Söz Yitimi, Cemal Süreya

SÖZ YİTİMİ

1.
Yürüyor muyduk,
Yoksa bir doğa parçasının
Altını mı çizdiriyorlardı bize?

2.
Ellerimizde küçük kâğıt kutular
Yüzlerimiz asılsız.

3.
Bir yere geldik ki
Hiçbir sokağın adı yok.

4.
Binlerce çocuk,
Siyah-beyaz bir kuşak,
Ötelerden akar sessizce.

5.
Cebimde bir paket sigara
Bir tırnak makası
Bir mendil
Ve bir küçük yaratık
Ne olduğunu bilmediğim.

6.
Bir yere geldik ki
Güneş, heyy!
Ay, Ayy!

7.
Bu toptan içine devrildiğimiz
Bu bir şey, bir değirmi,
Anlatılmaz bu, bu bir gülümseme.

8.
Öteşiirde
Batar çıkar sözcüklerimiz.

Reklamlar

Yaz Sonu, Cemal Süreya

YAZ SONU

Sukürenin perisi sen; sen, taşkürenin avcısı,
Bir kişi daha olsa yanınızda
Siz orda öpüşürken,
Ne diyorum bir kişi daha;
Alamut kalesinde öpüşürdünüz.
Ona göre gelişirdi her şey,
Yeni bir güzelduyu açılırdı
Bir töre cançekişirken.

Karagözlü hançer, sen; sen, mavi bakışlı kılıç,
Unutulmazlarınızı dökerken birer birer,
İki kişi daha olsa yanınızda,
Mihri’nin vuruluşu ve çantası
Ve elindeki tuğla da gelirdi gündeme;
Daha sonra kesilen barsağı, iki metre;
Kediler uzaklaşırdı ısrarla camdan bakan;
Ne diyorum iki kişi daha.

Kavaldan akan gökyüzü, sen; sen, düşten geçilmez bahçe,
Sınıf arkadaşları, şarap ve tezek kokan,
Dağın Eskisi’ne iki vadiden seslenirken,
Ne diyorum beş kişi daha olsa yanlarında,
Ama her şeye üçünün bileşkesinde varan;
Ne bilim-sanatı Hayyam’ın, ne siyaseti Nizam’ın,
Ne yiğitlik, ne aşk… Bir şey kalmazdı tek başına.
Ahırlarımızda her zaman sana ayrılmış bir at vardı.

Ve sen sonunda bir gün çıkar gelirsin diye,
Çok şeyin adı küçük yazıldı;
Silinmez anlar vardır,
Karşı konmaz özlemler,
Ben şimdi ne istediğimi de bilmeden artık
Bağırıp duruyorum ya, şurda,
Sen yaz sonunu ilan eden güzel keten,
Güneşten yırtılmış caz, sen!

Sıcak Nal, Cemal Süreya

SICAK NAL

I
Art çocuk, Muhyiddin Çelebi,
Molla Fenari’nin kısık fitili;
Okuduğu her beyitten sonra
Gülsuyuyla yıkardı ağzını;

Kirlidir şiir; ve söz, atılmazsa zehirdir;
Bunu bilirdi;
Acı bir gölge geçerdi bakışından,
Mesir macununun içindeki çivit gibi.

Karısı yanındaydı hep,
Çocukluktan kalma
Ve artık değişmezlik kazanmış
Yanlış bilgi;

Odalarda ışıksız iki aslan
Derinliğine iki atla sevişirdi.

Kerbela yası hemen her zaman
Görünmez kılardı Mevlit sevincini;

Ölümü düşünen,
Daha doğrusu anımsayan yüzü
İlençler denizinde yüzerdi.

II
Dikenli tele takılmış çiçek,
Yüzyılımız çiçek diye seni getirdi.

Gökyüzüne çarpıp düşen kelebek,
Kumaşları mı diyeceksin şimdi?

III
Pencere silen kadınların
Uzaklarda bir yeri aynatmasından belli;

Giysilerden, bayraklardan, cenaze törenlerinden;
Ayakları dolaşan sandalyelerden;

Ağzı ağzına dolu telefonlardan
Gözleri bozuk paralardan

Saplantılı duvar saatlerinden
İçkilerin giderek küçülmesinden

Belli, iyi şeyler olmayacak.

IV
Meyvelerin turuncu aktığı oynak oluk,
Ayrımlar eşiği.

Merhaba tahıl,
Yolun bilgisi işte bitti!

Evreşe,
Tek türküsüyle varolan ela gözlü kasaba,
Bir çocuğum olsun isterdim senden.

Adını değiştirmişler senin de mi?

V
Bir şey var şu bizim durumumuz ona benziyor
Umarsızlığı yüceltmek mi desem?
Renkleri beklemek belki…

Makbule geçmeyen armağan
Ya da
Zindanda gökbilim öğrenimi.

Ya da
Satın alınmak
Ezgiler tarafından.

VI
Yakup Cemil’in
Kurşuna dizilmeden hemen önce
Üst üste içtiği
Ömründeki ilk üç sigara.

VII
Ölü duvağı,
Ak altın
Boz altın.

VIII
Kafes de, diyorlar, kuşu neden istesin ki!
Gözlerine mendil bağlamış hocalar.
Nereden mi öğrendim, gazeteden mi?
Karaköy altgeçidinde bekliyor
Şemsiyesini tüfek gibi asmış omzuna
Ölüm meleği.

IX
Yazı artık günbatımında
Yazı bize geldi.

X
Bir şey var
Balkonlar kollarını açmışlar
Ona sarılacaklar.

Kurt, Cemal Süreya

KURT

Köpek, diliyle içer suyu
Kurt, soluğuyla

Yüreğinin kokusunu taşır
Boynundaki kutup çiçeği
Öfkeli değil lâcivert
Yırtıcı değil sıcak.
Kurt: büyük karbonun sesi
Karanlıktan çağlayarak
Atardamarıyla koşar,
Ulur gözlerinin arasıyla.

Kıt karınlı, iki mevsimli
Yazları kızıl kışları ak
Bir şimdiki zaman içinde
Belleğini örttükçe tipi
Unutuşun gri tipisi
Yorgun atların tarazlı tipisi
Ay tutulur gözlerinde
Kaçar ufuk
Bulanır gezegen.

Erzurum’da Horasan’da
Bütün kuzey yarımkürede
Çağlar boyunca kurt
Yekpare bir kemik halinde
Tek bir kurtta yaşadı
Sonra papağanlar geldi
Gözlüklü yılan Hint’ten geldi
Maymunlar Madagaskar’dan
Ornitorenk Avustralya’dan
Denizler büyüdü
Gece azaldı.

Kurt, soluğuyla içer suyu
Köpek, diliyle

Köpek: ılık profesyoneli
İpeğin, camın, korunun
Eti havayla dolu
Burnunda sinir, kıçında peri
Bakkal, tefeci, orospu
Hayvan hikâyesi düzenlerin
Ve tanrının koyunlarını
Güden çobanın dostu

Ödleriyle öten kuşlar gibi
Havlaya havlaya kirlenir
Düşen kulaklarıyla birlikte
Buruşur sevinci
Ama diktilri mi kurdun karşısına
Ağzı cehennemleşir.

Kurt altı yavru doğurur
Köpek olur bunlardan biri

(Papirüs, Sayı:2, Temmuz 1966)

Cemal Uzunoğlu, Tomris Uyar, Tevvik Akdağ, Cemal Süreya, Ece Ayhan, Nilgün Marmara, İlhan Berk

Cemal Uzunoğlu, Tomris Uyar, Tevvik Akdağ, Cemal Süreya, Ece Ayhan, Nilgün Marmara, İlhan Berk
1984, Nİlgün Marmara’nın evinde çekilmiş bir fotoğraf.

Korkarak Vinç!, Cemal Süreya

KORKARAK VİNÇ!

N’olur bir bebek alalım oyuncakçıdan
Karnına bastıkça “bi dakka” desin,
Şeye gidelim, içaçan’a, ordan dönünce
İkinci ev çıksın karşımıza, soldan.
Amerika aile dramlarını işleyen filmler vardır,
Taşra illerinde geçer, falan;
Bir sürü de ev vardır seyrek seyrek
Öyle bir evin kapısından girelim:
Kader sokak, 13/2
Adresim oldun benim,
Biliyorsun bunu değil mi?
Alınyazım oldun
(N’olur alalım)
Korka korka çaldım kapını
(Bir bebek alalım)
Ne yapayım sevdim seni
(“Bi dakka” desin)
Eline ayağına düştüm
(Karnına basınca desin)
Sensin artık ne varsa:
Aşktı, kavgaydı, uzak yerler özlemiydi
(Alalım, n’olur, bir bebek
Gözlerinde bizim bakışımız olsun)
Kan-revan sevişelim
S. hanım, n’olur, gelmesin
Tutarsızlık deme bir daha
Bizim sigaralarımız birbirini tutmuyor
Bir bebek alalım çarşıdan
Çay kahve içsin
Çay dedim de aklıma geldi
Şeker eksiği giderilsin;
Sigara dedim de aklıma geldi
Sigara bas parmağıma
Yansın parmağım cızz! desin
Benim ceketim askıda
Böyle yıllarca beklesin
Gömleğin eteğinin içinde
Yüzyıllarca…
Çamaşırlarımız tutkuyla çıkarılmış
Aşkla sıyrılmış çamaşırlarımız
Dört kat çimenin üstünde
Ve çarpınan bedenlerimizin altında
Ve yaşlı, hoşgörülü aynanın karşısında
Ve saatimi mutlaka çıkarmalıyım bundan böyle
Ne diyordum, işte çamaşırlarımız
Dalgalanan etimizin altında
Ezilsin böyle binyıllarca
Bir kokun var senin: iksirdir
Yaptığın çay iksirdir
İçindeyken senin, ne içindeyim
Birtakım yapraklar içindeyim
(N’olur al bir bebek çarşıdan
Maltepe desin
Kahverengi desin
Yumurta desin
Bir sınır hediyesi desin)
Geldim işte vurdum kapıyı
Birdenbire seni!
Sessizce
Güvenli ama hüzünlü
Hüzünlüyse de güvenli
Bir orman perisi gibi
Bir ağaç gibi, dalını
Nereye uzatacağını bilen.
Sonra iki yudum konyak
Koltuklar sadakat dolu
Sehpanın sarılışı ise
Sanma ki başka şeyden
Sevinçten, yavrum,
Sevinçten sevinçten
Vinç! diye öter sevinç kuşu
N’olur al bir bebek
Karnına basınca vinç! desin
Basmayınca da vinç! desin
Ben böyle düşünüyorum
Senden ne haber?

Gölge Oyunu, Cemal Süreya

GÖLGE OYUNU

Gölgeme bak gölgeme
Amma aşık, amma divane
Oturmuş kanepesinde gurbet elin
Kendini seyreder gözlerimde
Amma aşık, amma divane.

Gölgene bak senin gölgene
Amma fakir, amma biçare
Ceplerini elleriyle doldurmuş
Aynı kanepesinde gurbet elin
Amma fakir, amma biçare.

Ya öbür adamın gölgesi, öbür
Amma hinoğlu hin, amma hergele
Ayıp fiiller kuruyor belli
Kulakları toprağın üstünde kocaman
Amma hinoğlu hin, amma hergele.

Gölgelere bak gölgelere
Amma işsiz güçsüz, amma avare
Şarkılara inanıyorlar bütün gün
Hepsi de aynı şarkının insanları
Amma işsiz güçsüz, amma avare…

Kesik, Cemal Süreya

KESİK

Sokaktaki adamların gözlerinde yitik
Nasıl oluyor bir türlü anlamıyorum
Arada bir barış arada bir gökyüzü
Her şeyin güzeli aşkla beraber
Kesik kesik

Hiç durmadı aşk dursa bile dünya
İnsanlar sevdiler hep bazı insanları
Gece inmesin gözlere ve sokaklara
Vücutlar arasında kadınlık erkeklik
Aşkla ayakta

Ama ne var eskisi gibi değil
Bir başına değil aşk başka sevilerle koşullu
Meselâ barışla arada bir gökyüzüyle
Her şeyin gerçeği insanlıkla beraber
Aşk ünlü güzellik

Bir şey var değişen belli besbelli
Hangi şarkıya gitsem görüyorum
Açılan gözlerinde büyük büyük
Almış insanları bir düşünce
Hürriyet eskidi