Sait Faik Abasıyanık

SAİT FAİK ABASIYANIK ESERLERİ

  1. Sokaktan Geçen Kadın, Sait Faik Abasıyanık

  2. Alemdağı’nda Bir Yılan, Sait Faik Abasıyanık

  3. Öyle bir hikaye, Sait Faik Abasıyanık

  4. Gazeteler ve Çocuk, Sait Faik Abasıyanık

  5. Arkadaş, Sait Faik Abasıyanık

  6. Lüzumsuz Adam, Sait Faik Abasıyanık

  7. Semaver, Sait Faik Abasıyanık

SAİT FAİK ABASIYANIK HAYATI

1906 yılında Adapazarı’nda doğdu. Babası kereste ticareti yapan Mehmet Faik Abasıyanık, dedesi Sait Ağaydı. İlköğrenimini Adapazarı’nda Rehberi Terakki Mektebi’nde yaptı. Ailenin soyadı aslında «Abasızoğulları»ydı. Soyadı yasası çıktıktan sonra «Abasıyanık»a çevrilmiştir. Ortaöğrenimini İstanbul Erkek Lisesinde sürdürdü. Liseyi Bursa’da bitirdi (1928). Bir ara İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde okudu. Babasının isteği üzerine İsviçre’ye ekonomi öğrenmek İçin gitti. Babası, kendisi gibi oğlunun da tüccar olmasını istiyordu. Lozan’dan Grenoble’e gitti. Öykülerinde izler bırakan bir kenttir Grenoble. Sözgelişi «İhtiyar Talebe» Grenoble günlerinin ürünüdür.

Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe grubu dersleri öğretmenliği yaptı. Sait Faik’in öğrenimi gibi, öğretmenliği de fazla sürmedi. Bütün bu işleri kendine göre bulmadığı bellidir. Fransa’ya iki kez daha gidecektir. Birincisi 1931 yılındadır. İkincisi 1938’de… Sonuncusuysa 1951 yılında olmuştur. Bu son gezisi karaciğerini tedavi ettirmek içindi. Kimseye haber vermeden Paris’e uçmuş, beş gün sonra da yine uçakla çıkıp gelmiştir. Karaciğer tedavisinin yanında, gezip ferahlamak isteği de vardı bu gezinin amaçları arasında. Pasaportuna «mesleksiz» diye yazmaları olayı O’nu iyicene kızdırmıştır. Paris’e ikinci gidişindedir bu olay…

Sait Faik özgür yaradılışlı bir insandı. Yaşamında, yaşama tavrında açıkça görülür bu özellik. Babası, bir iş sahibi olsun diye zahire dükkânı açmıştı. O, istediği zaman işe gelmiş, dükkânı istediği zaman kapatmış; birkaç ay içinde de, malları zararına satarak anahtarı babasına teslim etmişti. Öykülerinde de görülür bu başıboşluk, bu özgürlük… Sözün kısası bir «kural» adamı değildi. Kalıplardan, belli bir işin alışkanlıklarından sürekli olarak kaçmıştır. 1942’lerde bir ay kadar Haber gazetesinde adliye muhabiri olarak çalıştı. Aslında geçim için bir gereksinmesi yoktu. Yeterli geliri vardı ailesinden. Daha çok yazı malzemesi toplamak içindi bu tür uğraşları. Ne ki, kendisine sorulsa, geçim sıkıntısından söz açardı. Parasından, gelirinden söz açmazdı zaten. Olduğu gibi görünen, görünmesini seven bir insandı, özentiden, gösterişten uzaktı. Ömrünün çoğu Burgaz adasındaki köşklerinde ya da Şişli’de Bulgar Çarşısındaki apartman katında geçti anasıyla birlikte. Anasına düşkündü. Gerçekten severdi anasını. 1953’de Mark Twain Derneği’-nin onur üyeliğine seçildi.

Yaşamı boyunca evlenmemiştir. Tedirgindi. Yalnız ve umutsuzdu. Sirozdan rahatsızdı. 11 Mayıs 1954 salı günü öldü.

San’at Kişiliği :
San’at yaşamı lise sıralarında başlamıştır. Önceleri şiirler yazmıştır. İlk öykülerini (Zemberek, Beyaz Mendil) Bursa Lisesi’ndeyken yazdığım biliyoruz. İlk yazısı Milliyet Gazetesi’nde yayımlanmıştır. Ününü sağlayan ilk öyküleri varlık’ta … Öykülerinde konu ve olaydan çok, şiir ve izlenim önemlidir. Bir günün, bir ânın, bir insanın, bir izlenimin etkisi, etkinliği… Ve bunların sürerliliği… Ömer Seyfettin öyküsünden epeyce ayrılır, yazdıkları… Ruhbilim çözümlemeleri, olayın ikinci plânda oluşu… Hattâ kimi zaman olayın hiç bulunmayışı… Eşyanın, insanın; görüntüden çok içinin, iç yapısının anlatılışı… Daha çok konuşma dilinin egemen oluşu, belli başlı özelliklerindendir Sait Faik öyküsünün, insan sevgisi, içtenlik, dramatik gerilim önemli bir yer kaplar yazdıklarında. Bunları anlatmanın ustasıdır. O’nun öykülerinde insanlar, doğa, balıkçılar, ayakkabı boyacıları, yaşam; birbirinden ayrılmaz bir bütündürler. Sait Faik bir İstanbul öykücüsüydü. Kentten sıkıldığı zaman kıyılara, balıkçılara koşardı. Doğaya, yalnızlığa sığınırdı. Deniz adamları, balıkçılar çok belirli bir biçim ve özde çizilmiştir öykülerinde. Sayıları da azdır. Kentle, kalabalıkla ilgili öykülerindeyse; kişiler daha çoktur. Kimi zaman izlenmesi bile güçleşmektedir.

Kimi zaman kaleminin ucuna nasıl gelmişse öyle yazmıştır. Yani savruktur. Belki bir disiplinsizlik de denilebilir buna. Ne ki, şurası bir gerçektir; dili ustalıkla kullanmasını bilmiştir. Konuşur gibi yazmıştır. Savrukluğu, disiplinsizliği yazdıklarının değerini eksiltmez. Denilebilir ki, yaşamındaki kurallardan kaçışla, bir «kalıp» adamı olmayışla ilgilidir savrukluğu, kimi zaman gelişigüzel yazması… (Bizce salt bir «gelişigüzel yazış» değildir bu. O’nun kendine özgü yaşam ve yazış tavrıdır).

YAPITLARI:
A — Öyküleri
1 — Semaver: 1936, 1951, 1955, 1965, 1970.
2 — Sarnıç: 1939, 1950, 1955, 1965, 970.
3 — Şahmerdan: 1940, 1951, 1955, 1970.
4 — Lüzumsuz Adam: 1948, 1954, 1965, 1970.
5 — Mahalle Kahvesi: 1950, 1954, 1965, 1970.
6 — Havada Bulut: 1951, 1955, 1965, 1970.
7 — Kumpanya: 1951, 1965, 1970.
8 — Havuzbaşı: 1951, 1957, 1965, 1970.
9 — Son Kuşlar: 1952, 1956, 1965, 1970.
10 — Alemdağda Var Bir Yılan: 1954, 1957, 1965, 1970.
11 — Az Şekerli: 1954, 1957, 1965, 1970.
12 — Tüneldeki Çocuk: 1955, 1965, 1970.
B — Röportajları
1 — Mahkeme Kapısı: 1956, 1965, 1970.
C — Romanları
1 — Medar-ı Maişet Motoru: 1944. Bir Takım İnsanlar Adıyla: 1952, 1965, 1970.
2 — Kayıp Aranıyor: 1953, 1958, 1965, 1970.
D — Şiirleri
1 — Şimdi Sevişme Vakti 1953, 1958, 1965, 1970.
E — Çevirileri
1 — Yaşamak Hırsı (George Simenon’dan), 1954.

Reklamlar