Robert Walser

ROBERT WALSER ESERLERİ

  1. Gezinti, Robert Walser

ROBERT WALSER HAYATI

ROBERT WALSER, 1878’de İsviçre’de doğdu. 1895’te aktör olmak için Stuttgart’a gitti; ancak bu gerçekleşmeyince 1896’da Zürich’e yerleşti. İlk şiirleri 1898 yılında yayımlandı. Bir süre sonra çalışmaları, Franz Blei’ın dikkatini çekti; onun aracılığıyla Die insel dergisinin çevresinde bir araya gelen yazarlarla tanıştı; bu dergide öykü ve şiirleri yayımlandı. Araya giren askerlik döneminde yaşadıkları, 1908’de yayımlanacak Der Gehülfe’ye temel oluşturdu. İlk kitabı Fritz Kocher’s Aufsötze, 1904’te insel Yayınevi’nden çıktı. Walser, 1905’te Berlin’e taşındı. O yıllarda pek çok kısa öykünün yanı sıra Tanner Kardeşler, Jacob von Gunten ve Der Gehülfe’yi de kaleme aldı. 1913’te yeniden İsviçre’ye dönen Walser, bu dönemde düzyazı ve öykülere yoğunlaştı. Savaş yıllarında yeniden askere çağrıldı. 1921’de Bern’e gitti; o dönemde üslubu daha da radikal bir nitelik kazandı. Pek çok şiir ve düzyazının yanı sıra Der Röuber adlı romanı da bu döneme aittir. Bu çok verimli yılların ardından Walser, 1929’dan itibaren sağlık sorunları nedeniyle ölünceye dek (1956) yaşamını bir sanatoryumda geçirdi.

***

“Kimseye dilemezdim ben olmayı.
Ancak ben katlanabilirim kendime.
Bu kadar bilmek , bu kadar görmek ve
hiçbir şey hakkında , hiçbir şey söylememek.”

Öykü ve otobiyografik romanlarıyla, günlük yaşama ilişkin gözlemlerini dile getiren İsviçreli yazar Robert Walser, 15 Nisan 1878’de Bern’de doğdu. Bir tüccarın oğlu olan Walser, 14 yaşına geldiğinde, doğduğu kentte bulunan bir bankaya girerek üç yıl boyunca staj yaptı. Gençlik yıllarında Stuttgard’a giderek aktör olmak için çaba sarfettiyse de başarılı olamadı. Boş zamanlarında yazdığı ilk şiirleri 1898 yılında yayınlandı. Edebiyata olan düşkünlüğü ve bu alandaki çalışmaları kısa süre sonra Franz Blei’in dikkatini çekti ve onun aracılığıyla dönemin ünlü dergilerinden Ada’nın (Die Insel) çevresindeki yazarlarla tanıştı. O yıllarda Zürih’te yaşayan Walser, hayatını büro ve banka memurluğu yaparak kazandı. 1905’te Berlin’e, ressamlık ve dekoratörlük yapan ağabeyinin yanına taşındı. Berlin’deki uşak yetiştiren bir okula yazılan Robert Walser; aynı yıl içinde Yukarı Silezya’da Schloss Sarayı’nda uşak olarak iş buldu. Saraydan döndükten sonra, kitap yayıncısı Bruno Cassirer, Walser’i roman yazması için ikna etti.

Daha önce şiir denemeleri yapan ancak yazın hayatında istikrarlı bir yol izlemeyen Robert Walser, roman yazmak amacıyla deyim yerindeyse kolları sıvadı. İlk otobiyografik romanı Tanner Kardeşler’de, Zürih’te yaşarken başından geçen olayları ve hizmetlilerin dünyasını kaleme alan yazar, gündelik hayatın rutin akışı içinde varolan yabancılaşma unsurunu kullandı. Yazar, romanın başkahramanı Simon Tanner’i başkaldırının bir biçimi olarak yalnız kalma isteğini açığa çıkaran bir tipleme olarak belirlemiş ve serserilik günlerini ayrı ayrı epizotlar halinde vermiştir. Bu romanda yazar hayatı, korkmuş ödünlerle satın alınan ‘sabit’ hallerden daha kolay dayanılabilecek sürekli bir durum olarak görüyordu. İkinci romanı Yardımcı’da, Zürih’teki bir mühendisin yanında çalışırken edindiği deneyimlerden yola çıkan Walser, bu yapıtında 24 yaşındaki Joseph Martin’in kendinden tamamen vazgeçmeden, toplumda yer edinmeye çabalamasını ancak tüm uğraşlarının boşa çıkmasını anlatır. Tobler adlı bir mucidin tek yardımcısı olarak kendini güvende hisseden Martin, aradan bir süre geçtikten sonra patronunun çaresizlik içinde ayakta kalmaya çalıştığını ve elinde kalan tüm araçları kullanarak kendini dışarıya karşı korumak istediğini anlar. Yardımcı’da ironik bir dil kullanan Walser, yarattığı kahramanı Joseph Martin’in gerçekleri kendine göre değiştirerek düşlerini ayakta tutma çalışmasını da gözler önüne serer.

1909 yılına gelindiğinde Robert Walser başka bir roman üzerinde yoğunlaşmıştır; Jakob von Gunten. Eğitici amaçlar taşıyan bu romanda, von Gunten’in insanlık onurunu korumak amacıyla Benjamenta adlı eğitim enstitüsüne yazılır. Buradaki eğitim kesin itaatı empoze eder, çünkü ancak bu şekilde korkuyu ve düşkırıklığına yol açan duyguların önüne geçilebilmektedir. Jakob, itaat kuralına boyun eğmeyip güncesinde bu sistemle eleştirel bir biçimde hesaplaşmaktadır. Dışarıya karşı uyumlu bir tutum sergileyen genç, sonunda enstitünün yöneticisiyle birlikte düşlediği çöle doğru yola çıkar. Fakat hiyerarşik olmayan bir topluma ilişkin tasavvurları düş kalmaya mahkumdur. Walser’in yukarıda anlattığımız üç romanı da herhangi bir sınıflandırmaya sokulamamış ancak edebiyat çevrelerinin büyük beğenisini kazanmıştır. Başta Hermann Hesse, Franz Kafka ve Robert Musil olmak üzere bir çok yazar Robert Walser’in eserlerinin hamiliğini yapmıştır. Ancak yazar, toplumun takdir etmesini pek umursamaz. Çünkü o, gereçli normları reddederek bu başarıyı elde etmiştir. Walser 1913 yılında parasal problemler yaşamış ve ekonomik bunalım yazarın doğduğu şehre geri dönmesine neden olmuştur. Burada düz yazı ile öykülere yoğunlaşır ve aralarında Gezinti’nin de bulunduğu öyküleri o yıllara aittir. Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de insanın küçüklüğünün bilincinde olmasını gerçek büyüklük, başarısızlığının da aslında gerçek başarı anlamına geldiğini anlattı. 1900’lü yılların başında üzerinde durduğu ancak romanları ve diğer çalışmaları nedeniyle ara vermek zorunda kaldığı drama çalışmalarına 1920’li yıllardan itibaren tekrar yoğunlaşan yazar, konularını genellikle düş ile yaşam arasındaki gerilimden aldı. Masalsı anlatımla yazılan bu eserlerde örneğin Kül Kedisi’ndeki fakir kız prensin kendisine armağan ettiği elbiseyi giymek istemez. Ancak kendisine çok fazla yükümlülük getiren yeni yaşantısına yavaş yavaş uyum sağlamaktan geri durmaz.

Doğduğu kente geri dönen yazar geçimini gazete ve dergilere yazdığı kısa düzyazılarla sağlıyordu. Ancak ruhsal bir yanlızlık içerisindeydi. Bu yalnızlık 1929 yılında psikoz geçirmesine ve Waldau hastanesine yatırılmasına neden oldu. Dört yıl sonra nakledildiği Appenzell yakınlarındaki Harisau kentinde bulunan bir akıl hastanesinde yıllarca yatmak zorunda kaldı. Dünya edebiyatındaki ayrıcalıklı pozisyonu ancak 1950’lerden sonra fark edilen Robert Walser 25 Aralık 1956’da, kaldığı akıl hastanesinde yaşamını yitirdi.

Kendi isteğiyle 30 yıldan fazla akıl hastanesinde yatan Robert Walser kendine has yazı tarzıyla 560 sayfayı aşan yazılar yazmış, ölümünden sonra özel aletler sayesinde çözülen bu yazılardan çok sayıda roman , öykü ve denemeler çıkmıştır.

“Bana ne olduğunu biliyorum ama elimden hiçbir şey gelmiyor. Kaçınılmaz sonu bekliyorum”

Reklamlar