Rainer Maria Rilke

RAINER MARIA RILKE ESERLERİ

  1. Orpheus’a Soneler, Birinci Bölüm, Rainer Maria Rilke

  2. Kalem ve Kılıç, Rainer Maria Rilke

  3. Yalnızlık, Rainer Maria Rilke

  4. Mezar Yazıtı, Rainer Maria Rilke

RAINER MARIA RILKE HAYATI

ÇOCUKLUK VE İLK GENÇLİK YILLARI
(1875 – 1896)
Prag’da doğar Rilke, Heinrich Sokağı 19 nolu evde bir cumartesiye rastlayan 4 Ocak 1875 tarihinde gözlerini dünyaya açar. St. Heinrich kilisesinde vaftiz edilerek René Kari Wilhelm Johann Josef Maria isimlerini alır. Bir kızkardeşi kendisi doğmadan bir yıl önce küçük yaşta ölmüştür, dolayısıyla Rilke ailenin tek çocuğudur ve tek çocuğu kalır. Babası orta dereceli bir memurdur. Tertemiz bir sicille geçen on yıl gibi bir hizmet süresine karşın bir türlü subaylığa terfi ettirilmeyişi, ayrıca boynuna musallat olan bir ağrı nedeniyle askerlik mesleğinden ayrılmış, Prag’da avukatlık yapan ağabeysinin yeni kurulmuş Turna-Kralup-Prag demiryolu ortaklığında kendisi için bulduğu bir işde çalışmaya başlamıştır. Eskiden kalmış kimi belgeler, Rilke’nin baba tarafından Kärnten bölgesinde yaşamış çok eski soylu bir aileye dayandığım göstermektedir. İlerde durumu araştırıp aydınlığa kavuşturmayı kendine iş edinen Rilke, ailenin izini Kuzey Bohemya’ya kadar izlemeyi başarır, Aussig yakınındaki Türmitz kentinde bir belge geçirir eline ; belgede çiftçilikle uğraşan bir atasının ismi vardır. Rilke’nin annesi Phie (Sophie) de babası gibi Prag’da doğar, Prag’ın yerlisi bir aileden gelir; Bohemya Tasarruf Sandığı yönetim kurulu üyelerinden Cari Enz’tir babası; kızlık adı Kinzelberger olan eşi Caroline’i ve Sophie de içinde olmak üzere dört çocuğunu Herrengasse 8 nolu evde beyler gibi yaşatmıştır, Cari Enz. Rilke’nin babası 1906 yılında ölür, yetmişini doldurmamıştır henüz; bir süre sonra da ozan, annesini ve anneannesini kaybeder.

Rilke’nin anne ve babası 24 Mayıs 1873’de evlenmiştir. Aynı yıl ailenin toplum içindeki saygınlığı hayli artmış, en son eyalet avukatlığı ve noterler odası başkanlığı yapan amca Jaroslav’a Rilke Ritter von Rüliken adıyla babadan oğula geçen soyluluk payesi verilmiştir. Amca Jaroslav’ın gösterdiği ilgi, aileyi ayakta tutar, yaşam boyu ozana uzanmış yardım ellerinden birini oluşturur.

İlk çocukluk döneminden kalma resimler, sarı bukleli saçlarla gösterir Rilke’yi; okul çağında çekilmiş resimlerdeyse canlı ve oynak bir özgüven duygusu kendini ele verir. Babasıyle ilişkisi üstüne 6.1.1923’de Muzot’tan Kontes Margot Sizzo’ya yolladığı bir mektupta şöyle yazar Rilke: «Anımsıyorum da, babamla birbirimizi anlayıp, karşılıklı birbirimizin değerini teslim etmek hiç de kolay oimazdı bazen; böylesi durumlarda bile doğrusu onu ne çok severdim. Sıksık karşılaştığım bir durumdu hani; ya birgün gelir de babam ayrılrverirse aramızdan diye ansızın bir düşünce geçerdi zihnimden, o zaman aklım karışır, yüreğim sanki parçalanacakmış gibi çarpmaya başlardı.»

Oysa annesine karşı ilişkisi büsbütün değişiktir, Rilke’nin, acılarla çarpıtılmış bir ilişkidir bu; gerek üstesinden gelemeyerek yarıda bıraktığı ve sonradan hep nefretle andığı askeri okuldaki öğrencilik yıllarını, gerek annesine karşı içinde işte öylesine geniş boyutlara varan soğukluğu, yaşam boyu bir yük gibi sırtında duyumsar. Tedirginlik içinde yaşayan annesini bir ziyaretinden sonra, Münih’te savaş yıllarının şaşkınlığı içinde yazılmış 14 Ekim 1915 tarihli şiir, annesine karşı ilişkisindeki o umutsuz çaresizliği dile getirir:

«Gördün mü, annem •yıkıyor beni/ Taş taş tılıp üstüme koydum/ Küçük bir ev kurdum, tam bitti işim/ Gördün mü, annem geliyor şimdi/ Geliyor annem, yıkıyor evimi, gördün mü…»

1882 yılında Piaristler’in yönettiği Deutsche Vilksschule’~ ye (Alman İlkokulu) yazılır, Rilke; okulda zorunlu dil Bohemce’dir; beriyandan çatpat Fransızca öğrenir annesinden. Derslerde üstün başarı gösterir, okula gidemediği günler hayli fazladır, yaz tatillerini annesiyle Kuzey Bohemya’da geçirir. 1884 yılında evlenme yıldönümlerinde ilk kez kendi yazdığı bir şiiri anne ve babasına okur; bunun üzerine anne ve baba, ilerdeki bayram ve seyranlarda oğullarından her seferinde böyle bir şiir şöleni beklerler. Ürkek ve çekingen ilk şiir denemeleri, 1888 yılında rahat bir akış izlemeye başlar ve bundan böyle herhangi bir aksama olmadan sürüp gider aralıksız.

René Rilke sözü geçen tarihte St. Pölten’deki askeri ortaokulun bir öğrencisidir; amcası Jaroslav, iki yıl önce okulda okuyabilmesi için yeğenine bir burs sağlamıştır. Anne ve babasının evliliği, kasvetli günlük yaşamın zor ve sıkışık koşullarına dayanamayarak unufak olmuştur. Anne ve baba, Prag’da ayrı konutlarda yaşamaya başlar ilkin; daha sonra anne Viyana’ya taşınır, yaşamının büyük bir bölümünü gezilere çıkarak geçirir. Anababasının evliliğinin çöküşü karşısında on yaşındaki Rilke, babasının bir zaman boşuna çalışıp bir türlü elde edemediği mesleğe kavuşmak, yani subay olmak için askeri okula yazılmayı kabullenmiştir. St. Pölten’de ortaokulun alt bölümünü bitirdikten sonra eylül 1890’ dan nisan 1891’e kadar altı ay Moravya’da, Weisskirchen’de askeri ortaokulun üst bölümünde okur. Gerek beden, gerek ruh bakımından kendisini alabildiğine yoran askeri okul yaşamına karşı yıllar boyu içinde biriken başkaldırı, burada iyice yoğunluk kazanır; o kerte ki, babasının iznini alarak bir an önce okuldan ayrılmaya bakar, sağlık durumunun elverişsizliği dolayısıyla 3 Haziran 1891’de okulla resmen ilişkisi kesilir.

Askeri okulda geçen beş yılın varlığında ne büyük bir yıkıma yolaçtığını, çok geçmeden kaleme aldığı mektuplarla kimi yazılarında acı acı dile getirir, Rilke. Askeri okuldaki yaşantılarını «askerlik romanı» adı altında sanatsal açıdan ele almayı kendisine kaçınılmaz bir görev bilip, böyle bir romanı yazma düşüncesini 1898’den başlayarak ileri yaşlara dek kafasında yaşatırsa da, tasarı gerçekleşmeden kalır, roman birtürlü kaleme alınamaz. İlgili yaşantıları işleyen yapıtların tümü, 1894’te Velhalgen ve Klasing’in basmaya yanaşmadığı, dolayısıyla yayınlanma olanağına kavuşamayan Pierre Dumont ile 1899’da kaleme alınıp Maximilian Harden’in 1903’te Zukunft dergisinde yayınladığı Turnstunde (Beden Eğitimi Dersi) öyküsüdür.

Herşeye karşın subay olma düşüncesini ilerde bir kez daha kafasından geçirir, ozan. 1891’de Linz’e taşınır; buradaki ticaret akademisinde üç yıllık bir kurs görecek, daha sonra vereceği olgunluk sınavıyla subay olma hakkını kazanabilecektir; ancak, onaltı yaşında özgürlük ve bağımsızlık yolunda attığı bu ilk adım sonuçsuz kalır. Biryandan okuldaki derslerinde başarı gösterirken, öteyandan not defterlerini şiirlerle doldurur ve kendini okumaya verir aralıksız; ama yine de bir boşluk duygusu kemirir, oyar içini. Bir
kızla flört eder, notlardan birinde öfkeyle söz açar bu olaydan, Prag’a dönmek istek ve zorunluğunu duyar, nisan 1892’- de akademiden ayrılır.

Amcası Jaroslav’ın büyük bir cömertlikle yaptığı yardımlar, apayrı bir geleceğin kapısını açar kendisine; Prag’da özel ders alması, üç yıl içinde lise bitirme sınavlarına hazırlanıp, sonra hukuk öğrenimi görmesi ve oğullarının hepsi ölmüş amcasının hukuk bürosunun başına geçmesi planlanır. Wassergasse 15 Bl’de oturan halası Gabriele Kutschera’nın yanında yatıp kalkar; öğrenimi bitinceye kadar amcasından ayda 200 Gulden tutarında bir burs alacaktır; ama amcasının 1892 yılında ölmesi kendisini yine bağımsızlığına kavuşturur. Amcasının vasiyeti olan 200 guldenlik burs ile babasından aldığı aylık para, yaşaması için yeterli ve güvenilir temeli oluşturur.

Liseyi dışarıdan bitirme girişimi başarıyla sonuçlanır, 9.7.1895 te, Rilke, Prag’da Graben Lisesi’nde olgunluk sınavını pek iyi dereceyle verir. Yeğeni Giesela’nın bir arkadaşı olan Valerie von David-Rhonfeld’le tanışır. Artistik yetenek sahibi bir kadın olan Bayan Rhonfeld’le gerek okul ödevleri, gerek yazdığı şiirler üzerinde hiç çekinmeden ve coşkuyla tartışıp konuşur; beriyandan, ona karşı duyduğu hayranlık dolu sevgiyi şiirlerinde dile getirir. Bayan Rhonfeld sayesinde gerekli dayanma gücüne kavuşur. 1894’te Strassburg’ta kendi kaleminden çıkmış ilk küçük kitap olan Yaşam ve Şarkılar’ı (Leben und Lieder) yeğeninin arkadaşına adar.

Kış yarıyılı için dinleyici olarak Alman Carl-Ferdinand Üniversitesi’nin felsefe bölümüne yazılır. Yaz yarıyılında ise hukuk fakültesine yazılır. Sanat tarihi, felsefe, tarih, Alman edebiyatı okur; edebiyat profesörü August Sauer’den sürekli destek ve teşvik görür. Valerie von David-Rhonfeld’e veda edip ayrılmakta güçlük çekmez. Üniversitedeki arkadaşlarla düşüp kalkmaz pek; şimdiye dek tek başına sürdürdüğü çalışmalarla kendine iyi kötü bir ad yapmıştır; bundan böyle edebiyatçılar, sanatçılar ve tiyatrocularla tanışıp görüşmek isteğini duyar, Bohemya Alman Sanatçı ve Yazarlar Derneği Concordia üyelerinden «hüsnü kabul» görür. Bohemya Alman Plastik Sanatçıları Derneği’nde şiir ve nuvellerini okur, bu arada Emil Orlik’in keskin karakaleminin okuna hedef olmaktan kendini kurtaramaz.

Henüz yirmi yaşındadır ozan; yapıtlarını öylesine bir kolaylıkla kaleme alır ki, şaşmamak elde değildir. Her yıl Noel’de yeni bir şür kitabı hazırdır; Yaşam ve Şiirler’i 1895’te Larenopfer (Larlar’a Adak) izler; ancak o yıllarda gerçekten tanıma fırsatı bulduğu «çok kuleli Prag’ın» panoramasını çizer ilgili kitapta. Larenopfer’i Traumgekrönt (1896) ve Advent (1897) adındaki yapıtlar kovalar. Ozanın kendisi, şiirlerinin, düzyazılarının, çiziktirmelerinin, psikolojik oyunlarının ve kitap konuşmalarının yirmi değişik dergide yayınlandığını söyler bir yerde. Oyun alanındaki çalışmaları 1900 yılına dek sürer, içlerinden sekizi bugün elimizde bulunan oyunlardan Im Frühfrost (Erken Don) ile Jetzt und in der Stunde unseres Absterbens (Şimdi ve Ölüm Saatimizde) 1897 ve 1898 yıllarında sahneyp konur. Çok sayıdaki öyküler de yüzyılın sonuna dek nerdeyse tümüyle yazılıp bitirilir. Am Leben hin (Yaşarken Ölüm) ve Zwei Prager Geschichten (İki Prag Öyküsü) adındaki kitaplar, Ludwig Ganghofer’in salık verdiği Stuttgart’taki Bonz Yayınevi’nde 1898 ve 1899 yıllarında çıkar. 1900 Noel’inde ise Vom lieben Gott und Anderes (Aziz Tanrı Üstüne ve Başka Yazılar) Insel Yayın evince yayınlanır, bunu Berlin’deki Axel Juncker Yayınevi tarafından basılan Die Letzten (Sonuncular) izler. Ayrıca sağ da solda dağınık birçok yapıtı basılır ozanın, birçok yapıtı yayınevlerinde yitip gider.

Bütün bu işlerin yanı sıra yoğun bir yazışmayı sürdürür. Böyle bir yazışmaya başlıca yolaçan neden, çıkardığı Wegwarten- dem Volke geschenkt adındaki bir dergidir. Tiyatro
işleri için Viyana’ya, meslekdaşlarıyla görüşmelerde bulunmak için Dresden’e, Macaristan Krallığı’nın bininci kuruluş yıldönümü şenliklerine katılmak için Budapeşte’ye gider. Tatillerini Salzkammergut’ta geçirir hep. 1897’den 1901’e kadar ilk yaz geldi mi, mevsimin bir ayım gardasee (garda Gölü) kıyısındaki Arco kentinde kalan annesine ayırır, gidip dolaşır kendisini, bu işi hiç aksatmaz. Derken Venedig, (Venedikteki antik tiyatro) arkadan Floransa kapılarını açar, ozana. Edebiyat alanındaki tutkusu, kendisini tüm güçlerini seferber etmeye zorlar. Ama bunda, geleceği bakımından önemli rol oynayan, ama artık çekiciliğini yitiren subaylık mesleğinin yerini yazarlık mesleğinin de alabileceğini kanıtlama isteğinin, hatta içten gelen zorlamasının da payı vardır.

Bu pek ağır çalışmaların telaşı içinde üniversite öğrenimine gereken zaman ayrılamaz; hele 1896 kış yarıyılı için Prag’dan Münih’e taşman ozanın burada Lou Andreas-Salomé ile tanışması, ilgili öğrenimi iyice aksatır.

ÜNİVERSİTE YILLARI
(1896—1900)
Münih’e taşınması, Rüke’yi o «bir sürü düşmanlık ve sahtelikler» kenti Prag’ın bunaltıcı taşra havasından çözüp alır kuşkusuz, ona daha geniş bir yaşam alanının kapılarını açar. Ne var ki, Münih’te geçirilen kışın getirdiği tüm yenilikler, sağladığı tüm avantajlar, öğrenim olanağı, edinilen yeni dostlar, ki Wilhelm von Scholz, Jacob Wassermann, müzisyen Oscar Fried de bunlar arasındadır, 36 yaşındaki Lou Andreas-Salomé’nin yanında önemlerini yitirir. Ozanın yaşamı üzerinde kesin söz sahibi olur, Bayan Salomé; Rilke kendisine kayıtsız şartsız bir güven besler; yollan çok geçmeden birbirinden ayrılırsa da, sonraki yıllarda da içine düştüğü bütün ciddi bunalımlarda ona başvurur, ondan akıl rica eder, yardım bekler, tanıştıkları andan başlayarak yaşamım hiç de rahat denemeyecek son günlerine dek hiç bir sözcüğün dile getiremeyeceği ölçüde ona bağlı duyumsar kendini.

Lou Andreas-Salomé yalnız birkaç ay için, yani geçici bir süre Berlin’deki evinden ayrılıp Münih’e gelmiştir. Rilke, 1896 mayısının başında ilk kez görür Bayan Salomé’yi, onunla küçük bir köy olan Wolfratshausen’a gider, dinlenir burada, fırtınalı birkaç mutlu yaz haftası geçirir. 1 Ekimde Münih’ten ayrılır; Bayan Salomé’nin peşine takılıp, dört yıl gibi bir süre yaşayacağı, Berlin’e gelir. Berlin’in bir kenar semtinde, ormana yakın bir yerde kalır ilkin, son olarak Sehmargendorf’ta Andreas çiftine yakın bir eve taşınır. Dr. Friedrich Carl Andreas, Berlin üniversitesinin oryantalistik bölümünde Acem dili ve edebiyatı rektörüdür ve 1903 yılında aldığı bir çağrıya uyup, ordinaryüs profesör olarak Göttingen’e gider.

Ozanın adını René’den Rilke’ye çevirir, Bayan Salomé; Rilke de söz konusu değişikliği hemen benimser, Lou ile bir arada yaşaması her bakımdan yeni bir başlangıç oluşturur. Çiğden ıslak otlar üzerinde yalınayak sabah yürüyüşleri, evin gereksinmesi olan odunları kırmalar, sade yemeklerin vejeteryan yöntemine göre hazırlanması, önemle üzerinde durduğu uğraşlardır. Bütün bu uğraşlar gururla doldurur içini. Alkol, kahve, baharat gibi nesnelerden el çeker, bir başka türlü bakar yaşama.

Riike’nin Lou Andreas Salomé’nin yanında yaşadığı en önemli olay, kadının yurdu olan Rusya’yı gidip görmesi olur. Daha Rusya’ya ayak atar atmaz, kendi yurdu gibi duyumsar burasını. Biri 1899 paskalyasında, öbürü 1900 mayısından ağustos ayına dek olmak üzere Bayan Salomé ile bu ülkeye yaptıkları her iki geziyi bir yurda, yuvaya dönüş gibi görür. 1926’da Leonid Pasternak’a : «Eski Rusya bir daha silinip gitmemek üzere varlığımın temel direkleri arasına kök saldı», diye açıklar ilerde. Moskova’da birden çok portre eskisizini yapan Pasternak üzerinde bir «Rus aydını» izlenimini bırakır. Leonid Pasternak’ın on yaşındaki oğlu Boris’in belleğine, «boylu boslu Salomé’nin yani’başında koyu renk Tirol atkısıyla» ozanın görüntüsü bir daha unutulmamak üzere yer eder. İçlerinden çoğunu Andreas çiftinin aracılığıyla Berlin’de tanıdığı Stefan Georg, Carl Hauptmann ve Gerhardt Hauptmann kardeşler, üniversitedeki hocası Georg Simmel, yayınevi sahibi Fischer çifti gibi ünlü kişilerden çok, Rusya’nın insanları etkiler Rilke’yi; bunlar arasmda işçiler, köylüler ve uzaktaki küçük bir Wolga köyünde yaşayan şair Spiridon Drozzin gibi sanatçılar vardır. Rilke’nin her iki geziye ilişkin en önemli yaşantıları, Moskova’daki çeşitli kişilerle tanışıp konuşması ve Jasnaja Poljana malikanesine uzanarak, insanda derin bir saygı uyandıran Leo Tolstoy’u, «yanma hep bir oğul gibi varılan bu ak pak ihtiyarı » görmesi olur. Bir ara Volga’dan yukarılara doğru çıkar ozan, Saratow’dan Jaroslawl’a gider, yolda karşılaştığı Rus topraklarının başka yerlerdekinden daha görkemli görünümü enikonu etkiler kendisini. Rus dindarlığındaki de daha sonra Kiev’deki mağara manastırlarında hepsinden güçlü biçimde bulur aynı derinliği. Rus konukseverliğini, yazar Tolstoy ile uzaktan akraba olan Kont Nicolai Tolstoy’un evinde tüm boyutlarıyla yaşar. Berlin’de sanat tarihi derslerinin yanı sıra Rusça derslerine de devam etmiş, ama Rusça’yı daha çok kendi başına çahşarak öğrenmiştir. Moskova ve Petersburg’ta müzeleri, galerileri ve kitaplıkları dolaşır; Rus ressamları üstüne tasarladığı denemeler için gerektiği gibi malzeme toplayabilmek üzere Lou Andreas ile birlikte Rus edebiyatı, Rus tarihi ve Rus sanat tarihi incelemelerine verir kendini. Rus resamları arasmda özellikle Kramskoi’ye, İvanov’a ve Levitan’a hayranlık duyar. 1899 – 1900 kışında Rusça’dan çeviriler yapmaya koyulur, Çehov’un Martı’sim ve Dostoyevskinin’ Yoksullar’ımn kimi bölümlerini Almanca’ya aktarır; köylü şair Drozi’nin şiirlerini ve bazı lirik yapıtları Almanca’ya çevirir. 1900 kasım aymm sonu ve aralık ayının başında Lou Andreas Salomé için altı şiir yazar. Annesine yolladığı bir mektupta açıkladığına göre, zamanki planı gerek çağdaş, gerek eski Rus sanatını Almanya’da tanıtmak, sergiler açıp, denemeler yazarak sanat tarihi konusundaki yapıtları Almanca’ya kazandırmak, dolayısıyla kendisine bir gelecek sağlamaktır. Ne var ki, tasarılarından hiçbiri gerçekleşmez; 1903/1904 kışında Roma’da «sırtında eski bir Rus geceliği» Igor-Şarkısı’m (Igor-Lied) tamamlarsa da, sözkonusu yapıt da birçok daha başkaları gibi sağlığında yayınlanmaz. Ozanın sonradan kısaca ‘cep defterleri’ diye nitelediği ve evde, yolculukta, derste, kahvede, nerede olursa olsun yanından ayırmadığı «eskiz defterleri» yeni çalışmalarla dolar sürekli; daha Roma’da Rusça şiirlerin yam sıra Fransızca yazılmış tek tük şürler de ilgili defterlerde yer almaya başlar. 1899 yılında bir kasım gecesi Die Weise von Liebe und Tod des Cornets Otto Rilke’yi ve yine kasım ayının sonuna doğru o.n gün içinde Vom lieben Gott… (Aziz Tanrı…) kitabındaki öyküleri kaleme alır. Büyük Rusya gezisinin ilk ürünü olarak 1899 eylül/ekim ayında iki hafta gibi kısa bir süre içinde Buch vom münchischen Leben (Keşiş Yaşamı Üstüne Kitap) müsvette halinde yazılıp bitirilir. Bunu Stunden-Buch’un (Saatler Kitabı) birinci bölümü izler. 1898’de çıkarılması planlanıp Dir zur Fier (Sana Şenlik İçin) adını taşıyacak ve Lou’ya yazdığı aşk şiirle* rini içerecek kitap, kadınm isteği üzerine basılmadan kalır. 1899’da yayınlanıp, desenini Heinrich Vogeler’in yaptığı Mirzur Feier (Bana Şenlik İçin) adındaki şiir kitabına Rilke asıl yapıtı diye bakmış, sonradan da değerli görüp Insel Yayınevi tarafından ikinci kez yayınlanmasına izin verdiği yapıt, 1909’da Die weisse Fiirstin (Beyaz Prenses) oyun sahnesiyle beraber Frühe Gedichte (İlk Şiirler) adı altında çıkmıştır.

WORPSWEDE — WESTERWEDE
(1900—1902)
Petersburg’tan döndükten hemen sonra, 1898’de Floran- ^a’da tanıdığı Vogeler’in çağrısını teşekkürle kabul eden Rilke, ağustos ayında onun Worpswede’deki çiftliği Barkenhof a gider. Bataklık geniş arazi, kendilerini, ağırbaşlı ve sakin, sanatlarına vermiş çalışan ressamlar ve onların diri bir doğayla kuşatılmış gösterişsiz yaşamları karşısında kısa bir süre için bir güven ortamında duyumsar kendini. Vogeler’in yanı sıra peysajcı Otto Modersohn, o sıra Paris’ten memleketi Bremen’e dönmüş kadın ressam Paula Becker ile heykeltraş Bayan Clara Westhoff, ozana karşı candan bir ilgi gösterirler. Hepsi gençtir, hepsi çıktıkları yolun henüz başındadır bunların; dolayısıyla, Rilke, Berlin’deki gelişim süreçlerini geride bırakmış sanatçılar çevresinden çıkıp, ilgili süreci henüz yaşayanların çevresine ayak atar; y a şamının sonuna dek bir türlü yakasını bırakmayan ve «Ah acemilik sonu gelmedik» dizesinde dile gelen yaşam duygusuyla sözü geçen kişilerden hep biri görür kendini.

Worpswede’den bir türlü ayrılamaz; 28 Nisan 1901’de Bremen’li bir iş adamının kızı olan 22 yaşındaki Clara Westhoff ile evlenir; daha önce Katolik kilisesinden çıkmıştır. Eşiyle komşu kent Westerwede’de bir köy evine yerleşir, atölye olarak kullanılmaya elverişli bir salonu vardır evin, Clara ‘burada kendini yontu çalışmalarına verir, yaptığı yontular arasında kocasının da bir büstü vardır. Westerwede’de bundan sonra yazacağı ilk şiir kitabı Das Buch der Büder için gerekli gereçleri toplar. Saatler Kitabı’mn ikinci bölümü olan Das Buch votı der Pilgerfahrt (Haç Kitabı), sonbaharda iki haftalık bir süre içinde yazılıp bitirilir. Noel’den kısa bir zaman önce 12 aralıkta kızı Ruth dünyaya gelir ve başka da çocuğu olmaz. Bundan böyle güvenilir ellerde bulunduğu duygusu öylesine bir güçle içine işler ki, Berlin Resi-ı dentzheater’de sahnelenen Dos tagliche Leben (Günlük Ya-/ şam) adındaki oyunun başarı sağlamadığı haberi bile keyfin^ kaçıramaz. Oyunun Hamburg’ta da sahneye konması planlanmışken, Berlin’deki başarısızlık üzerine bundan vazgeçilir.

1902 yılı Rilke için pek ürkütücü bir haberle başlar: yüksek öğrenim yapmaktan vazgeçtiğini ileri süren Prag’daki akrabaları, ödemeyi üstlendikleri bursu ödemeyi durdururlar. Telaşa kapılan Rilke, umutsuzluk içinde, dört bir yandaki eşine dostuna mektuplar yazar, bir derginin yazı işlerinde belli bir ücret karşılığı bir iş bulmaya, ailesini geçindirmek için gereken maddi kaynağı ele geçirmeye çalışır. Ama çabaları sonuç vermez. Üç beş kuruş getirecek kimi uğraşlar bulur kendine. Bremen Tageblatt (Bremen Günlük Gazetesi) için denemeler yazar, kitap tanıtma yazılan kaleme alır. Üzerinde derin bir vukufla konuşup okurlara tanıttığı kitaplar arasında Thomas Mann’ın Boddenbrooks’u, Fr. Fuohs’un Peter Michel’i, Hesse’nin ve H. Bang’ın kimi kitapları, Elley Key’in Das Jahrhurıdert des Kindes (Çocuğun Yüzyılı) adındaki yapıtı da vardır. Velhagen ve Klasing Yayınevi, Worpswede’li sanatçılar üstüne bir yazı hazırlamasını ister ozandan, haziranda «Warpswede» adındaki manüskri yayınevine teslim edilir. Breslau’lı sanat tarihçisi Richard, kendisinin hazırladığı ve Berlin-Bard Yayınevi’nde çıkacak sanat dizisi için, Rodin üstüne bir kitap ısmarlar. Kitabın hazırlanması, bir süre Paris’te kalmayı gerektirir. Öneriyi kabul eder Rilke, kasım ve aralık aylarında Paris’te yazıp bitirdiği pekoylumlu sayılamayacak kitabı karışma adar. Beriyandan, karısından ayrılma kararını daha ağustos ayında vermiştir; yeni yazdığı Die Letzten (Sonuncular) adındaki nuvel kitabiyle titizlikle hazırlanıp umutla baskıya veril miş Görüntüler Kitabından (Buch der Bilder) eline pek bir para geçmeyişi, ozanı böyle bir karar almaya zorlamıştır. Bu yıllardaki tek gelir kaynağı, kitaplarının satışından payına düşen paradır, ki, bu da çok az bir şeydir. Küçük Ruth’u, eşi Clara’nın ana babası yanına alır; kız, çocukluğunu büyükannesi ve büyükbabasının yanında geçirir. Ailesinden para yardımı gören eşi Clara da ozanın ardından kalkıp Paris’e gelir; Rodin’in yanında sanat çalışmalarını sürdürür.

GEZİ YILLARI ve YENİ DOSTLAR
(1902—1907)
1902 yılının sonunda Rilke, yaşamının akışını belirleyecek bir karar öncesindedir. Ekmek parası kazanmak için işe koşulması durumunda kaleminin sanatsal çalışmaları yapacak gücü gösteremeyeceğini deneyimleri ortaya koymuştur, Bir bezginlik, iç dünyasını giderek suskunluğa sürükler; bu dünyanın yavaş yavaş can çekiştiğini duyumsar. «Kendi öz çalışmasını» sürdürme, omuzlarına yüklenmiş artistik görevi yerine getirme yolunda kararını alır: bundan böyle yalnız ilgili görevin sesine kulak asacaktır. Beriyandan, yaptığı seçim, derin bir iç çatışmasını barındırır bünyesinde, yaşam ile çalışma arasında bir çatışmadır bu ve ozanın ilerdeki yaşamı üzerine düşer gölgeleri. Üstelik gelecek yılların korkusu da saklıdır ilgili çatışmada, uğrunda herşeyini feda ettiği artistik gücün giderek körleneceği gibi insanın elini kolunu bağlayan dehşet de yine söz konusu çatışmanın kapsamında bulunur. Hani Rilke’ninıkinden daha yürekli bir kararın seyrek alındığı görülmüştür edebiyat tarihinde. Böyle bir karar, ozan için bir kez «yollara düşmek», kendisini konuk olarak ağırlamak isteyenlerin konukseverliklerini kabullenmek demektir. Artık ne Westerwede’de, ne başka bir yerde, ne kendisi, ne küçük nüfuslu ailesi için bir yuva kurabilecektir. Karısı Clara, Worpswede’de kiraladığı atölyeyi elinde bulundurduğu süre, her Noel gidip yamnda konuk kalır. Paris’te birçok kez gribe yakalanıp, sonunda dayanamayarak 1902 nisanında Viareglgio’ya kaçar; burada göçük altında kalmış ben’inin gözlerini bir yol aralayışmdan yararlanıp, Saatler Kitabt’nm Vorı der Armuth und vom Tode (Yoksulluk ve Ölüm Üstüne) adındaki üçüncü ve son bölümünü kaleme alır. Yoksulluğun sınırında yaşar; büyük kent Paris’in sefaletine ne zor katlandığını, Lou Andreas Salome’ye yolladığı uzun bir mektupta anlatır enine boyuna. Yoksulluktan duyulan dehşet, ilerde Malte Laurids Briggenirı Notlan’mn mayasına karışır.

Yoksulluk ve tedirginlikle dolu meşakkatli yılların bundan sonraki ilk durakları 1903/1904 kışında Roma, 1904 yazında ve ilk kışında İsveç olur. Bunu 1905 yaz yarıyılında Berlin’de Simmel’in yanında yüksek öğrenimin tamamlanmasına yönelik bir girişim izlerse de, başarısız kalır. Derken Kontes Schwerin’in çevresindeki dostlar grubu kucak açar ozana; Rilke, yazı Kontes’in Friedelhausen’de orman içindeki şatosunda geçirir. Rodin ile dostluk kurar ve bu dostluk yeniden Paris’e çekip götürür kendisini; yaşam yolu bir süre aydınlanır. Ancak 1906’dan başlayarak dostlar yardımıyla yavaş yavaş kök salar Paris’te, Paris, gelecekte en verimli çalışmalarını yaptığı yer olur; burada ustalık aşamasına ulaşır.

İlerdeki gelişimiyle ilgili olarak Rodin’in verdiği öğüde uyup Roma’ya giden karısı Clara’ya eşlik eder. Gerek karısı, gerek kendisi için sanatçı bursları elde etmeyi deneyip, çokluk da başarı sağlar. Villa StrOhl-Fem’in büyük bahçesinde Clara’nın yanı sıra Rilke’ye de sanat çalışmalarını yapacağı bir yer ayrılır. Rilke, burada 1904 şubatının ilk günlerinde Malte Laurids Brigge’nin Notları’m kaleme almaya koyulur, Lou Andreas Salome’ye yolladığı 15.4.1904 tarihli bir mektupta şöyle yazar:

«Birden gördüm ki, artık eskisinden çok daha fazla şey algılayabilen bakışım gibi çalışma yöntemim de değişmiş, sanırım bundan böyle bir kitabı on günde ya da on gecede yazmak gibi bir şey sözkonusu olamayacak, her yazacağım şey için uzun ve sayısız zamanlara gereksinme duyacağım.»

Adı geçen yapıt üzerindeki çalışmalar, ancak 1910 yılında tamamlanır.

Yaratıcı uğraşlarının Avrupa anakarasındaki ilk yankısı İsveç’ten gelir; İsveçli pedagog ve yazar Bayan Ellen Key, genç «Österrikisten Diktare» (AvusturyalI Yazarlar) konusunda bir deneme kaleme alır; ozanın titizlikle yanıtladığı sorulara dayanarak 1904 nisanında Lıınd, Göteburg ve Kopenhagen gibi kentleri dolaşıp. Rilke ve yapıtları üstüne konferanselar verir. Bir anne gibi sevecen ve yardımsever bu kadın dostuna, Rilke, Roma yazının sıcağından duyduğu ürküntüyü açıklar. Onun sayesinde Schonen’deki Borgebyard çiftliğinde yazı geçirmeye çağrılır, yeni tanıştığı Göteburg’lu dostlarından kolay kolay ayrılamaz, kış ortalarına dek uzanır çiftlikte kalışı. Jacobsen’in yaşadığı kent ve hayali genç DanimarkalI M. L. Brigge’nin memleketi olan Kopenhagen’ı görünce, hayranlıktan ne yapacağını bilemez; Jacobsen’i ve Kierfcegaard’ı özgün dilinden okuyabilmek için, Danimarka dilini öğrenir ve Borgby’de Kierkegaard’ın o sıra yeniden basılmış Nişanlıya Mektuplar’ını Almanca’ya çevirir, ama çeviri yayınlanmaz. İskandinavya’yı ve İskandinavya’nın iyi yürekli cana yakın insanlarını dost edinir kendine, hepsini de ilerde başı sıkıştıkça yardımlarına sığınabileceği güvenilir kişiler bilir. Bu döneme ilişkin olup «ruhunun çok derinlerine işleyen» nesnelerden kimisi Malte Laurids Brigge’ûe söze dönüşür, açığa vurur kendini.

1905 mayısında Worpswede’de Saatler Kitabı’nın redaksiyonu üzerinde çalışır. Müsvettelerden bir bölümünün Göttingen’de Lou Andreas Salome’nin koruması ve mülkiyetinde bulunması, her ikisinin 1901’den bu yana ilk kez yeniden görüşmelerini sağlar. 1905 Noelinde basılıp yayınlanan şiir kitabı, Insel Yayınevi’yle sürekli bir ilişkinin kurulmasına neden olur, bundan böyle ilerdeki yapıtlarının aynı yayınevinde çıkmasına kesin bir gözle bakar Rilke. Yayınevi sahibi Dr. Kippenberg’in bizzat işe el atması, çeşitli yayınevleriyle dağınık ilişkilerini giderek düzene kavuşturur; Dr. Kippen’berg, gerektikçe para ödeyip, çeşitli yayınevleriyle yapılan anlaşmaların yükümlülüğünden kurtarır kendisini; sonunda yapıtlarından en büyük bölümü Insel Yayınevi’nde toplanır.

Saatler Kitabı, ilk büyük başarıyı sağlar; hele Kari v.d. Heydt’in Prusya yıllıklarında yayınlanan kitabı tanıtıcı yazı larınm şimdiye kadarkinden değişik yeni bir okur çevresinin kapılarını açması, bu başarıyı iyice pekiştirir. Bir bankacı ve yazar olan K.v.d. Heydt, genç ozanı Friedelhausen’- daki şatosunda Kontes Luise Schwerin’in konukları arasında tanımış, yıllar yılı candan yardım ve ilgilerini kendisinden esirgememiştir. Ayrıca Rilke, Berlin üniversitesinde geçirdiği kısır haftalarda kafasında biriken birçok soruyu, Friedelhausen’de Kontes’in damadı olan değerli doğa bilgini ve filozof Jacob von Uexküll’ün önünde açığa vurup, gerek karşılıklı konuşmalar, gerek birlikte kitap karıştırmalarla bunları çözüme kavuşturma fırsatını elde eder. Yaz gecelerinden birinde, şatodakilerin önünde Malte Laurids Brigge’nin Notlan’ndan Christine Brahes’in Ortaya Çıkısı adındaki bölümü okur: «On ikisinde, bilemedin on üçünde vardım o zaman…»

1905 Eylülünden 1906 mayısına kadar Rilke, Meudon-Val-Fleury’de kendisine çocuğuymuş gibi kapısını açan Auguste Rcdin’in evinde kalır. İki sanatçı dostluk havası içinde oturup bir anlaşma yaparlar: Rilke, bir özel sekreteriymiş gibi Rcdin’in yanında çalışıp onun yazışmalarını yürütecek, buna karşılık sanat çalışmaları için kendisine boş zaman tanınacak, beri yandan Rodin’in iki yapıtını konu alan konferans gezisine çıkabilecektir. Üstlendiği işin gereği olarak sonradan ikidebir Paris’e gelir Rilke, Rodin ile görüşür. Aldığı ikiyüz frank tutarındaki aylık ücret kendisini derin bir mutluluğa boğar, hastalıktan bir türlü baş kaldıramayan babasının para yardımını bundan böyle gereksinmez.

Rodin’in büyük yapıtları, sanatçının bıkıp usanmadan sürdürdüğü yaratıcı çalışma, o uyarıcı «il faut travailler ıfiujours»* gözleri. Rilke’rıin çalışma yöntemine damgasını vurur, onu ustalık aşamasına yüceltir. 20.9.1905’de eşi Clara’ya yazdığı bir mektupta şu satırlar yer alır:

«Onun yanında benliğimden içeri akan güçlerin çağıltısını duyuyorum, şimdiye dek varlığından hiç haberdar olmadığım bir yaşam sevinci, bir yaşam gücü gelip ruhuma yerleşiyor. Öyle bir örnek ki, eşine rastlanacak gibi değil…»

Ama yine de Rilke’nin yaşamındaki bu dönem kesin bir fiyaskoyla sona ermiş, ekmeğini kazanma uğrundaki her türlü çabanın yaratıcılığına ket vurduğunu ozan bir kez daha, anlamıştır. Nisan ayında: «Bundan böyle sabretmekten başka şey yaptığım yok» diye yazar. Sonunda Rodin’in yaptığı da budur. 1906’da babasını kaybeden Rilke, çıktığı ikinci konferans gezisinden Paris’e geç döner; mektupların yığılıp kaldığını, yanıtlandırılmalarına eski titizliği gösteremediğini, hatta bazan keyfi birtakım davranışlarda bulunduğunu ayrımsar. Rodin’in bu konuda sert suçlamalarına hedef olur, suskun bir üzüntü içinde Meudon’dan ayrılır; ama bahçe içindeki sessiz evceğizi bırakıp, Paris’deki otellerden birinin daracık bir odasına tıkılması rahat bir soluk almasını engellemez, yeniden özgürlüğüne kavuştuğunu duyumsar.

Yığınla iş beklemektedir kendisini. Saatler Kitabı, tirajı eskisinden hayli yüksek ikinci bir basım yaapr. Daha önce bir dergide yayınlanmaktan öteye gitmemiş Die Weise von Liebe und Tod des Cornett Christoph Rilke (Bayraktar Christoph Rilke’nin Aşk ve Ölüm Şarkısı) şimdi ayrı bir cilt halinde yayınlanırsa da, pek kimsenin dikkatini çekmez.

Henüz Rilke’nin kazandığı para Paris’te uzunca bir süre kalmasına yetecek gibi değildir, ancak K.v.d. Heydt’in maddi yardımıyla birkaç ay gibi bir süre daha kalabilir Paris’te. Daha önce bir Flaman gezisinde kendisine eşlik eden karısı Clara ve kızı Ruth ile yeniden Friedelhausen’a yollanır. Derken Capri’ye yapılan çağrıyı kabul eder; 1906/1907 kışını Capri’de, Villa Discopli’de geçirir; evsahibi, bu arada ölmüş bulunan Kontes Luise Schwerin’in kızkardeşi Bayan Alice Faehndrich’tir. Kapri kışında yazılan şiirlerden birçoğu, ertesi yaz Paris’te Insel Yayınevi için hazırlanıp, Kar. v.d. Heydt’e adanan Neue Gedichte (Yeni Şürler) kitabına alınır. Rilke’nin en ünlü şiirlerinden biri olan «Denizin Şarkısı. Denizin dinmeyen esintisi/Geceleyin meltem…» şiir, ilk kez, Villa Discopli’nin konuk defterine yazılır. «İl faut travailler toujours» sözlerini kendisine ilke edinen Rilke, bir İngiliz annenin kızı olan Bayan Alice Faehndrich’in yardımıyla İngiliz kadın şairlerinden Elizabeth BarrettjBrownung’un bir sonesini Almanca’ya aktarır; Insel Yayınevi’nde Sonette nach dem Portugisischen adı altında çıkan sone, Rilke’nin ilk büyük şür çevirilerinden biridir ve İngilizce’den yapılmış tek şiir çevirisi olarak kalır.

USTALIK YILLARI ve BÜYÜK GEZİLER
(1907—1914)
Berlinli yayıncı S. Fischer’in bol keseden bağışı ve Insel Yayınevi’nden düzenli sağlanan gelir sayesinde, en sonunda Rilke, sağda solda konukluklardan kendini sıyırıp alır, bundan böyle Paris’te sakin ve güven içinde çalışacak olanağa kavuşur. Otel yaşamına veda eder, 1908’den başlayarak Rue de Varenne’deki eskiden kalma o güzelim Biron sarayında yatıp kalkmaya başlar. Çok geçmeden, saraydaki odalara hayranlıktan kendisini alamayan Rodin de atölyesiyle gelip, aynı yere yerleşir. Neuer Gedichte anderer Teil (Yeni Şiirlerin Öbür Bölümü) kitabım «A mon grand ami Auguste Rodin» (Benim büyük dostum Aujguste Rodin’e) adamasıyla donatan ozan, Rodin’e karşı bir zaman gösterdiği davranıştaki haksızlığı gidermeye çalışır. Tüm münzevi yaşamına karşın, yavaş yavaş Fransız dostlarla sarılır çevresi. Emile Verhaeren, André Gide, Romain Rolland, Charles Vildrac, konuşup görüştüğü kişilerdir. Fransız sanatçılarının her yıl yapıtlarının sergilendiği Güz Salonu’nda 1907’ de Paul Cézanne’m tablolarıyla tanışır. Sergiyi daha ilk gezişinde: «Tüm gerçekler onun tarafında» diye açıklar ve 10.10.1907’de eşi Clara’ya yolladığı mektupta şu satırlara yer verir: «Gene bugün iki saat sergideki tabloları seyretmekle geçirdim; böyle yapmam nedense yararlı benim için, bunu duyumsuyorum.» Rilke’nin Paris’i, Louvre’un, Jardin de Plantes’in ve Luxemburg’un Parisi’dir; Rilke için Paris, operalar, tiyatrolar, konserler değil, sokaklar ve insanlardan oluşur. Rilke için çalışmak demektir Paris; Tanrı vergisi esinlerden, insanın özkendinin çağırıp yazıya geçirdiği esinlere geçiş demektir: «Başka bir yerde görmek ile çalışmak ne kadar değişiktir birbirinden… Oysa burada her ikisi de sanki biribirinin aynı.» Bütün bunların dışında, Paris, «mutlak yalnızlık» anlamına gelir Rilke için. «Bir karanlık oda gibi ışık sızdırmayacak biçimde kapatılmış kapı ve pencerenin » sözü edilir bir yerde; bir başka yerde: «Tekdüze bir şaşmazlıkla günleri bir makara gibi sağmak. Çalışmakla geçen bir gün bitiyor, çalışmakla geçecek bir gün başlıyor», diye not düşülür. İşte bu tür gerilimler içinde 1907 yazında Yeni §iirler bitirilir, Rodin monografisinin ikinci bölümü de yazılıp çıkarılır aradan. Müsvetteleri 1908’de Insel Yayınevi’ne yollanan Şiirlerin Öbür Bölümü’nde nesnel bir söyleyişin  büyük bir başarıyla uygulandığı görülür. 1908 Kasım başında, Malte Laurids Brigge’nin Notları’mn «o pek yüz güldürücü ve sağlam» ilerleme süreci kesintiye uğrar, beklenmedik bir anda ozanın ruhunda bir rüzgar eser, iki requim (ağıt) yazılıp çıkar ortaya. Bunlardan biri bir yıl önce ölen Bayan ressam Paule Modersohn Becker’e, ötekisi «Yazgısı ve Ölümü» Rilke’ye çok kötü dokunan genç şair Kont Wolf von Kalckreuth’a adanır.

1909 yüı ocak ayının son günlerinde Malte Laurids Birgge üzerindeki çalışmalar tamamlanır; iyice yorgun düşer ozan. Çeşitli izlenimlerin, yaşantıların, görülmüş, okunmuş şeylerin cenderede ezilip suyu çıkarılmıştır. İlk kez 1907 kasımında daha bir yakından gezilip görülen Venedig, Orange’daki Roma Zafer Kapısı, Arles’deki Graberstrasse, Avignon’daki taştan bir dağ gibi yükselen papa sarayı, unutulmaz Provence’de 1909’da yapılan ilkyaz ve güz gezisi, sonra Paris, Paris’in müzeleri ve müzelerde Licorne’li bayanın duvar halıları, Paris’in hastaneleri, yoksulları, hastaları; bütün bunlar çeşitli sorunların eşliğinde Malte Laurids Brigge’nin potasına girmiş, ilgili potada erimiştir. Ama yine de bir eşik kalmış, bir türlü aşılamamıştır. Askeri okulda geçen bir yıllık dönem romanda bir türlü değerlendirilememiş, bu döneme açılan kapı bir türlü aralanamamıştır. Öbür çalışma yıllarıyla ölçülemeyecek yoğunlukta dört çalışma yılı; işte Paris’in taşıdığı anlam budur.

Alabildiğine geniş boyutlu düzyazı çalışmalarını «iki ırmağın kavşak noktası» diye niteler, Rilke. Bu çalışmalar kendisini sanki ölü bir kıyıya getirip atmış, onu eli boş geride
bırakmıştır. Malte’sinin Avrupası gözlerini dikmiş, bön bön ona bakmaktadır. Başka bir anakaraya, büsbütün yabancı bir çevreye kapağı atıp izini kaybettirmek için güçlü bir istek duyar ruhunda; istek öylesine amansızlıkla üzerine çullanır ki, 1910 kasımında — 1910 yazında Insel Yayınevi, Malte Laurids Brigge’nin Notları’nı yayınlamıştır — bir çağrıya uyarak, bir gezi grubuyla Kuzey Afrika’ya gider. Cezayir, Biskra, El Kantara, Arap dünyasının kapılarını açar kendisine. Arapça öğrenir, Kuran’ı aslından okumaya başlar. Kartaca’yı, Trablusgarp’ı, Tunus’u ve beyaz surların bir çember gibi kuşatıp, o ünlü camiin içinde yer aldığı Kahire’yi dolaşır. Napoli’de kısa bir moladan sonra «bu yeni ve görkemli yabancı diyarlarda çıkılan gezi» onu alıp Mısır’a götürür. «Ramses» adındaki geminin güvertesinde Kahire’den kalkarak bir Nil yolculuğuna çıkar; Memfis, Luxor, Kamak, Krallar Vadisi’yle Theben ve Edfu üzerinden Assuan’a gelir; Nil’de gördüğü bir kayık, mehtabın Karnak’ta aydınlattığı bir sütun, henüz yarı kumların altında yatan İsfenks gibi yer ve yapıtlar derinden nakşolur belleğine. Görüp yaşadıklarından yorgun düşmüş, şubatta gezi grubundan ayrılır, bir süre Heloun’daki dostlarının yanında kaldıktan sonra, 1911 nisanında Venedik üzerinden Paris’e döner.

Ama içerisine düştüğü bunalımı atlatamamıştır, sürüp gider umarsızlığı, dostlarından yine yardım görür. 1911 Eylülünde kızı Ruth ile Münih’e taşınan eşi Clara, «boşanma isteğinde» bulunur; karı koca oturup «çok dost bir hava içinde » görüşürler konuyu, karar verirler: ayrılacaklardır. Ama sonradan yine vazgeçerler. Birinci Dünya Savaşı kendisini adeta bir tutukevine tıkmadan, maddi ve manevi olanaklarının elverdiği ölçüde eski Avrupa’nın genişlik ve ferahlığının tadını çıkarır, ozan. İlerde de Paris hem bir barınak, hem bir yüzkarası niteliğini korur. Bu dönemde yazılıp, hepsinden çok sahip çıkabileceği yapıtlardan tek tük çalışmalar dışında pek bir şey yayınlatmaya bir türlü karar veremez, dolayısıyla alabildiğine cömert konukseverliklerin yardımıyla «kuraklık yıllarını» geride bırakmayı dener. Anton Kippenberg ile eşi Katharina’nın, ayrıca Prenses Marie Thurn’- un ve Prenses Taxis Hohenlohe’nin kollayıcı dostluğu, bundan böyle yaşamının sağlam bir dayanağını oluşturur. Anton Kippenberg ve eşinia sayesinde Goethe’yi ve Goethe’nin Weimar’mı tanır. Saatler Kitabı’m ve daha önceki yapıtlarını okumaktan mutluluk duyan örneğin Ellen Key gibi birçok okur, Yeni Şiirler’den bu yana sanatsal biçemindeki değişiklik dolayısıyla ozandan yüz çevirmiş, ona yabancılaşmıştır. 1.10.1905’te Paris’ten eşi Clara’ya yolladığı bir mektupta şöyle yazar: «Artistik gözlem… dehşet uyandıran ve salt tiksinti veren nesnelerde bile varolan’ı görmek…» Yitirdiği okurlarına karşılık, Rudolf Kassner’i, Hofmannsthal’ı, Graf Kessler’i tanır, Taxis Hohenlohe’nin evine girip çıkan konuklarla dostluklar kurar, Bay ve Bayan Kippenberg gibi yeni dostlar edinir. Prenses Taxis, Bohemya’da Lautschin adındaki malikanesinde, Triest civarında kayalıklar üzerindeki Duino şatosunda, Venedik’te Valmara’nm evinde haftalar, hatta aylar boyu konuk eder, ağırlar kendisini. Duino şatosunda bir süre Rilke’yle kalan Prenses, 1911 ocağında onu yalnız bırakıp gider. Gereksinmeleri çevresindekiler tarafından dostça karşılanan ozan, dış dünyayla ilişkisi kesilmiş, tam bir yalnızlık içinde şatoda kalır; içinden gelen zorlayıcı bir dürtüye uyarak 1912 aralığında Duino elejilerinden ilk ikisini yazıp çıkarır aradan. 1908 yılında da yine arada esen bir rüzgar Marieneleben şiirlerini armağan etmiştir ozana. Rilke herkeslerden saklar elejileri; Prenses Taxis dışında elejilerin yazıldığını bilen Lou Andreas Salomé, Rudolf Kassner ve Hofmannsthal gibi ancak üç, beş kişi vardır; yayınlanmak üzere yalnız Das Marienleben çıkarılır elden.

İlkbaharda Venedik’e giderek, Prenses Taxis’in oradaki evinde kalır. Yaz boyu tiyatroların birinde bir iş bulup, büyük trajedi oyuncusu Elonora Duse’yi yeniden tiyatroya kazandırmak için çalışırsa da, çabaları sonuç vermez. 1912’de kalkıp İspanya’ya doğru yola düşer; Greco’nun Toledo’su gizli bir güçle onu kendisine çağırmıştır; Toledo’da eleji perileriyle yeniden karşılaşacağını umar ve umduğuna kavuşur. Eleji konusundaki çalışmalar adım adım ilerlemeye başlar, 1913 güzünün bitimine doğru Paris’te üçüncü bir elejinin yazımı tamamlanır, kışı Roma’da geçiren Rilke altıncı elejiden büyücek bir bölümünü kaleme alır burada. Cep defterleri Ispanya’da —Cérdoba’ya ve Sevilla’ya da kısa ziyaretlerde bulunmuştur ozan— büyük şiirlerle, dile gelebilirlik sınırının zorlanıp hayli ilerlere kaydırıldığı düzyazı notlarıyla dolup taşmaya başlamıştır. Ama bütün bu çahşmaları bir suskunluk duvarıyla kuşatır Rilke, kendisinden yazı istenmeye görsün, bir şey yazamamaktan yalanır hep. Insel Yıllığı ile Kurt Wolff’un Ak sayfalar’mda (Die weissen Blätter) Ispanya’daki çalışmalarından ancak tek tük örnekler yayınlanır. Bunu telafi için çeviriler sunar okurlarına; 1911’de Maurice de Guérin’den Der Kentauer’ı, 1912’de Die Liebe der Magdalene Eim französischer Sermon’ı, 1913’de Portugisiesche Briefe Die Briefe der Marianne Alcoforado’yu çevirir. Ancak mektuplar Rahibe Alcoforado’nun kendisi tarafından yazılmamış, 1628-1685 yıllan arasında yaşayan Gabriel-Joseph de Lavergne’nin kaleminden çıkmıştır. Çevirileri, 1914’te André Gide’in Der verlorene Sohn (Kaybolmuş Oğul) adlı kitabı izler. 1917’de Lyon’lu Louize Labè’nin yirmi dört sonesi yayınlanır. Ama savaş yıllarında Mikelanj’ın sonesini örnek alıp yazdığı soneleri bir bütün olarak elden çıkarmaz.

Savaş kopana dek, Paris, Rilke’nin yaşadığı yer olarak kalır, 1913 ilkbaharında İspanya’dan yine Paris’e dönen ozan, aynı yılın ilk yazında Paris’ten yola çıkarak Karaormanlar’- daki Bad Roppoldsau’a gelir, bir süre dinlenir burada, daha sonra Göttingen’e giderek Lou Andreas Salomé’yi, Leipzig ve Weimar’a uğrayarak Bay ve Bayan Kippenberg’i ziyaret eder. Arkadan Berlin’e uğrar; sık sık müzeleri dolaşıp, Mısır tansıklarını, Amenophis IV ile bocasının mumyalarını hayranlıkla seyreder. Derken Münih’e geçer, Lou Andreas Salomé ile Freud da psikanaliz kongresi için buraya gelmiştir. Ekim başında Hellerau’ya giderek, Claudel’in bir oyunu nu izler, Franz Werfel ile tanışır Hellerau’da, Werfel’de «genç şairi» ve kendisinden sonraki sanatçı kuşağını görür gibi olur. Daha 1914 şubatınm sonunda yeniden ayrılır Paris’ten, genç müzisyen Magda von Hatting’in peşine takılıp Berlin’e gelir, Magda von Hatting’in yanında hem çalışıp, hem yaşamın tadını çıkarabileceğini umar, ama umudu boşa çıkar. Bu düş kırıklığı Rilke’yi yorgun düşürmüş, yaşamayı bir türlü beceremeyişi onu bezginliğe sürüklemiştir; 19 temmuzda Campagne-Première caddesindeki 17 nolu evinin kapısını kapayıp yola düşer; ilkin Lou Andréas Salomé’yi, arkadan Kippenberg’leri dolaşıp, geleceği konusunu görüşür. Amacı yarıda bıraktığı yüksek öğrenimini sürdürmektir, tıp okumak ister, hem doktor, hem şair Hans Carossa’yı geçirir aklından, genellikle doğabilimleri öğrenimi yapacaktır. Bayan Lou ve Kippenberg’ler ile konuşmalarında Egyptoloji üzerinde de durulmamış değildir. Avrupa’yı düşman kamplara bölüp, tüm kıtanın birlik ve bütünlüğünü parçalayan savaş kopar kopmaz Leipzig’ten Münih’e geçer, eşi Clara ile kızı Ruth burada yaşamaktadır.

DÜNYA SAVAŞI
(1914—1919)
Başlangıçta, ama hepsi birkaç gün için kendini ortak bir yazgının avucunda duyumsar, diğer insanlarla bir duygu beraberliği içinde yaşar, «savaş tanrısının» dikilip ayağa kalktığını görür gibi olur. Ama aradan birkaç hafta geçer geçmez, nereye baksa insanların başına çullanan adsız felaketten, katıksız bir fiyaskodan, Avrupa’yı felakete sürükleyen, bu anakarada yaşayan gençleri yiyip yutan önüne geçilmez dehşetten başka birşey seçemez. 1910’da çıktığı konferans gezisinden beri bu gençlerle bir araya gelmiştir. Kendisine gösterilen sıcak ilgi ve saygıdan duygulanır, hatta coşkulanır, böylesine bir «hüsnü kabul» kendisini tehdit eden bir buzlaşmayı çözüp eritir. Hölderlin araştırıcısı Norbert von Hellingrath’m genç yaşta cepheye yollanması kaygıyla doldurur içini; onun dostları için bastırdığı son çalışmasını elinin altından eksik etmez, boş sayfalarına kendi dizelerini yazar. İlgili çalışmada şöyle denmektedir Hölderlin için:

«işte yüce bir lirik yapıt duruyor önünüzde, şimdiye dek görülmedik bir zenginliği ve görkemi içeriyor.» (Irschenhausen/ Isar, 5.9.1914)

Hellingrath, Marwitz, Seckendors, «tabloları içimizden birkaçı için olay yaratan» Franz Marc, savaştan sağ çıkmazlar. Bu yetmiyormuş gibi, uğradığı büyük bir kayıp fena sarsar Rilke’yi: Paris’te oturduğu evin kirasını ödeyememiş, dolayısıyla evde kağıt, kitap, mektup, bir kısım mobilya, ayrıca giysileri olduğu gibi açık artırmaya çıkarılarak satılmıştır hepsi. André Gide sayesinde kurtarılan elyazılarının bir bölümüne ancak savaştan uzun bir süre sonra kavuşur. Kendisi gibi vatansız denebilecek biri için normal olduğu üzere, Münih’te pansiyon ve otel odalarında yaşar, arada bir eskisi gibi şu ya da bu kişinin konuğu olur. Örneğin 1915 yazını Picasso’nun Les Saltimbanque adındaki nefis tablosunun karşısında yer alan çalışma masasında geçirir; kendisini ağırlayan kişi Bayan Hertha König’tir bu kez; masada çalışırken, yitirdiği Paris sevdiği herşeyiyle her Allahın günü gözünün önünde canlanır; 1915 kasım sonunda alınır, Avusturya ordusunda hizmet görür, 1916 yılına kadar her zamankinden koyu bir yalnızlık içinde umutsuzlukla savaşarak yaşar, «askerliğin o kaim gri kumaşı kirden pastan arınmış gözlerini örtmüştür» çünkü; hem de öyle bir anda ki, çalışma temposu tam hızlanmış, elejiler üzerindeki uğraşıları Dördüncü Eleji’nin yazılmasıyla tomurcuk vermiştir.

İyice bitkin düşmüştür ozan. Hofmannsthal’ın yaşadığı Viyana-Rodaun’da özJgürlüğe yeniden alışmaya çalışır; silahlı kısa bir eğitimden sonra, Viyana arşivinde beş aylık tekdüze bir çalışmayı geride bırakır. Ölümcül bir yorgunluğun üzerine çullandığı bu günlerde, Loulou Albert Lassard portresini yapmak ister, o da gönülsüz razı olur. Daha önce 1906’da Paris’te iken Paula Modersohn Becker’e de modellik yapmış bir ara, ancak ansızın bundan vazgeçince çalışmalar yarıda kalmıştır. Ama şimdi bayan dostuna çok önceden verdiği bir sözden caymak istemez. Ne tuhaftır ki, Rilke’nin öbür portresi ölümünden sonra, İsviçreli genç heykeltraş Fritz Huf tarafından yapılan büstü ise askere alınmasından hemen önce, yani 1915 ocağında tamamlanır; ozan bu sırada Berlin’deki nüfuzlu tanıdıklarına ve koruyucularına başvurarak askere alınma emrini geri aldırmak için uğraşıp durmuş, ama tüm çabalan sonuçsuz kalmıştır. Dört seansta, heykeltraş Huf, belirleyici tüm öğeleri yaptığı büste aktarmasını başarır. Her iki portrede göze çarpan o karakteristik kendine dönüş, içe yöneliş, dışa kapıları kapayış, portrelerin yapıldığı sırada ozanın içinde bulunduğu ruh durumundan kaynaklanır. Eşi Clara Rilke’nin 1901 ve 1905 yılları arasında yaptığı büstler de içe gömülmüş, düşüncelere dalmış bir ozanı verir; ama portrelerin nerdeyse donmuş kişisi değildir, bu. 1916 yazının sonunda Rilke Münih’e döner. Askere alınmadan önce, savaşa karşın Münih’in sanatsal sunularına yakın bir ilgi gösterir. Savaş aleyhinde düzenlenen forumlarda birçok kişinin yanı sıra Heinrich Mann’ı dinler, Alfred Schuler’in konuşmalarında bulunur; Alfred Schuler, «çok okumuşluğuna» ve «Roma imparatorluğu konusundaki sezgisel vukufuna» dayanarak küçük bir çevrede yaptığı konuşmalarında «bir dünya açıklaması» girişiminde bulunur. Garip bir biçimde coşkulu ve hamarat dinleyiciler arasında kendini hem «cezbedilmiş, hem soyutlanmış» duyumsadığını, 8.3.1916’da Prenses Taxis’e yazdığı bir mektupta belirtir, Rilke. Ama 1918’de, Leipzig’ten kalkarak Dresden’e gitmesini ve orada konuşan Schuler’i dinlemesini üsteleyerek ister Katharina Kippenberğ’ten.

Tiyatroya giderek Strindberg ve Büehner’in oyunlarını büyük bir ilgiyle izler, sanat galerilerini dolaşır, Franz Marc, Klee ve Picasso’yu yeniden keşfeder. Askerlik dönüşü elden geldiğince dışa kapalı bir yaşam sürer, çalışmalarının gerektirdiği yalnızlığı kurmaya çalışır.

Bohemya, İsviçre ve İsveç’e çağrılır, ama tüm çağrıları geri çevirir. Sadece yazın birkaç hafta Bayan Köning’in Westefalya’daki malikanesinde kalır, bunu izleyen 1917 güzünü ve ilkkışını Berlin’de geçirir, Münih’teki uyuşukluğundan biraz sıyrılır burada. Politika konusunda çevresinin düşüncelerine katılmaz, dolayısıyla bu konuda giderek büyüyen bir suskunluğa gömülür. 30 Mart 1918’de Prenses Taxis’e yolladığı bir mektupta şöyle yazar:

«Bütün çevrelerinde aşina oldukları bir nesne bulamayan insan ve hayvanların nasıl kuruyup gittiklerini anlıyorum şimdi, içinde yaşadığımız bu çarpık dönemde kendisine aşina bulunduğumuz ne kaldı?… anılarımın canına okuyor bu zaman, içinde yaşadığım hal’i bana zehir ediyor… birden nasıl gazete ağzıyla söyleşiler yapıldığım görünce, kendi ağzından çıkan sözlere karşı bir tiksinti, bir dehşettir sarıyor insanın ruhunu.»

Kasım devrimi patlak verdiğinde Rilke de binlerce insanla birlikte çeşitli toplantılara katılır; 7.1.1918’de Clara R’ilke’ye şöyle yazar:

«…bira, duman ve dinleyicilerin oluşturduğu bir sis… kimse farkında değildi; öylesine önemliydiler, öylesine somut bir duruluk taşıyorlardı ki, nihayet sırası gelmiş nesneler söylenebiliyordu. Ne kasım devriminin ardından Avusturya monarşisinin , çöküşü ] —«tamamen Avusturya topraklarında yaşayıp burayı kendime yurt edinmem, düşünebileceğim ve yapabileceğim bir şey değil» ne de Alman imparatorluğunun yıkılışından üzüntü duyar. Yeni devlet biçimlerinin ve devleti taşıyan yeni güçlerin eskisinden değişik bir Avrupa’nın doğmasına olanak sağlayacağına inanmaya çalışır.

İSVİÇRE YILLARI
(1919—1926)
1919’da Rilke Zürih’ten çağrılır; Hottingen’li okurlar, güz sonunda düzenlenecek akşamların birinde yapıtlarından bir derlemeyi okuması için çağırırlar ozanı. Rilke çağrıyı kabul eder, Münih’te kaldığı so.n ayları Lou Andreas Salomé ile birlikte geçirir hep, mayıs 1918’de taşındığı küçük evinde yazdığı eleji parçalarını okur, Zürih’e gitmeden bitmiş ya da yarım kalmış ne kadar eleji varsa, bir müsvettesini kendisine verir.

11 Haziran’da ayrılır Almanya’dan; geride bıraktığı dostlan, hatta kendisi, bunun kısa bir ayrılık olacağını sanır. Ama artık Almanya’ya dönmeyecektir.

İsviçre’ye ayak attığı andan başlayarak, hep yazacağı elejiler için bir yer arar kendine, eleji çalışmalarının bitirilmesini varlığının temel öğesi görür, bu çalışmanın yarımkalmışlığını «yüreğinin bir sakatlanmışlığı» sayar. Ama İsviçre’de de savaşın yolaçtığı birtakım can sıkıcı durumlarla boğuşur hep. Ülkeye dışardan gelenlere ancak sınırlı bir oturma izni verilmektedir, Avusturya pasaportu yitirmiştir geçerliğini, sağlık raporları, Prag’da doğup büyüdüğü için almayı başardığı yeni bir Çek pasaportu yardımına koşar. Derken Alman parasının değerini yitirmesi sonucu ülkeden atılma tehlikesiyle yüz yüze gelir, üstelik, 1914’ten sonra kente yerleşen yabancılar arasında bulunduğundan, Münih’te oturma hakkını da yitirir.

Bir yerde şükranla sözünü ettiği «İsviçre’nin o mucizevi konukseverliği» kendisini elinden tutup amacına ulaştırır; bu konuksever dostları, kasım ayı içinde Zürih’in ardından St. Gallen’da, Luzern’de, Basel’de, Bern’de ve Winterthur’ daki okuma akşamları sırasında edinmiştir. Zürih gölünün kıyısındaki Meilen kentinde kalan Bayan Nanny Wunderly Volkart ile arasındaki dostluk, ayrıca İsviçre’de kurduğu yeni dostluklar hepsinden çok içtenlik taşır, yardımcı olur kendisine; Bayan Volkart, Winterthurer Reinhart’ın kuzenidir, ona yazılan mektuplar Rilke’nin yaşamının son yıllarını bugünce gibi göz önüne serer.

Sağa sola tedirgin koşuşmalar ve sürekli değişikliklerle ilk iki yıl geçip ğider İsviçre’de. Rilke’nin Genf ile Bern en hoşlandığı kentlerdir, kendisine Paris’i anımsatan aydınlık Genf’te ressam Raladdne Klossowska’ya rastlar, Paris’ten tanıdığı bir kadındır Klossowska, Pierre ve Baltusz adlarındaki iki oğluyla İsviçre’de tıpkı onun gibi sallantılı bîr durumda yaşar. Daha sonra İsviçre’den Berlin’e, oradan da Paris’e dönen Bayan Klossowska ile arasındaki sıkı ilişkiyi ilerde de sürdürür Rilke, 1923’de çok yetenekli bir çocuk olan Pierre’e André Gide’in arka çıkmasını sağlar, 1920’de Baltusz’un sokaktan gelip bir süre sonra yine gözden yiten bir kediye ilişkin «Mitsou. Quarante images» adındaki sulu boya resim koleksiyonuna bir önsöz yazar; kitap 1920’de basılır Zürdih’te, Baltusz henüz oniki yaşındadır.

Bern ve Basel’de İsviçre tarihini, İsviçre halkının geleneğini ve hal’e dirilik kazandıran geçmişi bulur, bu kentlerle temas yaşamı için kaçınılmaz bir özellik taşır. İsviçre’de kalışının daha başında Soglio’da o zamanlar yabancılar için pansiyon olarak işletilen Palazzo Salis’i görür görmez, elejilerini yazmak için aradığı yerin burası olduğunu anlar hemen, «geçmişle dolup taşan nesnelerin, bahçenin, yaz rüzgarının birbiriyle birleştiğine» tanık olur burada. Saraydaki el değmemiş kitaplık binada saklı büyüyü daha da güçlü duruma sokar. Tam bir kesintiye uğramış şiir çalışmaları, ilgili kitaplıkta da ağır aksak ilerlemekten kurtaramaz kendini; ama hayli zengin düşünceleri içeren en ilginç düz yazılardan biri bir çırpıda kaleme alınır burada, yazı sonradan «İlk Gürültü» adıyla kitap olarak yayınlanır.

Locarno’da kendi yağıyla kavrulduğu yoksunluk dolu 1919/20 kışının acısmı 1920 güzünden 1921 mayısına kadar Irchel kıyısındaki Schloss Berg’te rahatlık ve güven içinde yaşayarak çıkarır, ozan. Bu barınağı kendisine sağlayan Bayan Wunderly Volkart’dır; daha önce de Burckhard-Von der Mühl ailelerinin ilgisi, 1920 ilkyazıyla yazını Bayan Wunderly Volkart’ın Basel yakınındaki Schönenberg’deki malikanesinde geçirmesine olanak vermiştir.

Schönenberg malikanesinde çalışması için gerekli yalnızlığı bulmasına karşın, elejilerin yazılması ilk atılımdan sonra yine duraklar; iş ve yaşam arasındaki çatışma, toprak altında kalmış madenlere gereği gibi ulaşabilmesini önler. Ne var ki, kış sonunda burada Paul Valéry’,nin yapıtlarıyla tanışır; 1914 yılında da dostlarının dikkatini Proust’a çeken yine kendisi olmuştur: «Du coté de chez Swann; yeni bir yazarın önemsenmeye değer eşsiz bir kitabı.» Yirmi yıl süren bir suskunluktan sonra yine sesini işittirmeye başlayan Valéry’nin ilkin dergilerde okuduğu şiir ve söyleşilerini artistik bir vahiy gibi görür, Cimetière Marin’i aslındakine denk bir güzellikle Almanca’ya çevirmeyi başarır. —«Biliyordum, kurtulmuştum. » Bu andan başlayarak ölene dek Valéry’nin şiirleri bırakmaz yakasını.

Bir ara Baladine Klossowska ile Valais’den içerlere doğru bir gezi yaparlar; Rhone ırmağından yukarlara çıkar, Sierre’ye kadar uzanırlar. 13. yüzyıldan kalma bir kuleyle, Chateau de Muzot’la karşılaşırlar derken; içerisinde oturulmak üzere yapılmış bir kuledir bu, boş durmaktadır ve kiralanabilir. Wallis taş sobalarıyla avlusunda bir tulumbadan başka bir eşyası bulunmaz, gaz lambaları ve şamdanlarla aydınlatılabilir ancak, çekilip çevrilmesi bir kahya kadının varlığını gerektirir. Köhne yapıtı kış için oturulabilir duruma getirmek için sürdürülen umutsuzca çabalar, Bayan Klossowska’nın dinamizmi ve zekası sayesinde başarıya ulaşır. 1921 Temmuz sonuna doğru kuleye taşınır Rilke, şimdilik yapılan bir denemedir, WLnterthur’lu sanatçı koruyucularından Werner Reinhart kuleyi kiralamıştır; sonra da satın alınır kule.

25.7.1921’de prenses Taxis’e yollanan bir mektupta şu satırlar yer alır: «Buradaki topraklarda İspanya ve Proven ce’in böylesine acayip biçimde iç içe girdiğini görmek… bayağı duygulandırdı beni; çünkü savaş öncesi yıllarında İspanya olsun, Provence olsun, her ikisinin herşeyden güçlü ve kesin bir sesle benimle konuştuğunu işittim.» Pek sevdiği bu Rhone vadisine karşı içindeki şükran duygularını Quatrains Valaisans’da dile getirir, Rilke. Kendi eliyle bakıp ektiği Muzot gül bahçesini ancak 1927’den sonra yayınlanan Les
Roses (Güller) başlıklı şiirlerde ölümsüzleştirir.

Chateau de Muzot’da 1921/1922 kışında tam bir yalnızlığa gömülür, dış dünyayla keser tüm ilişkisini, kendini okumaya verir, Valéry’nin yazılarını el yordamıyla Almanca’ya aktarmaya uğraşır, sonunda açılır kapı, yarım kalmış elejileri. n taşlaşmış yüzeylerinde çözülmeler başlar, birden harıl harıl çalışmaya koyulur. 7 şubatla 14 şubat arasında 7 elejiyi yazıp çıkarır ve yapıtı tamamlar tümüyle. 11 Şubat cumartesi günü akşam saat altıda Prenses Taxis ile Lou Andréas Salomé’ye bu alabildiğine sevinçli haberi iletir. Prenses Taxis’e yolladığı mektupta şöyle yazar

«Hele şükür, Prenses, hele şükür, elejilerin tamamlandığı haberini sanırım duyurabilirim size, oh ne mutlu, ne mutlu bir gün, bu haberi iletiyorum. On eleji! Bir tarihte başı Duino’da yazılmış bu son elejiden, o zaman da son olduğu bilinen bu elejiden halâ titriyor elim. Demek tüm engelleri aşarak gelebildim buraya kadar… Hepsi de sizin eseriniz, Prenses, sizin olmayıp da kimin olacak! Duino elejileri koyacağım adını.»

9 Şubat perşembe günü de elejilerin yazılıp bitirildiğini Insel Yayınevi sahibi Prof. Kippenberg ile Bayan Klossowska öğrenir «Kurtuldum» ve «Marline, je suis sauvé». 14.2.1922’de «pırıl pırıl bir fırtına sonrası», Saltimbanques Elejisi’ni sürükleyip getirir, beraberinde; on elejinin içinden Gegen-Stropben çıkarılır, onun yerine beşinci eleji olarak Saltimbanques elejisi geçirilir. Lou Andréas Salomé’ye yolladığı bir mektupta şöyle der, ozan: «Paris’e geldiğim ilk günden beri bir türlü yakamı bırakmayan, bir ödev gibi omuzlarıma yüklenen Saltimbanques de yazılmış oluyor böylece. » Bu kadarla kalmaz iş, sonelerin yazılışı da ilerler. Heiiüz yedi elejiyi kaleme almadan, 2 şubatta genç yaşta ölen Wera Quckama Knoop için bir kitabe yazmaya koyulur. Sonette an Orpheus (Orpheus’a Sone) kapsamına giren 26 sone, 11.2.’de yazılıp bitirilir; 29 soneyi içeren ikinci bölümün yazılmasıyla 23 şubatta yapıt üzerindeki çalışmalar sena erer. 1923 Haziranında Insel Yaymevi özel bir basım çıkarır, güzün Duino elejilerinin genel bir basımını sürer piyasaya, bundan önce mart ayında Orpheus’a Sone yayınlanmıştır. 1922 yılının başında Prenses’e, temmuz sonunda ise Kippenberg’e Muzot’da yazılmış şiirlerini okur, Rilke. Prenses Taxis, 11.6.1922’de ozana yolladığı bir mektupta: «Geç-, miş hesabına bu avuntu, hal için bu bayram, gelecek için bu dile gelmez umut» sözleriyle teşekkürde bulunur.

Bu dikkate değer 1922 şubatında bitirilmiş bir üçüncü çalışma, Rilke öldükten sonra kalan yapıtları arasında ele geçirilecektir; 10. ve 15. elejilerin yazılış tarihleri arasında kaleme almmış hir çalışmadır bu, Verhaeren’de Bir Anı ismini taşır, daha sonra Verhaeren’de yazılmış Genç Bir İşçinin Mektubu adındaki hayali mektup doğup çıkar ortaya.

1922/23’de Rilke yeniden tam bir yalnızlığa gömülür, büyük bir çalışmaya adar kendini. Valéry’nin 1922 yılında yayınlanan Charmes kitabında yer alan güçlü şiir ve odeleri Almanca söyler, mart 1922’de çevirdiği şiirler deri kaplı bir deftere özenle geçirir. 1924 Şubatında elyazmasmı Valéry’nin kendisine yollar. Sağlığında yayınlanan son kitabı Valéry’den yaptığı çeviriler olur, 1925 gözünde Paul Valéry Şiirler adıyla Insel Yayınevi’nde çıkar kitap.

Çalışmalar yaşamının sonuna dek bırakmaz yakasını; 1926 haziranı büyük Narziss Fragmanlarının «temiz ve sağlam » bir çevirisini başarmanın mutluluğunu duyar, 1926’da her iki söyleşi Eupalinos ve L’Ame et la Danse Almanca’ya çevrilir. Bu düzyazı çalışmalarının üçüncüsü Tante Berthe’yi’ 15 kasım 1926’da yayınevine yollar ve bu da son manüskri olur, hasta döşeğinde «biraz kendini toparladığı saatlerde» dikte ettirilmiştir.

Gerek Rilke’nin kendisi, gerek eşi dostu, özellikle elejilerin yazıldığı 1921/1922 kışındaki aşırı yorgunluktan sonra ozanın sağlık durumunda yine ciddi bir kötüleşmenin patlak vereceğinden korkarlar. Ve korktukları başlarına gelir, Rilke hastalanır, çokluk Genf Gölü’nün yukarısında Valmont sur Territet’deki sanatoryumlarda kalmalar hastalığın iyileşmesini sağlamaz. Herşeyden önce aşırı bitkinlik, tehlikeli mukoza şişmeleri, Rilke’nin kısa süre önce benim malaise diye sözünü ettiği tüm belirtiler durumun ciddiyetini ortaya kor. Bir daha sağlığına kavuşamayacağından tasalanır, ozan. Ama hasta, ayrıca elli yaşında olmasına karşın, yine de dışardan bakınca şaşılacak kadar genç görünür. Kendisi de ayrımsar böyle olduğunu, gerçektekindfen daha genç görünmenin mutlu yaşantısından söz açar; ikinci bir dili, o ana dek yalnız bir alıcı kimliğiyle başvurduğu, yalnız pratikte yararlandığı Fransızca’yı kullanımda gençliğinin bilincine varır. Fransızca’nın bir sel gibi coşup kabardığını, adsız bir yaşamın mekanında kendisini taşımaya başladığını belirtir.

1924 Şubatından beri Fransızca şiirler üşüşüp durur kafasına, kendiliğinden çıkıp gelirler, Vergers (Meyva Bahçeleri) adı altında Quatrains Valaiısans’larla bir arada 1926’da Paris’te yayınlanır hepsi. Gerek şiirler, gerek ozanın ocak 1925’ten ağustos 1925’e kadar uzunca bir süre Paris’te kalışı, Almanya’da yurtseverlikle bağdaşmayacak bir davranış görülür, eleştiri konusu yapılır, yadırganır. Kendisine karşı kamu oyunda beslenen bu düşmanlığı «bir kaşık suda fırtına koparmak» diye niteler, ozan.

Acele verilmiş bir kararla Valmont’tan kalkıp geldiği ve büyük bir sevgiyle karşılandığı Paris’te kendisini yeni bir iş bekler: Maurice Betz adında genç bir Fransız yazar, Malte Laurids Brigge’nin Notlan’m Fransızca’ya çevirmeye çalışmaktadır.

Daha önce Malte’yi Danimarka ve Polonya dillerine çeviren Bayan Inga Junghanııs ile Witold Hulewicz’in çeviriyle ilgili sorularını büyük bir incelik ve titizlikle yanıtlayan, karşılaştıkları güçlüklerde gerek mektupla, gerek sözle her iki çevirmenin yardımına koşan Rilke, şimdi de büyük bir zevk ve yardımseverlikle her sabah Betz’in odasına gelir; çalışmalar birlikte gözden geçirilerek orası burası düzeltilir, açıklamalarla donatılır. Eski dostlarından Gide ve Vildrac ile görüşür, ozan. Valéry ile buluşup konuşmaları her ikisinin de dilediğinden seyrek gerçekleşir; akademi üyeliğine getirilmesi Valéry’nin hayli vaktini almaktadır. Dostunun 1924 nisanında Muzot’a gelerek kendisini kısa bir süre için ziyaret edişi, unutulmaz bir anı olarak kalır, Rilke’de. Ve ilerde 13.9.1926’da Genf Gölü’nün kıyısında dostuyla geçirecekleri nefis bir veda günü yine kendisini beklemektedir. Sonradan üzgün bir edayla: «Rilke ne kadar da neşeli, r.e kadar da sağlıklı görünüyordu», diye yazar Valéry. Her iki oğluyla yine Paris’te yaşayan Bayan Klossowska’nm evinde Vergers için seçilecek şiirler görüşülür, Les Fenêtres* âdı altında bir küme şii” belirlenir bunun için, Rılke’nin ilgili motif üstüne on kadar şiiri Balandines’in on gravürüne eşlik eder. Ama bu küçük cilt de ozanın ancak ölümünden sonra yayımlanır.

Rilke nasıl ansızın Paris’e taşınmışsa, yine öyle ansızın ayrılır Paris’ten, hiç bir çalışma, hiç bir oyalanma felaket çemberini kıramamıştır. 27 Ekim 1925’te ozan Muzot’da vasiyetnamesini yazar, mezarına dikilecek taşı ve taşa yazılacak kitabeyi belirler, evrakı metrukesi’ni İsviçreli dostlarına emanet eder ve yakmdaki Raron kentinin yüksekteki gömütlüğünde toprağa verilmesi isteğinde bulunur. 4 Aralık’ta Muzot’un yalnızlığında 50. doğum gününü geçirir, Berlin – Sanatlar Akademisi üyeliğine getirilmek istenirse de çağrıyı bir teşekkürle geri çevirir. Bunun dışında da herhangi bir ödüllendirilmeye konu yapılmaz.

Ozanı en çök sevindiren, Fransız dostlarının kendisi için çıkardığı Cahier bu mois’in Reconnaissance à Rilke (Rilke’- ye Şükran) başlığını taşıyan özel sayısı olur, Valéry’nin yazısı en başta yer alır içinde. 1926 yılının ağustos aymda eline geçen derginin 24/24 nolu sayısı, ozanın ruhunu minnet ve derin bir mutluluk duygusuyla doldurur.

1926 yazında Bad Ragaz’da birkaç hafta dinlenir, dinlenme iyi gelir kendisine, morali biraz düzelir. Prenses Taxis de buraya dinlenmeye gelmiştir. Rilke, Zürihli dostlarla karşılaşır Bad Ragaz’da. Ragaz’a bu üçüncü gelişidir; kimi Rus sanatçılarıyla tanışıp dostluklar kurması, içini derin bir kıvançla doldurur.

Bad Ragaz’daki dinlenmeyi, Genf Gölü’nün kıyısında Lausanne kentinde dostlarla bir arada geçen güneşli ve hareketli günler izler. Gölün karşı kıyısındaki Thonon’da ise Valéry kalmaktadır. Rilke, ansızın verdiği bir kararla bir Rus bayanını sekreter alır yanına, onunla birlikte Muzot’a doğru yola çıkar, Valéry’nin düzyazı-söyleşüerini harıl harıl çevirmeye koyulur, yüksek ateş ve katlanılmaz ağrıların zoruyla Valmont’a gider, daha önce de ocak ayından hazirana dek Valmont’ta kalmış, burada boşuna iyileşeceğini ummuştur. 30 Kasımda yeniden ayak basar Valmont’a, bu kez hastalığı lösemi olarak teşhis edilir, 29 aralıkta da dünyaya gözlerini kapar. Bayan Wunderly Volkart, son günlerinde yanıbaşmda görmek istediği ve yanına çağırttığı tek kişi olur. 13 Aralıkta Lou Andréas Salomé’ye o sınırsız acılarla dolu durumda yazdığı bir mektupta adeta yalvaran bir edayla şöyle sorar:

«Nereden almalı cesareti?.. Bu yılın şu son günlerinde bir hava esiyor, kötü, netameli bir hava.»

2 Ocak 1927’de sadık dostları tarafından almarak, Raron gömütlüğünde toprağa verilir.

Ozanla yayımcı arasındaki bir anlaşma uyarınca güzün altı cilt olarak çıkan Toplu Yapıtlar — Fransızca şiirler dışarda tutulmuştur —sanatçının ölümünden sonra geride bıraktığı yapıtların ancak çok ufak bir parçasını oluşturur. Sağda solda dağınık bulu/ıan, ayrıca sanatçının ölümünden sonra geride kalan 1906-1926 arasında yazılmış şiirler, 1953’de ilk kez yaklaşık 700 sayfalık bir ciltte toplanır.

Hölderlin’in o ana dek yayınlanmamış şiirlerinin çokluğu, güzelliklerle dolu fragmanların bolluğu karşısında bir vakit şöyle yazmıştır ozan:

«Bütün bunlar, bu sonsuz güzellikler içte duyulup yaşanmış, sözcüklerle dışa vurulmuş olsun, mümkün mü? Ve bunlara gereksinme duymadan yaşayabilsin insanlar, mümkün mü? Bu nerelere, bu kimlere israf edilmiş ozanlar.»

Ingeborg Schnack

Reklamlar