Walter Benjamin

WALTER BENJAMIN ESERLERİ

  1. Tarih Kavramı Üzerine, Walter Benjamin

WALTER BENJAMIN HAYATI

Berlin’de doğan Walter Benjamin, göç edene kadar burada yaşadı. Uzun seyahatler, Paris’te, Capri’de, Balear Adaları’nda geçen uzun ayrılıklar Benjamin’in kente yüz çevirmesine neden olmadı. Hiç kimse kentin ara sokaklarını onun kadar iyi bilemezdi; yer ve cadde isimleri Benjamin için yaradılış tarihinin isimleri kadar tanıdıktı. Köklü bir Berlinli Yahudi ailenin -ve bir antikacının- oğlu olan Benjamin’e, Neo-Alman başkentinin o döneme özgü gelenekiere aykırılığı, her zaman -en yeni olanın en eski olanı temsil ettiği- geleneğin garantisi altında görünüyordu.

Hitler’in cellatlarından kaçarken hayatına son veren düşünürün adı, erken dönem çalışmalarının belli çevrelere açık olma özelliğine ve geç dönem çalışmalarının parçalar halinde olmasına rağmen, o zamandan bu yana yıllar içinde saygınlık kazandı. Bir insandan ve yapıttan büyülenmek, bu insana doğru manyetik bir çekim ya da nefret dolu bir karşı koyuştan başka bir şeye olanak vermiyordu. Sözlerinin bakışları nereye çevrilirse, orası, adeta radyoaktiviteye maruz kalmış gibi değişime uğruyordu. Sürekli yeni görüşler üretme yeteneğini -ki bunu eleştirel yoldan, kabul edilen düzeni aşmaktan ziyade, bu düzenin onun üzerinde hükmü yokmuşçasına konuya kendi içsel düzenlemesiyle yaklaşarak yapıyordu- açıklamaya “özgün” kavramı dahi yetmezdi. Bitip tükenmeyen yeni fikirlerinin hiçbiri sıradan değildi. Çağdaş resmi felsefenin sadece biçimsel olarak tartıştığı tüm özgün deneyimleri bizzat yaşayan özne, aynı zamanda bu deneyimlerde hiç payı yokmuş gibi görünüyordu; tıpkı öznenin tavrında ve aynı zamanda anlık-kesin ifade sanatında alışılagelmiş anlamda kendiliğindenlik ve coşku unsurunun tamamen eksik olması gibi. Gerçeği üreten ya da düşünerek gerçeğe varan değil, bilgi edinmenin en iyi yolu olarak, gerçek üzerine düşünen ve gerçeğin, düşünceleri üzerinde tortusunu bıraktığı bir insan izlenimi yaratıyordu. Geleneksel ölçülerle felsefe yapmak onun işi değildi. Kendi buldukIarına katkısı, canlı ya da “organik” bir şeyler değildi. “Yaratıcı” benzetmesiyle uzaktan yakından alakası yoktu.

Aufbau’nun 11 Ekim 1940 tarihinde ölüm ilanını yayınladığı Walter Benjamin, Almanya’da geniş ölçüde, gazeteci yazar, özellikle de Frankfurte Zeitung ve Literarische Welt’in yazarı olarak isim yapmıştı. Çoğu kimse ise Benjamin’i Proust’un roman külliyatının büyük bir bölümünün usta çevirmeni olarak biliyordu. Ancak Benjamin’in değeri başka boyutlara sahiptir. Gözden düşmüş olan “düşünür kavramı”na tekrar itibar kazandıran, düşüncenin gücünde ve kendine özel oluşunda gerçeğin olanaklarının farkına varan biri varsa şayet, Walter Benjamin’dir bu. Benjamin’in, yeteneğinin saçtığı ışıkla ünlenmeyi hak ettiği halde, geniş kitleler tarafından bilinmiyor olması bu durumun en gerçekçi ifadesidir. Benjamin kendini zorlayan, özündeki benzersiz bir yeteneğin peşinden gitti ve varolana, felsefi okullara ve kabul gören düşünce geleneklerine sığınmadı. Tüm nesnelere, bunlar ona yabancılaşana ve bir yabancı olarak sırlarını ortaya koyana kadar yakından bakmakta inat etti. Benjamin’in rıza eksikliği diğerleri tarafından hiç affedilmedi. Düşünmeye başladığı andan itibaren dünyanın ondan esirgemeye çalıştığı bir hayat sürdü.

Benjamin’in felsefi çalışmaları, bir sistem ya da boşlukta salınan taslaklar olarak değil, metin yorumu ya da eleştirisi olarak ortaya çıktılar. Bu çalışmalarda Yahudi teolojisi geleneği, en az geçit veren katmanlarında da gerçeğin izini yakalayabilmek adına dünyevi malzerneye dayanan bir düşüncede kendini gösterir. Bu yorumların en önemlileri, Goethe’nin Gönül Bağları ve Alman Barak tiyatrosunu, resmi estetik anlayış tarafından yasaklanmış olan alegoriyi “kurtarmak” adına yorumlamaya girişen Alman Tragedyasının Kökenleri’dir.

Benjamin’in felsefesi, “ümitsizliğin gerçekdışılığı” ile doğanın eline geçmiş kader ve mitolojideki “canlının suç ilişkisi” arasındaki gerilimin etkisindeydi. Bu gerilim ileriki yıllarda Benjamin için, ilk eğiliminden hiç ödün vermeden, toplumsal bir gerilime dönüştü. Aforizmalar kitabı Tek Yön, bu dönemin başlangıcıdır; çağın en mükemmel tarih felsefesi belgesi olan, Zeitschrift für Sozialforschung’ta yayınlanan Baudelaire üzerine çalışma da bu dönemin sonunu oluşturur. Bu çalışma Benjamin’in 19. yüzyılın İlktarihi’ni yazmayı amaçladığı, Paris üzerine olan bir eserin parçasıdır. Benjamin’in üzerinde on beş yıl çalıştığı ve felsefesinin tüm motiflerini uygulamayı düşündüğü bu eser yarım kalmıştır.

Benjamin’in felsefesini, genel hatlarıyla dahi olsa sadece birkaç sözcükle aktarmak mümkün değil. Bu felsefe bugüne kadar “yalnız ve dışa kapalı” olmasıyla korunabilmiştir. Zaman içinde gelişecektir, çünkü bu felsefenin en gizli amacı, herkesin amacıyla aynıdır. Ama dünyayı bir ölünün perspektifinden – dünya adeta güneş tutulması altındaymış gibi- gören göz yok olmuştur: Kurtarılmış olanın bakışlarında dünya gerçekten olduğu gibi görünüyor olsa gerek. Ölümün hüznünü taşıyan bu bakış, sağuyup sönen hayata usanmadan sıcaklık ve umut verdi.

 

WALTER BENJAMIN

Siyah Avrupa! Mozelem.
Yahudi doğumumda sürüldüm sana
ve Sürgünün oldum: Sınırdan
sınıra ve Yazı’dan
yazıya: Benzerlerim: Öten Kuğu’lar
Bir kucaklaşma her köşede. Ve dağlanmış
gibi demirle, iz bırakıyor
her öpüş.

Tufan
günleri bunlar: Herkes
birinin borçlusu. Bölüşürken
titredim yetmezse diye 62
uyku hapım. Akkor
kesildi cebimde. Kutsal Ekmek
Son Akşam Yemeği’nde.
Kutsadım bölüşeni: Hangi ürkünç
kılıçla çakılacaksın soy ağacına
kavminin? Ah, hançer ve gül
olan yazı: Hem gizem her betim
hem açıklama: “Sevgili Teddie”, alıntın
Jean Paul’den bir kan lekesi
ortasında sayfanın: “Tek güneş
görür gün, binlercedir oysa
gecenin güneşi.” Nasıl da duyarsız
ve katı yaşanan zaman. Ve görülen
ne ki? Tutsak
ve yitik Bilge! Söyle herkesin
görebileceğini: Yenilgi
Utku’nun altında yatan.

Ay’ın sesiyle
fısıldar Bilge. O sözcük
zorbanın da dilinde. Güvence ve inanç
dağıtıyor kalabalıklara. Ordalar: Bitmeyen
acıların şöleninde v e yalancı
umudun talanın da.
Zamanı büyüleyen,
kırık aynası Tarih’in. Ah! Kim çözecek
kör düğümünü dil’in? Bir iç yırtılış
gerekiyor dil’e: “Tarihsiciliğin
umumhanesindeki zamanın birinde deneni”
dinamitlemek için.

İşçiler
kaç yerde ateş etti saatlerinde Paris’in
Temmuz devriminde. Ona özgü
“tarihsel bir geçmiş-zamanın
başlangıcı olmak.”

Ürktüm hep
adamı olmaktan kalabalığın, ama göğsümü
bir siklon gibi parçalayan
kalabalıkların iç sızısı. “İnsanlığa
Mektuplar” yazıyordu “Hugo’nun dehasındaki
demagog”, tırnaklarken
kupkuru derisini kent.

Tankların ve gamalı
haçların arasındalar. Ölümün mü
yüzlerindeki sarılık, gaz
lâmbalarının mı?

Siyah Avrupa! Kül
değil kâğıdın yazgısı. Can var
külde ve okuyorum Sue’nun evinde
kendini asanın satırlarını, Sözcüsüydü
o saylav ve tefrikacı: “Ölümü
işçiden söz eden bir yazarın evinde
daha kolay karşılıyorum.”

İntihar!
Kim yazacak karanlık geçmişini? Açın
yağmalayın kaç bin yıllık
terekesini müntehirin: “Bir biçim
ve görünüm vermiyorum sana/hiç bir
biçim sürüklemesin diye seni mezara”:
Bir Yazıt Hebbel’in dizeleri, yenik
yüreğe ve bedene. Unutulmasın, Berlin
Belediye Başkanı’nın katkısı da:

“Yahudilerin
çok yüksek havagazı faturaları, çünkü
çok intihar ediyorlar.” Ah! Görülemeyen
güncel dehşet ve reddederken
olumlayan dil.

Elveda Arthur,
yaşamın da sınırı oldu İspanya
Söz’ün de. Üstelik “tarihsel
geçmiş-zamanın” başlangıcı değil
uyku; Tarihe çevrik
bir sabite-göz.

Ahmet Oktay

“Walter, Reichtag yangını sırasında Berlin’de edindiği 62 tabletlik uyku hapının yarısını bana verdi. Verirken gönülsüzdü. Çünkü 31 tabletin beklenen sonucu verip vermeyeceğini bilmiyordu. Oysa, yetti. Hareketimden bir hafta sonra, İspanya’ya doğru Pireneler’in yolunu tuttu. 55 yaşındaydı. Port- Bou’da sivil polis Walter’i yakaladı. Ertesi gün Fransa’ya göndereceklerini söylediler. Göndermek için almaya geldiklerinde trende ölüsünü buldular.”  ARTHUR KOESTLER

 

Reklamlar