Vladimir Mayakovski

 

 

VLADİMİR MAYAKOVSKİ ESERLERİ

  1. Mayakovski Konuşuyor, Elsa Triolet

  2. İnsan, Vladimir Mayakovski

  3. Sonsöz (Trajedi), Vladimir Mayakovski

  4. Önsöz (Trajedi), Vladimir Mayakovski

  5. Olanca Sesimle, Vladimir Mayakovski

  6. Omurganın Fülütü (Önsöz), Vladimir Mayakovski

  7. Lili’ciğim, Vladimir Mayakovski

  8. Pantolonlu Bulut, Vladimir Mayakovski

  9. Pantolonlu Bulut, Giriş, Vladimir Mayakovski

  10. Dinleyin, Vladimir Mayakovski

VLADİMİR MAYAKOVSKİ HAYATI

Ben, Kendim
(1922 – 1928)

KONU
Ozanım ben. Şiire verdim kendimi. Bu nedenle yazıyorum. Sevmem, kumarcılığım, Kafkasya’nın güzellikleri – bütün bunlar sözcüklerin birikip dibe çökmesinden sonradır.

BELLEK
Burlük, «Mayakovski’nin belleği. derdi. Poltava yoludur, herkesin bir galoş bıraktığı.» Ama kişileri de, tarihleri de anımsamıyorum. Aklımda kalan. Doriyan’ların 1100 yılında bir yere göç ettikleri. Olay önemli olmalı, ama ayrıntıları gelmiyor aklıma. Oysa “Pavlovsk’daki 2 Mayıs Çeşmeler iş” orta çapta bir olaydır elbette, anımsanınca. Ben de bunun için yaşadığım yıllar arasında canımın istediği gibi yüzüyorum.

EN ÖNEMLİSİ
7 Temmuz 1894’de doğdum (ya da 93’de – annemin düşüncesiyle babamın kütüğe geçirttiği kayıtlar birbirini tutmuyor.) Her neyse. daha erken değil. Doğum yeri : Bağdadi köyü, Kutays ili, Gürcistan.

AİLE
Baba : Vladimir Konstantinoviç (Bağdadi’de orman kolcusu), ölümü 1906.
Ana : Aleksandra Aleksevna.
Kızkardeşler : a) Lyuda, b) Olya.
Bir de Aniyuta teyze. Görünüşte başka Mayakovskiler yok.

İLK ANI
Resimle ilgili kavramlar. Yer belli değil. Kış. Baba Vatan dergisine abone olmuş. Vatan bir “mizah” eki. Konuşma konusu o. Maskaralıklar bekliyoruz. Babam, dilinden düşürmediği (Allons enfants de la par quatre’ı söyleyerek geziniyor. Vatan gelmiş. Alıyorum, açar açmaz da (resmi görünce) bağırıyorum: Amma da gülünç! Bir amcayla bir teyze öpüşüyorlar!  Güldüler. Daha sonra, ek gelmişken ve gülme sırasıyken, baştan anlıyorum ki güldükleri benim. Mizalı ve resimler konusunda görüş ayrılıklarımız böylece ortaya çıkmış oldu.

İKİNCİ ANI
Şiirle ilgili kavramlar. Yaz. Bir alay çağrılı. Kocaman, yakışıklı bir öğrenci – B.P. Glukovski. Resim çiziyor. Meşin ciltli büyük bir defter. Kağıdı parlak. Kağıdın üzerinde de pantolonsuz, kocaman bir adam (belki de yapıştırma), bir ayna önünde. Adamın adı “Yevgenonyegin” (Puşkin’in ünlü şiiri Yevgeni Onyegin) Boriya da kocamandı, resim yapan adam da kocamandı. Her şey besbelliydi. Boriya idi bu “Yevgenonyegin”. Bu inanışı üç yıl çıkarmadım kafamdan.

ÜÇÜNCÜ ANI
Günlük kavramlar. Gece. Duvarın ardında, annemle babam arasında bitip tükcnmez bir fiskos. Bir piyano konusunda. Gece uyuyamadım. Bir tümce kafamdan çıkmıyordu. Sabahleyin atılıyorum önüne : “Taksitle demek ne demek baba?” Açıklama pek sevindiriyor beni.

KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR
Yaz. Karmakarışık. bir alay çağrılı. Doğumgünü topluluğu. Belleğimle öğünüyor babam. Manzume ezberlemeye zorluyorlar beni her bayram için. Babamın doğumgünü eğlencesi için de şunu anımsıyorum :

Birgün soydaş dağların
kalabalığı önünde…

Öfkelenmiştim bu «soydaş» lara, bu «kaya»lara. Bilmiyordum neyin nesiydiler, ömrümce de onlarla karşılaşmadım, fırsat elvermedi. Sonra sonra öğrendim ki “şairane” bir sözmüş bu, usul usul nefret etmeye başladım bu türlü sözlerden.

ROMANTİZMİN KÖKLERİ
Sağlam anımsadığım ilk ev bir kaç kat. İlki bizim. Zemin kat küçük bir şarap işliği. Yılda bir üzüm arbaları. Eziyorlar üzümü. Yiyorum. İçiyorlar. Gürcistan’da. Bağdadi’ye yakın pek eski bir kalenin arazisi burası. Kale bedeninin dik açısına yaslanıyor kale. Bedenin köşelerinde, toplar için, inişte toprak iyice çiğnenmiş. Bedenlerde mazgal delikleri. Bedenler ardında hendekler. Ormanlar ve çakallar hendeklerino ardında. Ormanların üstünde dağlar. Büyüyordum. En yükseğe tırmanıyordum. Kuzeye doğru dağlar küçüle küçüle gidiyordu. Kuzeyde bir kopma. Düş kuruyordum – Rusya düşünü. Öyle çekiyordu ki orası beni.

OLAĞANÜSTÜ
Şöyle böyle yedinci yaş. Artık atla kol gezmeye çıkarken yanına alıyordu babam beni de. Bir boğaz. Gece. Sis kuşatıyor bizi. Babam bile görünmez oluyor. Keçiyollarının en darı. Yerini bir yabani gül dalına takıyor babam. Dal yukardan öyle bir geliş geliyor ki dikenleri yanaklarıma batıyor. Usuldan basıyorum çığlığı. Sis ve acı kayboluyor aynı zamanda. Sis açılıyor, ayaklarırnızın dibinde de havadan daha aydınlık bir parıltı: elektrik. Prens Nakaşidze’nin fıçı tahtası işliği. Elektrikten sonra benim için ilginçliğini yitiriyor doğa. Gereğince yetkin değil.

ÖĞRENİM
Anemle teyze kızları, hala kızları ilk dersleri veriyordu bana. Aritmetikte eksik bir yan vardı, gerçekten uzak bir şey. Çocuklara dağıtılmış elmalarla armutları saymak gerekiyordu. Bana da verdiler hep bunlardan, ben de saymadan verdim. Kafkasya’da meyve istemediğin kadar. Alfabeden hoşlanıyordum.

İLK KİTAP
Kümes bakıcısı Agat diye bir kitap. O sıralar elime bu türden çok kitap geçseydi okumayı bırakırdım yüzdeyüz. Neyse ki ikincisi Don Kişot oldu. Ama ne kitaptı! Tahtadan kılıç ve zırh yapmıştım da vurduğum gibi ikiye bölüyordum her şeyi.

SINAVLAR
Taşınıyoruz. Bağdadi’den Kutaysi’ye. Lise giriş sınavları. Aldılar. Bir soru sordular çapa üstüne (kol yenimdeki çapa) – ben de gerektiği gibi yanıtladım. Ama papaz ne demektir coko:. deyince cüç libre:t dedim. (Böyledir Gürcücede). Sevimli sınavcılarım açıkladılar ki “oko” eski kilise Slavcasında “göz” anlamına gelir. Az kaldı çakıyordum. Bu yüzden eski her şeyden, Slavca her şeydcn, kiliseyle ilgili her şeyden nefret etmeye başladım. Olabilir ki fütürizmimin, tanrıtanımazlığımın, enternasyonalciliğimin kaynağı da budur.

LiSE
Hazırlık sınıfı. 1’inci, 2’inci. Ben birdeyim. Notlanm iyi. Jules Verne’i okuyorum. Genellikle de düş gücü zengin bütün yazarları. Bir sakallı bende resim yeteneğini çıkartıyor ortaya. Parasız ders veriyor.

JAPONLARLA SAVAŞ
Eve gelen dergiler, gazeteler çoğaldı. Yeni Ruslar, Rus sözü, Rus zenginliği falan. Elimde olmadan coşuyorum. Kendimden geçiyorum üzerinde zırhlı gemiler olan posta kartları karşısında. Kopyalar yapıyorum bunlardan, büyütüyorum. Ortaya bir el ilanı sözü çıkıyor. El ilanlarını Gürcüler yapıştırıyordu duvarlara. Kazaklar ipe çekiyordu gürcüleri. Arkadaşlarım Gürcüydü. Ben de Kazaklara diş bilemeye başladım.

YASADIŞI
Kızkardeşimin Moskova’dan gelişi. Coşkun. Katlanmış uzun kağıtlar veriyor bana gizlice. Pek hoşlanıyorum bunlardan, yılmazlık. Şimdi bile aklımda. İlki :

Gitme yoldaş, gitme kardeş sefere,
Elindeki şu silahı at yere.

Biri daha var:

… Ya da yeni bir yol, Alamanların
arasında anne, kız, oğlan, kadın …

(çarın sözü ediliyor).
Devrimdi bu. Manzumelerle. Manzume ve devrim kafamda birleşmişti.

1905 YILI
Sonra kafa derslere gömülüyor. Notlarım kırık. Zar zor dörde geçebildim, kafam bir taşla yarılmıştı da ondan (Rion’un bayırında dalaşmıştım da) – sınavlara girince de acımışlardı bana. Devrim, benim için şöyle başladı : Arkadaşım İzidor papazın ahçısıydı, yalnayak fırının üstüne sıçradı sevinçten: general Alihanof öldürülmüştü. Oydu Gürcistan ayaklanmasını bastıran. Bildiriler, mitingler. Ben de katılıyorum bunlara. Ne güzeldi. Aklımda birtakım hoş görünüşlerin izlenimi var: kara elbiseliler anarşitlerdi, kırmızılılar ess-ser’ler, mavililer de ess-de’ler: öteki renkler federalistlerindi.

Yutar gibi okuyorum. ilkin: Kahrolsun sosyal-demokratlar. İkinci olarak da : Ekonomi üstüne konuşmalar. Bütün yaşamım boyunca beni en çok çarpan şey sosyalistlerin olayları çözmekte, evreni belli bir görüşe sokmakta gösterdikleri yetenektir. Ruhakin’in Ne okumalı’sı, yanılmıyorsam. Salık verdiği ne varsa baştan sona okuyorum. Anlamıyorum hepsini. Soruyorum. Marksçı bir çevreye sokuyorlar beni. Tam da Erfurt programı’nın üstüne gelmiş oluyorum. Güzel bir ortam. Lumpenproletarya sözkonusu. Bir sosyal demokrat sanıyorum kendimi. Babamın silahlarını yürütüyorum ess-de’ler komitesine götürmek için.

• Ess-ser, sosyal devrimci.
• Ess-de, sosyal demokrat.
• Erfurt programı, Alman sosyal demokratlarının, Marks’ın eleştirisi üzerine kaldırılan Gotha programı yerine, 1891’de, Erfurt kongresi sonunda kabul ettikleri program.

Bir mecaz olarak Lassale”i yeğ tutuyorum. Sakalsız olduğundan belki de Daha genç görünüyor. Kafamda birbirine karışıyor Lassale ile Demosten. Rion üstünde geziniyorum. Nutuk atıyorum ağzımı çakıltaşlarıyla doldurup.

TEPKi
Sanıyorum ki şöyle başlamıştı bu tepki: Baumann’ı anma gösterisinde çıkan panik (ya da dağılma) sırasında kafama (yerdeydim) kocaman bir trampet yedim. Korktum doğrusu, sanki bendim yarılan.

1906 YILI
Babamın ölümü. Bir parmağını delmişti (kâğıtlarını iğnelerken). Septisemi. O gün bugündür ödüm patlar iğnelerden. Bitti mutlu yaşam. Babamın gömülmesinden sonra üç ruble kalmıştı bize. İçgüdüyle, taşkınlıkla masalar, iskemieler satıyoruz; ver elini Moskova. Niçin olmasın? Kimseyi tanımıyoruz orada.

YOL
En güzeli Bakû. Petrol kuyusu iskeleleri, sarnıçlar, ko­kuların en iyisi – neft, ötede step. Hatta çöl.

MOSKOVA
Geçici bir süre Ruzumovsk’a yerleştik. Kızkardeşimin tanıdıkları – Plotnikoflar. Sabahleyin, trenle Moskova’ya. Bronnaya sokağında bir daire kiralıyoruz.

BU İŞLER MOSKOVA’DA NASlLDI
Bu kira yüzünden boğazımızdan kesiyoruz. Devlet pansiyonu ayda on ruble. Kızkardeşlerimle ben derslerimize çalışıyoruz. Anam pansiyon vermek, yemek pişirip hizmet etmek zorunda kalıyor. Odalar berbat. Buralarda yatan öğrenciler yoksul. Sosyalistler. Karşılaştığım ilk bolşeviği anımsıyorum. Vasya Kandelaki’yi.

HOŞ
Petrol aramaya gönderiyorlar beni. 5 ruble. Satıcıda 14 ruble 50 köpek veriyorlar bana. 10 ruble net kar. Tedirginim. Dükkanı iki kez dolanıyorum (Er furt programı tutuyor beni) … Yanılan kim? İş sahibi mi, memur mu? Efendice soruyorum satıcıya. Patronmuş! Meyve şekerlemeli dört ekmek alıp yiyorum. Kalanı ise Patriyarki gölcüklerinde sandal parasına yaradı. O gün bugündür iğrenirim meyve şekerlemeli ekmekten.

ÇALIŞMA
Evde para yok. Biz de yakma yöntemiyle türlü nesneler süsleyip boyuyoruz. Hele tahtadan paskalya yumurtalarını iyi anımsıyorum. Yuvarlaktı bunlar, kendi çevrelerinde dönüyor, kapı gibi gıcırdıyorlardı. El işleri mağazasında satılıyordu bu yumurtalar. Neglinni geçidi. 10’da, tanesi 15 kopekten. O gün bugündür Boehmlerden de, “Rus üslubu”ndan da el işlerinden de öyle bir iğrenirim ki.

LİSE
Lisenin dördünden beşine geçiyorum. Notlarım iki puan yükseldi. Masamın altında Anti-Dühring.

OKUMA
Romanlar üzerine hiç bir fikrim yok. Felsefe Hegel. Doğal bilimler. Ama özellikle de Marksçılık. Marks”ın önsözü kadar vurulduğum sanat yapıtı yok. Öğrenci odalarından yasak yayınlar geliyordu. Sokak savaşının incelikleri falan. Lenin’in ufak mavisini iyice anımsıyorum: Savaşmada iki incelik. Harflerine varıncayadek kemirilmiş bir kitap daha yoktur bunun gibi. Kaçak bir kullanım yüzünden. En yüksek düzeyde bir tutumluluk estetiği.

İLK YARIM-ŞİİR
III’üncü lise kaçak bir dergi çıkardı: Atılım. Nasıl ezildim ama. Eller yazıyor. bense? Başladım çalışmaya. Sonuç korkunç devrimci, korkunç da çirkin. Günümüzdeki Kirillof tarzında. Tek dizesini anımsamıyorum. Sürdürdüm işi. Sonuç lirikti. Böyle bir işteki yılmazlığın sosyalizme saygımla bağdaşmayacağını düşünerek bıraktım her şeyi.

PARTİ
1908. – Sosyal demokrat (Bolşevik) partiye yazılıyorum Ticari ve sınai bir yeraltı merkezinde sınava giriyorum. Aldılar. Propagandacılık. Emekçilere, ardından kunduracılara, onun ardından da basımcılara gidiyordum. Genel toplantıda Moskova komitesine seçildim. Povolyetz, Smidoviç falan da katılmışlardı bu komiteye. Bana “yoldaş Konstantin” diyorlardı.

TUTUKLANMA
Gruzini’lerde bir tuzağa düştüm. Kaçak basımevimiz. Kabarık bir cep defteri. Adresler ve cilt. Presniya mapusanesi. Milli Emniyet. Susçiyovsk mapusanesi. Sorgu yargıcı Voltanovski (kendini pek hinoğluhin sanıyordu) bana zorla yazdırdı: el ilanlarını kaleme almakla suçlanıyordum.

İçinden çıkılmaz yanlışlar yaptım. Yazıyordum: “sosyal dimokritçi”. Becerdim de. Teminat akçesiyle salıverdiler. Mapusanede Sanin’i okuma fırsatı geçmişti elime, şaşakalmıştım. Nedendir bilmem, her mapusanede var bu kitaptan. Ruhun kurtuluşuna yarıyor anlaşılan.

İKİNCİ TUTUKLANMA
Kiracılarımız Taganka altından bir geçit oyuyorlar. Kürek mahkumu kadınları kurtarmak için. Novisk mapusanesindenbir kaçma olayı başarılıyor. Yakalanıyorum. Evde yasak yayınlar eıe· geçiyor, bir de tabanca. Mapusta yatmayı hiç de canım çekmiyordu. Hır çıkarıyordum. Damdan dama gönderiyariardı beni – Basmannaya, Mesçanskaya, Miyasnitskaya falan . . . sonunda da Butirki’lere, 103 numaralı hücreye.

BUTİRKİ’LERDE ON BİR AY
Benim için çok önemli. Üç yıllık bir kuram ve uygulama sonunda romanların içine dalıyorum.

Yeni ne çıkmışsa okuyordum. Sembolistleri, Bieli’yi, Balmont’u. Biçimsel yenilik kışkırtıyordu beni. Ama yabancısıydım bunun. Konuların, görüntüterin yaşamımla yoktu ilgisi. Yazmayı denedim, ama apayrı bir şey yazmayı. Bu apayrı bir şey yazmanın da elimden gelmeyeceğini anladım. İnsanın koltuklarını kabartan, göz yaşartıcı sonuç. Şöyle bir şeylerdi:

Ormanlar baştan başa altın. erguvan giydi,
Kilise kubbeleri pırıl pırıl güneşte.
Bekliyordum: aylarda günler yiter gibiydi,
Ruhumuzu bunaltan o yüzlerce gün işte.

Böyle bütün bir defter. Damdan çıkarken elimden alan gardiyanlar sağolsun! Ya basılmış olsaydı!

Çağdaşlarla işimi bitirince klasikiere yumuldum. Byron, Shakespeare, Tolstoy. Okuduğum son kitap Anna Karenina. Bitmedi. Geceleyin çağırdılar: “Kente gidelim, işler var”,(Tutukluların salıverileceğini anlatan özel bir deyim.) Kareninlerdeki öykünün sonunu hiç öğrenemedim böylece.

Salıverdiler beni. Yalnız üç yıl süreyle Turukanks’a gönderilmem gerekiyordu, gözaltında kalmak üzere.

Ben mapustayken ilk dava da karara bağlanmıştı: suçluydum, bunun için birkaç yılım elimden alınıyordu. Polis gözetimi ve ailemin sorumluluğu altında salıverdiler.

İKİLEM DEDİKLERİ
Capcanlı çıktım dışarı. Okuduklarım “büyük” denilenlerdi. Gene de onlar gibi yazmak pek öyle çetrefil bir iş değildi. Daha şimdiden dünya görüşüm sağlam. Ama sanatta ustalaşmam da gerekli. Nasıl elde etmeli? Cahilin biriyim. Ciddi bir okula gitmeliyim. Liseye de, Stroganovski okuluna da başvurdum. Partide kalmak yasa dışı bir ortamda kalmak demekti. Yasa dışı bir ortamda da öğrenilemezdi hiçbir şey. Görünüş: Bütün yaşamımca ilanlar yazmak, sağlam kitaplardan aktarılmış tümceler sergilemek, ama kendi bulduğum tümceler değil. Okuduklarım kafamdan boşalıp giderse ne kalır geriye? Marksçı yöntem. Ama bu silah bir çocuğun eline verilmiş olmaz mı o zaman da? Sizin gibi düşünenlerle bir işiniz oldu mu kolaydır bu silahtan yararlanmak. Ama düşmanlarla karşılaştığınızda başarısı ne olur, bilinmez. Şu var ki Bieli’den daha iyi yazamam. Kendi konularında neşeli o: “Ananası fırlattı göğe”; bense kendi konularımda sulugözün biriyim: “Ruhumuzu bunaltan o yüzlerce gün işte”. Partinin öbür üyeleri daha şanslı. Üniversitede bile okumuşlar. (O günlerde yüksek okullara saygı duyuyordum ya gerçek değerlerinin farkında da değildim).

Ne koyabilirim şu köhne düşüncelerin karşısına? Devrim ciddi bir okulu bitirmemi gerektirecek mi bilemem. Bir arkadaşa gittim, partideki yoldaşlardan birine. Medvediyef: “Toplumcu bir sanat yapmak istiyorum”. Seryoja uzun uzun güldü: “Senin gözlerin karnından daha şişko”.

Önemsediği yok karnımı, anlıyorum böylece.
Militan çalışmamı bıraktım. Kitaplara gömüldüm.

USTALIKTA İLK ADIMLAR
Şiir yazmalı, diyordum kendi kendime, yazmalı ya gelmiyor ki elimden. Denemeler acıklı. Ben de resim yapmaya başlıyorum. Jukovski’ye gidiyordum. Harçlığımdan artırdığırn parayla küçük hanımların yanında resim yapıyordum. Öğrendiğimin nakışçılık yapmaktan başka bir şey olmadığını anlamam için bir yıl geçirmem gerekmişti. Sonra Kelin’e gidip gelmeler. Bir gerçekçi o. İyi bir desenci. İyi bir hoca. Sağlam. Değişik.

Ustalık gerekliliği. Holbein. Sevimlilikten nefret eden.

İmrendiğim ozan: Saşa Çiyorni. (çoğunlukla güldürü türünden şiirler yazan, o
günlerin pek de ciddiye alınmayan bir ozanı.) Onun güzelim karşıestetikçiliği.

SON OKUL
Suratlar çizebilmek için bir yıl. Güzel Sanatlara yazılıyorum: o günkü rejimin kefilliği olmadan girebildiğim tek yer.

Şaşırıyorum: taklitçiler el üstünde, bağımsızlar ezilmiş. Lariyonof, Maşkof. Devrimsel içgüdü beni de atılmışlar arasına katıyor.

DAVİD BURLÜK
Okulda Burlük’ün ortaya çıkışı. Pervasız görunuş. Saplı gözlük. Redingot. Dolaşırken hep bir şarkı mırıldanıyor. Metelik verdiğim yok. Az kaldı işler sarpa sarıyordu bu yüzden.

SİGARA SALONUNDA
Soylular Birliği salonu. Bir konser. Rahmaninof. Ölüler Adası. Kaçıyorum o dayanılmaz yaygaradan. Benden bir dakika sonra da Burlük. Gülüşüyoruz. Dolaşmaya çıktık.

EN UNUTULMAZ GECELERDEN BİRİ
Konuşmalar. Rahmaninof sıkıntısından okul sıkıntısına geçtik, ondan da klasiğin bütün sıkıntılarına. David’de çağdaşlarını geride bırakmış bir ustanın öfkesi var, bende de modası geçmiş fikirlerin ugursuzluğuna aklı yatmış hir sosyalistin konuşma ustalığı. Doğdu Rus fütürizmi.

ERTESİ GÜN
Ertesi gün bir şiirin hakkındaın geldim. Bir şiirin parçaları demek daha doğru. Kötü. Bir yerde basılmadı. Gece. Sretenski bulvarı. Bir iki dize okuyorum Burlük’e. Ekliyorum: “Bir arkadaş verdi de” David duruyor. Bakıyor suratıma. Bar bar bağırıyor: “Sizsiniz bunu yazan! Dahi bir ozansınız siz!” Hakkımda böylesine büyük, böylesine hak edilmemiş bir sıfat kullanılması pek sevindiriyor beni. Dizeler arasına gömülüyo­rum. Beklenmedik bir biçimde ozan olup çıkmıştım o akşam.

BURLÜK’ÜN TUHAFLIKLARI
Ertesi gün Burlük beni birine tanıtıyordu kalın sesiyle: “Ne, tanımıyor musunuz? Dahi dostum bu benim. Ünlü ozan Mayakovski” Dirseğini dürtüyorum. Ama Surlük’de acıma ne gezer. Ayrılırken de bomurdanıyor üstelik: “Artık yazın şimdi. Yoksa beni besbeter bir duruma düşürmüş olursunuz.”

BÖYLECE, HERGÜN
Yazmam gerekiyordu. İlk şiirimi de yazdım (meslekte ilk şiirimi, hem de basılan): Lâl rengi ile beyaz, onun ardından da başkalarını.

HARİKA BURLÜK
Bitmez bir sevgiyle düşünüyorum Burlük’ü. Harika bir dost. Asıl ustam benim. Burlük’dür beni ozan eden. Almanları, Fransızları okuyordu hana. Kitap eksik etmiyordu elimin altından. Birlikte geziyorduk, durup dinlenmeden konuşuyordu benimle. Beni yanından ayırmıyordu. Hergün 50 kopek veriyordu bana. Açlıktan gebermeden yazabileyim diye.

Noelde evine götürdü beni, yeni Mayaçka’ya. Oradan Liman‘ı birtakım başka kitapları getirdim.

ŞAMAR
Mayaçka dönüşü. Daha kesinleşmemiş düşünceler yerine:, hiç olmazsa, kişiliklerdeki belirginlik. Moskova’da. Khlebnikof. (Khlebnikof (Viktor Viladimiroviç), Yenilikçi Rus şiirinin Mayakovski ile birlikte kurucusu sayılan ünlü ozan (1885-1922). Onun ölçülü dehası o zamanlar fıkır fıkır kaynayan David’le silinmişti gözümden. Fütürist sözcük cizviti Kruçionikh’ın çevresinde dolaştırıyordu David bizi.

Üç beş gecelik coşkunluğun ardından bir bildiri doğurduk elbirliğiyle. David idi hep derleyen, kopya çeken, başlık atan ve dergiyi bastıran: Halkın beğenisine şamar.

KIPIRDANIYORLAR
“Önemsizler”in (1909 da kurulmuş bir ressarnlar derneği.) sergileri. Halk arasında tartışmalar. David’le benim çılgınca nutuklarımız. Gazeteler fütürizmle dolmaya başlıyor. Ama pek de kibarca değil. Bana da açıkça “köpoğlu köpek” diyorlar.

SARI GÖMLEK
Hiç takım elbisem olmadı. İki gömleğim vardı acınacak halde. Denenmiştir, kıravat gösterir gömleği. Para yok. Kızkardeşimden bır parça sarı şerit aldım. Sardım boynuma. Sükse dehşetli. Kıravatmış insanı şirin gösteren, göze çarptıran demek. Kıravat büyüdükçe de süksenin büyüdüğü besbelli. Kıravatların boyutları sınırlanınca hemen işin hilesine kaçtım: kıravattan bir gömlek, gömlekten de bir kıravat çıkardım.
Karşıkonulmaz bir etkiydi elde edilen.

KENDİLİĞİNDEN
Sanat generalleri takımı dişlerini göstermekte gecikmedi. Prens Lyof, okulun müdürü. eleştirinin de, taşkınlığın da önlenmesini öneriyordu. Takmadık.
“Sanatçılar” kurulu bizi okuldan kovdu.

NEŞELİ BİR YIL
Rusya’ yı dolaştık. Akşam toplantılaırı. Konferanslar. Yöneticiler kulak kabartıyordu. Nikolayef’de büyüklere ve Puşkin’e dil uzatmamızı öğütlediler. Her konferans verilişinde, bir tümcenin tam ortasında polis dalıyordu içeri . Vasya Kamenski de bizim takıma katılıyor. Temelden bir fütürist.

Benim için bu yıllar biçim üzerinde, sözcük ustalığı üzerinde çalışma yıllarıydı.

Yayıncılar yüz vermiyordu bize. Kapitalistlerin burnu kundakçı kokusu alıyordu bizden. Koşuklarımdan bir tekini bile kabul eden çıkmadı.

Moskova’da çoğunluk bulvarlarda yaşıyordum. Bu dönem Vladimir Mayakovski trajedisiyle kapandı. Petersburg’da oynadılar. Lunaparkda. Fena halde ıslıklandı.

1914 BAŞLARONDA
Ustalık duygusu. Herhangi bir konuyu toparlama yeteneğim var. İyice yaklaşma yeteneği. Konunun baş sorununu seriyorum ortaya. Devrimci konunun. Pantolonlu Bulut‘u düşünüyorum.

SAVAŞ
Coşkunlukla karşılıyorum savaşı. Her şeyden önce gösterişli yanını, gürültülerini.
Şiir: Savaş başladı. Ismarlanan afişleri yapıyorum.

AĞUSTOS
İlk çarpışma. Savaş bütün korkunçluğuyla boy göstadi. Rezillik savaş. Cephe gerisi daha da beter. Anlatmak için içinde yaşamak gerek. Gönüllü yazılmaya karar veriyorum. Almıyorlar. Siyasi teminat eksikliğinden. Yüzbaşı Modl’un iyi fikirleri oluyor arasıra.

KIŞ
Savaşa karşı kin ve tiksinti. Kapatın ah kapatın gözlerini gazetelerin ve daha başkaları.

MAYIS
65 ruble kazanıyorum kumarda. Finlandiya’ya gidiyorum. Kuokkala’ya.

KUOKKALA
Yedili yer değiştirme yöntemi. Yemek yemekte olan yedi aileye yerleşme. Pazarları Çukovski’de çöpleniyorum, pazartesileri Evrenof’larda, falan. Salılarda pek iş yok – Riepin’in “küçük otlar”ını yiyorum. Boyu bir kilometreye varan bir fütürist için ciddilikten uzak şey bu.

Akşamları deniz kıyısında başıboş dolaşmalar. Bulut‘u yazıyorum.
Devrimin yaklaşmakta oluşu gitgide kesinleşiyor bana göre.
Mustamiyaki’ye* gidiyorum, Gorki’ye. Bulut‘tan parçalar okuyorum ona. Gözleri yaşarıyor dizelerimden. Az biraz koltuklarım kabarıyor.

*Mustamiyaki, Finlandiya’nın kıyı kentlerinden Kuokkala “bugünkü Riyepino” yakınında bir dinlenme yeri. O sıralar ressam Riyepin, yazar Çukovski, rejisör Evrenor Kuokkala’da, Gorki Mustamiyaki’de oturuyormuş.

YENİ SATİRİKON
Acı falan vermeden, kolaycacık eridi gitti 65 ruble. Karın doyurma düşünceleri “Yeni Satirikon”a kattı beni.

EN SEViNDIRİCİ TARİHLERDEN BİRİ
1915 Temmuzu. L.Y. ve O.M. Brik’le tanışıyorum.

ÇAĞRILMA
Askere alındım. Gitmek istemiyorum cepheye. Benim gözüm ressamlıkta. Geceleri bir mühendis teknik oto resimleri çizmeyi öğretiyar bana. Bir yandan şiir yayımlarken bir yandan da bu işi yapmak pek ağırıma gidiyor. Bir Brik’ten zevk alıyorum o kadar. Dizesi 50 kopekten bütün şiirlerimi satın alıyor. Omurgamın flütü ile Bulut‘u o bastırdı. Karmakarışık çıktı Bulut. Sansür canına okudu. Altı sayfası eksik, yerlerine de sıra sıra noktalar.
O gün bu gündür noktalara diş bilerim. Virgüllere de.

AYLAK ASKER
Pis bir dönem. Portrelerini yapıyorum sırmalıların, işin içinden sıyrılıyorum. Savaş ve evren gelişiyor kafamda; yüreğimde de insan.

1916 YILI
Savaş ve evren‘i bitiriyorum. Az bir süre sonra da insan‘ı. Letopis’e parçalar veriyorum bunlardan. Yüzsüzlüğü aldım ele, askerler arasında bile boy göstermiyorum artık.

17 YILININ 26 ŞUBATI
Duma’ya gittim otomobillerle. Rodziyanko*’nun toplantı salonuna girdim. Milyukof*’a bakıyorum dikkatli dikkatli. Susuyor. Ağzında bir şeyler geveliyor gibi bir izienim veriyor gene de. Bir saat kadar görmüş oldum ikisini de. Bırakıp gidiyorum.

Otomobil okulunu yönetiyorum bir iki gün. Ortalıkta Guçkof*’un izleri seziliyor. Subaylar bile, hiç bir şey olmamış gibi gezinmeyi sürdürüyor Duma’da. Bence besbelli, pek az sonra sosyalistler gelse gerek. Hem de kaçınılmaz olarak. Bolşevikler de. Devrimin ilk günlerinde bir tarihçe-şiir yazıyorum, Devrim. Konferanslar veriyorum: Bolşevikler ve sanat.

* Rodziyanko, çarlığın son zamanlarında Duma başkanı.
* Milyukof, Duma üyesi, demokratik meşruiyetçi partinin başkanı.
* Guçkof, geçici hükümette savaş bakanı.

AĞUSTOS
Rusya yavaş yavaş kerenskileşiyor. Saygı kalmadı. Yeni yaşam*dan ayrılıyorum. Gizemli güldürü‘ye girişiyorum.

* Yeni yaşam. Gorki’nin yönettiği gazete.

EKİM
Üye olmalı mı, olmamalı mı? Böyle bir sorun yoktu benim için (Moskovalı başka fütüristler için de). Kendi devrimimdi bu. Smolni’ye gittim. Akla gelebilen her şeye çalıştım.

OCAK
Moskova’ya gidiyorum. Halkın arasında boy gösteriyo­rum ötede beride. Geceleri Nastasinski sokağındaki “Ozanlar kahvesi”nde, bugün şiir konuşulan salonların o ağababasında. Sinema senaryoları yazıyorum. Kendim de oynuyorum ayrıca. Sinema afişleri için desenler çiziyorum. Haziran. Yeniden Pe­tersburg’da.

18 YILI
R.S.S.F.C.*’nin kafasında sanattan başka şeyler var. Benim işim gücüm de sanat. Kşezinska konağına, Prolekült*e bir gidip dönüyorum.

Neden partide değilim? Komünistler başka cephelerde çalışıyordu. Sanat ve eğitim alanında uzlaştırmacıydı onlar. Astrakan’da balık avlamaya gönderiyorlardı beni.

Gizemli güldürü‘yü bitiriyorum. Okuyorum bir toplulukta. Sözü çok ediliyor. Oynanıyor. Kudurtuyor insanları; küplere biniyor görenler. Hele komünist aydınlar. Andreeva*da çok işler çeviriyar oynanmasın diye. Üç kez oynadıktan sonra da kaldırıyor. Makbetler başlıyor yeniden.

19 YILI
Fabrikalarda turneye çıkoyorum Gizemli güldürü‘yle, benden ve arkadaşlardan birtakım parçalarla. Sevinçle karşılıyorlar bizi. Viborg bölgesinde bir komfüt* oluşuyor, Komün sanatı*nı çıkarıyoruz. Bilim kurumları çatırdıyor. Bahar gelince Moskova’dan taşınıyorum.

Kafamı 150.000.000 kurcalıyor. Kendimi Rosta*nın eylemci çalışmalarına veriyorum.

20 YILI
150.000.000 bitti. Üzerine adımı koymadan bastırdım. Okuyan kendisi bulsun. Adı düşünen kimse çıkmadı, herkes biliyordu çünkü. Yazık. Adımı yazıyorum şimdi.

* R.S.S.F.C . Rus Sovyet Sosyalist Federatif Cumhuriyeti.
* Proletkült. 1917-22 yıllarında bir çok genç yazarın üye bulunduğu kültür kurumları. Merkezi, dansöz Kşczinska’dan kalma konaktı.
* Andreeva M.. Petrograd komününün oyunlarını sahneye ko­yan yönetici.
* Komfüt, varlıkları kısa süren komünist-fütürist topluluklar.
* Komün sanatı, Eğitim Komiserligi’nin 1918 – 19 yıllarında Petrograd da yayımladıgı gazete.
* Rosta, Rus telgraf ajansı.

21 YILI
Kırtasiyecilik, kinler, savsaklamalar, ahmaklıklar arasında kendime bir yol açarak Gizemli güldürü‘nün değişik bir biçimini sahneye koydum. R.S.S.F.C.’nin ilk tiyatrosunda ve 3. Komintern kongresi dolayısıyla Almanya’da, sirkte oynandı. Yüz temsili buldu.

22 YILI
Bır yayınevi kuruyorum: Maf. Komünlü fütüristleri bir araya getiriyorum. Aseef ve çıngarcı arkadaşlar geliyor Uzak Doğu’dan: Üç yıldır üzerinde çalıştığım Beşinci Enternasyonal‘ı yazmaya başlıyorum. Bir ütopya bu. Beş yüz yıl boyunca süregelen sanatı sergilemiş olacak.

23 YILI
Lef*i düzenliyoruz. Lef bütün fütürist araçlarla büyük, toplumsal bir anlayışın kucaklaşması. Sorun bu özetlemeyle bitmiyor: ilgilenenler çıkmış sayılardan öğrenebilirler.

Bundan‘ı yazdım. Genellikle günlük yaşayışa karşı, kişisel havalar üzerine.

Parolalardan biri, Lef‘in büyük fetihlerinden biri uygulamalı sanatların estetikten kurtarılması, yapıcılık. Şiir eki ise kışkırtma şiiri, hem de ekonomik kışkırtma – reklam. Düşünüyorum da, bütün şiirsel tayyaut’lara karşın. “Hiçbir yerdeymiş gibi – Mosselprom’da” şiirin kendisi, en has şiirin.

* Lef, Mayakovski ‘nin 1923-25 yılları arasında yönettiği Sol Sanat Cephesi dergisi.

24 YILI
Kursk işçilerine anıt. Rusya içerlerinde birçok konferans. Lef konusunda. Puşkin’e Anma yollu. Ve bu türden başka şiirler – bir dönem. Geziler: Tiflis, Yalta – Sivastopol. Tamara ve Şeytan vb. Lenin şiiri bitti. Birçok işçi toplantısında okudum. Bu şiir için ödüm kopuyor, sıradan bir siyasal öyküye düşüvermesi kolay da ondan. Dinleyici işçilerin tepkisi çok yararlı oldu, bu şiirin gerekli olduğu duygusunu içimde kesinleştirdi. Dış ülkelerde geziyorum çok çok. Avrupa tekniği, sanayicilik ve bunları hâlâ çamurlu eski Rusya ile birleştirme girişimleri – işte fütürist-lefçi’lerin her zamanki baş düşüncesi.

Derginin sürümünün pek de iç açıcı sayılmayan verilerine karşın Lef genişliyor.

Biliyoruz bu verileri – büyük ve telaşsız “Devlet Yayınları” mekanizmasının kimi gazeteleri için sıradan ve kırtasiyeci çıkar eksikliği.

25 YILI
Bir kışkırtma şiiri yazdım. Uçan proletaya ve kışkırtma şiirlerinden oluşmuş bir kitap: Kendini bir kule yap göklerde.
Bir dünya gezisine çıkıyorum. Bu şiirin başlangıcı ayrı şiirlerden kurulmuş bir şiirin sonu, Paris konulu bir şiirin. Şiirden düzyazıya geçmek istiyorum, geçeceğim de. İlk romanımı bitirmeliyim bu yıl.

“Kule” gerçekleşmedi. Birincisi, Paris’e uçurdular beni; ikincisi de, altı aylık gezi sonunda S.S.C.B.’ne döndüm, bir kurşun hızıyla. Bir konferans vermem için çağırdıkları San Francisco’ya gitmeyi bile reddettim. Meksika’nın. Birleşik Devletler’in ve Fransa ile İspanya’nın kimi kesimlerinin her yönünde dolaştım. Sonuç – kitaplar. Gazete yazıları: Amerika’yı keşfim ve şiirler: ispanya, Atlas Okyanusu, Havana, Meksika, Amerika.

Roman kafamda bitti bitmesine ama kâğıdın üstüne yatıramadım, çünkü yazakoydukça içimi kin kaplıyordu kurgusal olana karşı, ben de her şeyin özel ad üstüne, gerçek olay üstüne kurulması için koşullandırdım kendimi. Ayrıca 26 ve 27 yılları için de doğru bu dediğim.

26 YILI
Çalışmalarımda bile bile gazeteciliğe yöneliyorum. Makale, parola. Havlıyor ozanlar, ama beceremiyorlar havlamanın tıpkısını, çogunlukla da sorumsuz eklentiler içinde görünüyorlar. Bana gelince, onların lirik zırvaları güldürüyor beni, hem bunları uydurmak öyle sıradan bir iş ki; ve karınızın dışında kim olursa olsun herkes için öyle önemsiz ki.

İzvestiya, Trud, Raboçaya Moskva. Zoriya Vostoka, Babinski Raboçi vb. ile işbirliği yapıyorum.

İkinci çalışınam: halk ozanlarının kesintisiz geleneğini sürdürmek. Kentten kente dolaşıp şiirler okuyorum. Novoçerkask, Vinnitza, Harkof, Paris, Rostof, Tiflis, Berlin, Kazan, Sverdlovsk, Tula, Prag. Lcningrad, Moskova, Voronej, Yalta, Öpatorya, Viyatka, Ufa vb.

27 YILI
Lef’i (daha önce Yeni iken bir kısma, kısaltma girişimi oldu) yeniden kuruyorum. Tavrı temelden bir tavır: kurgusala karşı, sanat yoluyla yapılan entipüften ruhçözümlemesine, estetikçiliğe karşı – eylemci yapıt, nitelikli gazetecilik için, günlük olayları vurgulamak için. Başlılıca işim Komsomolskaya Pravda’da. İşler iyi‘yi yazmak için ek saatler yaratıyorum.

Bir bildiri gibi düşünüyorum İşler iyi‘yi. Zamanında Pantolonlu bulut da öyleydi. Şiirsel, soyut yöntemlerin sınırlanması (abartmalar, özieri gereği değer taşıyan süsleyici imgeler) ve bir eylem, bir günlük olaylar gereci üzerinde çalışma yönteminin bulunması.

Kendi içlerinde anlamsız olan ama geleceğin doğru yönüne bir adımı gösterebilen etkileyici alay (Peynir güvenlikte – Lambalar parlıyor – Fiyatlarm inişi) değişik düzlemleri şurasından burasından kesip biçmek amacındadır, ayrı tarihsel çapları olan ve ancak kişisel çağrışımlar olarak haklılık kazanabilen bir giriştir (Blok’la konuşmalar. – Bana sessiz Yahudi anlatmıştı onu, Payel iliç Lavut).

Tasarlanmış çalışmayı gerçekleştirmeye hazırlıyor beni.
Bir yandan da senaryolar ve çocuk kitapları yazıyorum.

“Halk ozanlığı”nı sürdürdüm. 20.000’e yakın aşk mektubu topladım, bir kitap kuruyorum kafamda.

28 YILI
İşler kötü‘yü yazıyorum. Bir oyun ve yazın yaşamım. Çok kimse “Yaşam öykünüz pek ciddi değil” diyordu. Doğru. Akademilileşmedim daha, kendime ufak özenler gösterme alışkanlığı edinemedim. Ayrıca, yapıp ettiklerim, içlerine sevinç karışmamışsa pek ilgilendirmiyor beni. Birçok edebiyatın yükselişi ve solması, sembolistler, realistler vb., bunlarla savaşımız, gözümün önünden geçen her şey: işte pek ciddi öykümüzün bir bölümü. Anlatılmayı da gerektirirdi hani. Benim yapacağım da bu.

 

Reklamlar