alan ve onda ihanet saplantısı keşfeden iyi niyetli Marksistlerden, eğer bunu hala yapabilecek durumdalarsa, eserlerini gözleri açık halde yeniden okumalarını ve bariz hakikati inkar etmemelerini rica ediyorum. Doğrudur: Bu hain evladı sıkça ihanetten söz eder; Aden-Arabistan’ da şöyle yazar: ‘Bir hain olabilir ya da boğulabilirdim.’ Les Chiens de garde’ da ise ‘burjuvaziye insanlar adına ihanet ediyorsak, hain olduğumuzu itiraf etmekten yüzümüz kızarmasın’ der. Antoine Bloye de haindir; La Conspira tion’ da, babası gibi polis olan zavallı Pluvinage da haindir. Sıkça tekrar edilen bu sözcük neyi anlatıyor? Nizan’ın kendini Daladier’e sattığını mı? Sofumuzun oturaklı kalemşorları, başkalarından bahsederken hep rezike bir hayrete kapılıyor, bundan daha kepaze ve çocukça bir şey bilmiyorum – özgür bir kadın hakkında dedikodu yapan ‘namuslu’ kadınların sergilediği hayret hariç. Nizan yazmak istiyordu, yaşamak istiyordu: Gizli ödeneklerin üç beş kuruşuna ne ihtiyacı vardı? Fakat, burjuva olmuş bir işçinin oğluydu ve kendi kendine burjuva mı yoksa işçi mi olduğunu soruyordu. Hiç şüphe yok ki en önemli kaygısı kafasındaki bu iç savaştı; proletaryaya ihanet eden baba, oğlunun burjuvaziye ihanet etmesine neden oldu; bu zoraki burjuva, sınırı ters yönde aşmak istiyordu: Ama bu o kadar da kolay değildir.”

Fesat, Yüksek Öğretmen Okulu öğrencileri üzerine. Yüksek Öğretmen Okulu Fransa’nın en önemli 2-3 okulundan biridir. Fransa’nın en büyük beyinleri bu okula gider.

Öğrenciler büyük burjuva, burjuva kökenli, aralarında bir de küçük burjuva var. Ahbap çavuşlar 1930 dolaylarında Fransa’nın gidişatından memnun değildir. Parlamenter demokrasinin yürümediğini düşünmektedirler. Devrim yapmaya karar verirler. Devrim yapmak yerine bir sol partiye ya da Fransız Komünist Partisi’ne üye olmak FKP’ye üye olan küçük burjuva kökenlinin dışında hiçbirinin aklına gelmez.

İç Savaş adlı bir dergi çıkarırlar. 500 kadar aboneleri vardır, 250 kadar dergi de kitapçılarda satılır. Kapitalizmi kıyasıya eleştirirler. Ama polis bana mısın demez. Oysa 1930’larda bir komünist avı başlamıştır. Bozguna uğrarlar. Yengesini baştan çıkartarak kendi devrimini yapan büyük burjuva intihar eder. Burjuvalar okulu bitirip ailelerinin yanına dönerler. Küçük burjuva da önemli bir FKP militanını polise ihbar eder.

Kitaptan iki alıntı: Komiser Massart küçük burjuva Pluvinage’la konuşurken “Canlarının istediği zaman sınıflarının bağrına kolayca dönebilme şansına sahip olan banker ve sanayici oğulları için hiçbir önemli etkisi olmayan bu tür eğlencelerin, serveti ve desteği olmayan küçük burjuva için tehlikeli sonuçlar doğuracağı”nı söyler.

Ama kitabın başka bir yerinde yer alan şu cümle çok daha önemlidir: “Ürünü oldukları burjuvaziyi kıyıcı ve tehlikeli olduğundan çok budala buluyorlardı. Bu sınıfın ortadan kalkacağından kuşkuları yoktu. Ama işçiler uğruna savaşmak akıllarının ucundan bile geçmiyordu. İşçilerin de böyle bir şey bekledikleri yoktu zaten, onlar kendileri için savaşacaklardı.”

Reklamlar