Thales

 

 

“O (THALES) NEYİN ZOR OLDUĞUNU SORANA: “KENDİNİ TANIMAK”; NEYİN KOLAY OLDUĞUNU SORANA: “BAŞKASINA AKIL VERMEK”; NEYİN EN TATLI OLDUĞUNU SORANA: “KAVUŞMAK”; TANRININ NE OLDUĞUNU SORANA:”BAŞI SONU OLMAYAN ŞEY”; GÖRDÜĞÜ EN ACAYİP ŞEYİN NE OLDUĞUNU SORANA: “YAŞLI BiR TİRAN”; İNSANIN TALiİHSİZLİĞE EN KOLAY NASIL KATLANACAĞINI SORANA: “DÜŞMANLARINI DAHA KÖTÜ DURUMDA GÖRDÜĞÜ TAKDİRDE”; EN İYİ VE EN DOĞRU NASIL YAŞAYACAĞIMIZI SORANA: “BAŞKALARINDA KINADIĞIMIZ ŞEYİ KENDİMİZ YAPMADIĞIMIZ TAKDİRDE” (DİYE CEVAP VERMiŞTiR)” (DL 1, 2).

Yunan felsefesi Milet Okulu’yla başlar. Milet Okulu’nun ilk temsilcisi olarak ise Aristoteles tarafından Thales zikredilir. Thales’e ait elimizde kendi elinden çıkmış hiçbir metin veya metin parçası mevcut değildir. Daha ilkçağ’da ona mal edilen eserlerin kendisinin olmayıp, sahte oldukları bilinmektedir. Thales hakkındaki bilgileri kendilerinden edindiğimiz başlıca kaynaklarımız Herodot, Aristoteles, Teophrastos ve Diogenes Laertius’tur.

THALES HAYATI VE KİŞİLİGİ

Thales’in İÖ 625/4-546/5 yılları arasında yaşamış olduğu hesaplanmaktadır. O halde Yunan dünyasının ünlü yedi bilgesinden biri olan ve Atina’ya yasalar hediye etmiş bulunan Solon’la, yine ünlü Lidya kralı Karun’un veya Krezüs’ün (Kroisos) çağdaşıdır. Baba tarafından Karia’lı, anne tarafından Fenike’li olduğu ileri sürülmektedir. Ancak kendisi doğma büyüme Milet’lidir.

Gelenek bize Thales’i çeşitli ve değişik kılıklar altında göstermektedir. Örneğin Platon, daha önce de belirttiğimiz gibi Theaitetos’da onu, yıldızları incelerken önünde bulunan kuyuyu görmeyecek içine düşen dalgın, dış dünyadan tamamen uzak bir bilim adamı olarak takdim etmektedir ( 1 74 a). Ancak Aristoteles bunun tersine onu zeytinyağı üzerinde karaborsa yapan çok başarılı bir işadamı olarak göstermektedir. Bilindiği üzere zeytinin bir var yılı, bir de yok yılı vardır. İşte Thales bu var yıllarından birini önceden tahmin ederek, elindeki bütün parasını bölgede bulunan zeytin ezme makinelerinin tümünü kiralamaya ayırmış, o sene ürün bol gelince de bu ezme makinelerini çok fahiş fiyatlarla ihtiyacı olanlara kiralamış ve bundan büyük bir servet kazanmıştır (Politika, II, 1259 a 6).

Herodot ise bize Thales’ın Lidya’nın Persler tarafından yıkılmasından önce, İonya yurttaşlarına Lidya istilasına karşı koyabilmek için başkenti Teos olacak bir federasyonda örgütlenmeleri yolunda bir tavsiyede bulunduğunu söylemektedir (Her. Tarihi, ı, 75, 1 70). Bu İonyalılar tarafından dikkate alınmayacak, çok akıllıca bir öneridir. Yine Herodot, Thales’in Lidya kralı Alyattes ile Med hükümdan Kyaksares arasında yapılan savaş sırasında meydana gelen güneş turulmasını önceden tahmin ettiğini ve bunu İonyalılata söylediğini bildirmektedir ( Her. Tarihi, ı, 74 vd.).

Bir başka rivayete göre Lidyalıların Medlere karşı yaptıkları bir seferde Kızılırmak’ı rahatça geçebilmeleri için bu nehrin kenarında bir kanal kazdırmış, Kızılırmak’ın sularını ikiye böldürmek suretiyle seviyesini alçaltmış, böylece onun üzerinde rahatça bir köprü kurulmasını sağlamıştır (Her. Tarihi, ı, 7 5).

Denizci bir şehir devleti olan Milet’in gemicilerine denizde yönlerini kaybetmemeleri için Küçük Ayı takım yıldızını yön tayin etmede esas olarak almalarını öneren ilk kişinin de Thales olduğu söylenmektedir. Öte yandan, Aristoteles’in öğrencisi ve Yunan dünyasında matematik ve astronomi tarihine ait ilk eserin yazarı olan Eudemos, Thales’in Mısır’a gittiğini ve oradan geometri bilimini ilk kez Yunanistan’a getirdiğini, ayrıca kendisinin geometri alanında biri bugün de kendi adıyla bilinen (Bir dairede çapı gören çevre açı, dik açıdır) birçok teoremin bulucusu olduğunu söylemektedir. Bu teoremler arasında, her ikizkenar üçgenin taban açılarının birbirine eşit olduğu, birbirini kesen iki doğruda ters açılarının birbirine eşit olduğu, bir dairenin çapla iki eşit kısma bölündüğü teoremleri de vardır (DK. 1 1 , A 20).

Eudernos’un Thales’e mal ettiği iki buluş ise, onun bir kulenin tepesinden denizdeki gemilerin uzaklıklarını ve Mısır piramitlerinin yüksekliklerini ölçmesine ilişkindir. Eudernos birinciyle ilgili olarak Thales’in birbirlerine eşit üçgenlerle ilgili geometrik bir teoremden yararlandığını, ikinciyle ilgili olarak ise daha pratik bir akıl yürütme yaptığını söylemektedir: Bu akıl yürütme insanın gölgesinin boyuna eşit olduğu bir anda, piramidin gölgesinin de onun boyuna eşit olacağı düşüncesine dayanmaktadır. Herodot’un Nil Nehri’nin her yaz başında taşmasına ilişkin olarak verdiği üç açıklamadan birincisinin, yani bu taşmanın nedeninin yaz rüzgarları olduğu kuramının da gerçek sahibinin Thales olduğu anlaşılmaktadır ( Her. Tarihi, II, 20).

Bütün bu haberler veya bildiriler, Thales’in kişiliğinde çok yönlü bir insanla karşılaştığırnızı göstermektedir. Anlaşıldığına göre, o aynı zamanda tüccar, devlet adamı, mühendis, matematikçi ve astronorndur. Thales matematik ve astronomiye ilişkin bilgilerini herhalde Mısır ve Babil’e yapmış olduğu ileri sürülen yolculuklarında kazanmıştır. M. Ö. 585 yılının 28 Mayıs’ında meydana geldiği hesaplanan güneş tutulmasını önceden tahmini, onun Babil astronomisinin sonuçlarından yararlanmış olduğunu göstermektedir. Çünkü bu dönemde Yunan dünyası henüz bu tür bir tahmini mümkün kılacak kadar gelişmiş astronomi bilgisine sahip değildi. Buna karşılık Babillilerin yüzyıllardan beri gök cisimlerinin hareketlerini gözlemlemelerine dayanarak biriktirdikleri cetveller mevcuttu.

Öte yandan astronomi hakkındaki bu ileri bilgisi, sahibi olduğunu bildiğimiz ilkel dünya tasavvuruyla hiç uyuşmamaktadır. Çünkü Thales’in dünyayı su üzerinde yüzen bir tepsi gibi düşündüğü bildirilmektedir. Onun Mısır piramitlerinin yüksekliğini ölçtüğü, Nil’in taşmasıyla ilgili yukarıda sözünü ettiğimiz kuramı ileri sürdüğü yönündeki rivayetler ise Mısır’a gerçekten gitmiş olabileceğini göstermektedir.

ÖGRETİSİ
Thales’in asıl anlamında felsefi düşüncelerine gelince, bu konudaki ana kaynağımız Aristoteles’tir. Aristoteles, Thales’in felsefi görüşleri hakkında bize bazı bilgiler vermektedir, ama bunların hangi yollarla kendisine geldiği, onlarla ilgili olarak hangi kaynaklara dayandığı ve Thales’in bu görüşlerinin hangi akıl yürütmelerinin veya gözlemlerinin sonucu olarak ortaya çıktığı hakkında fazla bir açıklama getirmemektedir. Bu sonuncu hususa ilişkin olarak, sadece kendisinin de birer “tahmin” olduğunu kabul ettiği bazı akıl yürütmelerde bulunmaktadır.

Su, Her Şeyin Arkhesi, İlkesi veya Doğasıdır

Aristoteles’in Thales’e mal ettiği görüşleri üç noktada toplamamız mümkündür:
1) Su, her şeyin arkhesi, ilkesi, doğası, nedeni veya tözüdür
(Metafizik, 983 b 20);
2) Dünya, suyun üzerinde yüzer (De Caelo, 294 a 28) ve nihayet;
3) Her şey, tanrılarla doludur (De Anima, 4 1 1 a 7).

Bunlara mıknatısın canlı olduğu, çünkü demiri kendine doğru çekme gücüne sahip olduğu yönündeki görüşünü de ekieyebiliriz (De Caelo, 405 a 1 9; DK. 1 1 , A 22, 23).

ilk önerme, Thales’in tüm Milet felsefesinin ana problemine; her şeyin kendisinden geldiği, kendisine gittiği, kendisinden yapıldığı şeyin, değişenin altında değişmeden kalan, varlığını devam ettiren şeyin ne olduğu sorusuna, evrende en çeşitli ve değişik kılıklar altında kendisini gösteren unsurlardan biriyle, yani su ile cevap verdiğini göstermektedir. Acaba Thales’i bu görüşe götüren nedenleri tahmin edebilir miyiz veya bu görüşü ileri sürmesinde etkili olan muhtemel etkenlerden sözedebilir miyiz? Aristoteles’e göre onu bu inanca, yani suyu ana madde olarak kabul etmeye götüren şey, her şeyin sıvımsı bir varlıktan beslendiğine ve sıcağın kendisinin de ondan çıkıp onunla yaşadığına ilişkin gözlemi olmuştur. Bunun yanında, yine Aristoteles’e göre, Thales’i suyu “töz olarak” kabul etmeye götüren diğer bir neden, her şeyin tohumunun nemli bir yapıda olduğuna ve suyun, nemli şeylerin doğasının kaynağı olduğuna ilişkin diğer bir gözlemi olmuş olmalıdır. (Metafizik, 983 b 20-27).

Thales’in kendi kişisel gözlemlerinden hareketle suyun her şeyin ilkesi olduğu görüşüne gittiğini söyleyen Aristoteles, hemen arkasından eski kozmologların da dünyayı aynı şekilde tasarlamış olduklarını sözlerine eklemekte, yani bir bakıma bu görüşün pek de orijinal olmadığını, Thales’in bu eski kozmogonilerden etkilendiğini ima etmektedir. (Metafizik, 983 b 27-a 5).

Gerçekten de, Thales’in her şeyin aslının su olduğu veya her şeyin aslında su olduğu görüşünün kendi orijinal buluşu olmadığını hissettiren birçok işaret vardır. Thales’ten çok önceleri Mezopotamya’da kaleme alınmış olan ünlü Yaratılış şiirinin başında benzer bir görüşe rastladığımız gibi Yunan dünyasında Homeros, dünyanın Okyanus’un ortasında yüzen bir kara parçası olduğunu söylemekteydi. Nihayet bu tasavvurun insanlığın en eski çağlardan bu yana sahip olduğu kolektif tasavvurlarından birini oluşturduğunu söylememiz de mümkündür; çünkü semavi dinlerin hepsinde bulunan “Tufan” efsanesi bu görüşün bir başka versiyonu olarak yorumlanabilir.

Bununla birlikte Thales’e, kendi gözlemleri de bu görüşü telkin etmiş veya eski tasavvurlardan miras aldığı bu görüşü kuvvetlendirmiş olabilir. Bu gözlemler neler olabilirdi? Onlar yukarıda Aristoteles’in kendilerinden söz ettiği şeylere benzer şeyler olmalıdırlar. Örneğin Thales, Nil nehrinin taşmalarından sonra Mısır’da Nil deltasında hayat fışkırdığını görmüş ve Herodot’un “Mısır, Nil’in bir hediyesidir” görüşüne benzer bir görüşle “Hayat, suyun bir hediyesidir” görüşüne varmış olabilir.

Sonra yine Thales, belki bundan daha da açık ve önemli bir gözlem yapmış veya böyle bir gözlemden hareket etmiş olabilir: Bu suyun donduğu zaman buz gibi katı, ısındığı zaman su buharı gibi gaz halinde olma imkanına sahip bir varlık olduğuna ilişkin gözlemdir. Dünyadaki bütün varlıklar hemen hemen bu üç halden birinde, yani ya sıvı, ya katı, ya da gaz halinde ortaya çıktıklarına, öte yandan suyun kendisi bu üç hale de bürünebildiğine göre, bundan varolan her şeyin aslının su olduğu görüşüne geçmek herhalde makul bir çıkarsama olacaktır.

Öte yandan Thales, suyun bütün canlıların bedeninde miktar olarak işgal ettiği büyük yerle işlev olarak sahip olduğu büyük önemi görmüş veya onlar üzerinde düşünmüş olabilir.

Nihayet belki bütün bunlardan daha olası olarak, daha önce işaret ettiğimiz gibi o eski mitolojik dünya tasavvudarından suyun bir tanrı veya mitolojik bir varlık olarak her şeyin kaynağında bulunduğu görüşünü almış, ancak sözkonusu mitolojik varlığı veya tanrıyı bu kılığından çıkarıp, doğal halde etrafımızda gördüğümüz fiziksel suya indirgeyerek sözünü ettiğimiz görüşünü ortaya atmış olabilir.

Her Şey Tanrılarla Doludur
Thales’in her şeyin tanrılada dolu olduğu yolundaki diğer önemli bir görüşü ile ilgili kaynağımız yine Aristoteles’tir. Aristotoles buna Ruh Üzerine (De Anima) adlı kitabında alem ruhunun varlığını ileri süren filozofları eleştirirken temas eder. Ancak Aristoteles bu konuda ihtiyatla davranır ve Thales’in belki bu bağlamda olmak üzere her şeyin tanrılada dolu olduğu görüşünü savunduğunu söyler ( 411 a 7-9). Daha sonra bu görüşü kendi bağlı oldukları sistemler ve kuramlar içinde yorumlayan ilkçağ yazarları ise Thales’e bir âlem ruhu, her şeyi sudan meydana getirten bir tanrısal ruh anlayışı izafe ederler. Bu arada Thales’in “her şeyin tanrılarla dolu olduğu” görüşünün onun bir tanrıtanımaz olup, olmadığı yönünde bazı tartışmalara yol açmış olduğunu da kaydedelim.

Bununla birlikte bu “her şeyin tanrılarla dolu olduğu” görüşü, onun mıknatıs taşının demiri hareket ettirme gücüne sahip olduğu için canlı olduğu görüşüyle birleştirilince, akla daha yakın bir açıklamayı da mümkün kılmaktadır: Thales her şeyin esrarengiz, canlı güçlerle dolu olduğuna inanmaktadır; mıknatısın demiri çekmesi olgusundan hareket etmekte, bu olguyu genelleştirerek bütün varlıkların içine yerleştirmektedir. Thales’in canlı ile cansız arasındaki ayrımı gözönünde tutmayıp her şeyin ruhu veya canı olduğuna inandığını düşünürsek, bu durumda her şeyin tanrılarla dolu olması, Thales için her şeyin canlı güçlere sahip olması anlamına gelebilir. Bununla birlikte, Thales’in bu durumda tanrı sözcüğünü, içinde yaşadığı Yunan dünyasında insanların çoğunluğunun bu sözcüğe geleneksel olarak verdikleri anlamdan farklı bir anlamda kullandığını kabul etmek zorundayız.

Madde, Canlıdır
Maddeyi canlı olarak kabul eden görüşe hilozoizm adı verilir. Bu, dilimizde canlı maddecilik olarak karşılanması mümkün olan Yunanca madde (hyle) ve canlı (zoon) kelimelerinden oluşturulmuş bir terimdir. Thales’in bu anlamda bir hilozoist (canlı maddeci) olduğu, yani maddeyi canlı olarak kabul eden düşünürlerin başında geldiği söylenir. Yalnız bu terim, Burnet’in haklı olarak işaret ettiği gibi, bizi bazı yanlış anlamalara da götürebilir. Eğer bunu maddeyle, ruh veya tin (spirit) arasında bir ayrımı kabul etmeden maddenin kendisinin canlılık, hareket ve düşünme özelliklerine sahip olduğunu ileri süren bir görüş olarak anlıyorsak, bu tür ince bir ayrımın Thales için sözkonusu olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü yine Burnet’in haklı olarak işaret ettiği gibi gerek Thales’in içinde yaşadığı çağda gerekse daha sonraki dönemde uzun bir süre, Demokritos veya Platon’a kadar, maddeyle ruh arasındaki ayrım inkar edilebilecek kadar kesin bir tarzda ortaya konmamıştır.

THALES’İN ÖNEMİ
Thales’in önemi nerededir? Onun felsefe için önemi; ilk kez “Evrenin arkhesi, tözü nedir? ” sorusunu ortaya atmasında ve bu soruya cevap olarak da ilk kez efsanevi-dinsel içerik taşımayan, laik-natüralist bir açıklama vermeye çalışmasındadır. Thales’in bu soruya verdiği cevabın kendisinden çok bu cevabın türünün önemli olduğunu söylemeliyiz. Thales’le birlikte ilk kez ve açık seçik olarak efsaneden bilime veya felsefeye geçişi görmekteyiz.

Thales’in sorduğu sorunun kendisine gelince, onun kendisi de birkaç bakımdan önemlidir: Birinci olarak ” her şeyin tözü, arkhesi; farklı şeylerin altında bulunan ana varlık, kalıcı varlık” anlayışı, “hiçten hiçbir şey çıkmaz” görüşünün açık bir ifadesidir. Gerçi bu görüş, bir önceki bölümde işaret ettiğimiz gibi, Hesiodos’ta da vardır; çünkü o da Theogonia’sında ve kozmogonisinde her şeyin başlangıcı ve kaynağının nereden geldiğini araştırmaktadır. Bu ise onun bir yokluktan çıkamayacağının farklı bir biçimde ifadesidir. Ancak bu görüş, Thales’te daha açık bir biçimde kendini göstermektedir. Yine bu sorunun ortaya atılması, Thales’in çokluğun içinde veya altında birliği aramakta olduğunu göstermektedir. Onun çokluğun altında bulunan birliğin ne olduğuna ilişkin cevabı önemli değildir; önemli olan şeylerin çokluğu içinde veya altında bir birliğin olduğu veya olması gerektiği yönündeki düşüncenin kendisidir.

Thales’in kabul ettiği bu ilk, ana madde öğretisi üç bakımdan gelişmeye açıktır: Birinci olarak, maddeler hiyerarşisi içinde Thales’in suya verdiği yer tartışılmaz olarak kalamaz. Onun yerine başka maddeleri veya ana maddeleri koyma yolunda öneriterin ortaya atılabileceği açıktır. İkinci olarak bu öğreti bir başkasının zihninde sözü edilen maddenin, onun çeşitli özel biçimlerinden hiçbiri olmaması, onların tümünün üstünde ve dışında, ayrımlaşmamış, farklılaşmamış bir şey olması gerektiği fikrini doğurabilir; nitekim doğuracaktır. Nihayet bu ana madde, arkhe ile onun görünüşleri arasındaki farklılık, büyük ölçüde şüpheci tohumlar içermektedir. Çünkü, eğer ana varlık göründüğü şeylerden farklı olup, görünen şeyler veya varlığın görünen biçimleri ana varlığı yansıtmıyorlarsa, bundan görünen şeylerin ve değişmelerin aldatıcı oldukları sonucuna geçmek hiç de zor olmayacaktır.

Ahmet Arslan

Reklamlar